24 Ocak 2013 Perşembe

Düz kafa sendromu

Sezaryenle doğduğu için Dora’nın çok güzel bir kafa yapısı var. Normal doğumda bebeklerin kafatası sıkışmaya bağlı çok deforme olsa da sezaryende böyle bir sıkıntı olmuyor. Beslerken başını tutuyorum da çok biçimli bir yuvarlak geliyor elime.

Kafa şekli bence çok önemli. Annem her ne kadar bizi bebekken sürekli yan yatırdığını, kafamızın arkasının düzleşmesine engel olmaya çalıştığını söylese de, bizim dönemimizde çok başarılı olduklarını düşünmüyorum. Belki de bu nedenle ben da takıntı olmuş bir durum bu. Dora’nın o güzel kafasının bozulma ihtimali beni çok korkutunca biraz araştırdım ve bu durumu önlemek için özel yastıklar yapıldığını keşfettim. Online alışveriş için uygun bir site bulamayınca 11 günlük bebeğime rağmen atlayıp anne bebek fuarına gittim. Neyse ki Yeşilköy’de olduğu için bir saatte gidip dönebildim, elimde yastığımla çok mutlu bir şekilde. Yıkayıp hemen Dora’nın başının altına koydum. Aslında bir yaşa kadar yastık önermiyoruz ama bu çok hafif dokulu, ince bir ped aslında, bu nedenle daha rahat kullanabildim. Hafif bir asimetri başlamış bile sol tarafında, umarım başarılı olur.

Düz kafa sendromu

Genellikle bebeğin kafasının arkasında veya yanında, ilk aylarda ortaya çıkan kafa şekil bozukluğudur. Kafa şekli oluşumuna etki eden nedenler arasında genetik özellikler olabildiği gibi, bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu ya da doğum şekli (normal veya sezaryen) da belirleyici olabilir. Başın bir bölgesine uygulanan basıncın etkisi ile o bölgede düzleşme oluşur. Bu düzleşme, kafa kemiklerinin arasındaki açıklıkların erken kapanması ile ilgili de olabilir. Bu durum kraniosinostoza yol açabilir.

Düz kafa sendromunda erken teşhis ve tedavi önem teşkil etmektedir. Çocuklarda kafatası bebek yaşta gelişir ve bir yaşına ulaştıktan sonra tedavi olanağı ortadan kalkar. Başlangıç aşamasında müdahale edilirse (bebeğin yatış pozisyonunu düzelterek, egzersiz ve masaj tedavileri uygulayarak) genellikle düzeltilebilir. Tedavi öncesinde bu yapının altında başka patolojik nedenlerin olup olmadığı araştırılmalıdır. Böyle bir durumda konuyu pediatristler ve fizik tedavi uzmanları ile görüşmek gerekecektir. Genellikle tanı ilk 6 aylık dönemde konulabilmektedir. Erken tanı konulması, tedavi ve uygulamaların başarısını önemli ölçüde etkilemektedir.

Plagiyosefali (Plagiocephaly): Asimetrik şekil bozukluğunun konumsal olarak bebeğin kafatasının arkasında oluşması durumudur. Yunanca bir terimdir ve “eğik baş” anlamına gelir. Bebeğin kafasına yukarıdan bakıldığında, kafa şekli bir paralelkenar görünümündedir ve bir kulağı diğerinden az görünür. Bu şekil bozukluğu aynı zamanda bebeğin yüzüne de yansıyabilir.

Brakisefali (Brachycephaly): Bebeğin kafasının arkasında oluşmuş pozisyonel düzleşmeye verilen isimdir. Uzun süreli sırt üstü yatırılmış olan bebeklerde görülmekle birlikte, bu durumda kafa yüksekliği, arka kısımlara gidildikçe artarak kendini gösterir.

Düz kafa sendromuna önlem olarak birçok uygulama söz konusudur. Bunlardan bir tanesi, bebeğin belirli aralıklara yatakta yattığı yönü değiştirerek, her defasında başını farklı yöne çevirerek (sağ-sol) yatmasını sağlamaktır. Bunula birlikte özel yastık, maske ve kasklar da kullanılabilir.
 

22 Ocak 2013 Salı

Çok sevdim...

Her zaman söylenir ya “yaşamadan bilemezsin” diye, gerçekmiş… Böyle sözlere pek prim vermem, klişe gelir ama bu defa yanılmışım. Aslında Dora’yı ilk gördüğümde bana “yabancı” gelmişti, garip bir korku hissetmiştim ama şimdi o kadar “benim” ki… Çok büyük bir sevgi duyuyorum ona karşı, ben bile inanamıyorum. Boncuk gözlerini yüzüme dikip bana bakınca içim eriyor, bir de gülümserse içim dünyalar benim oluyor. Ufacık bir sıkıntısı beni çok üzüyor.  Ona bir şey olacak diye içimde hep bir korku var. Hep iyi olsun, hep mutlu olsun istiyorum. Üzülmesin, hastalanmasın, kötü hiçbir şey yaşamasın…

Bu yaşadığım annelik mi? Bunu yapan hormonlar mı? Onun sevgisini kalbime sokan, içime işlemesini sağlayan… Gerçekten mucizevi bir şey bu, harika bir duygu. Birçokları gibi “keşke daha önce anne olsaydım” demeyeceğim. Şimdiye kadar ki hayatım da çok güzeldi. İyi ki şimdi anne oldum, iyi ki benim bebeğim Dora oldu, onu hiç bir bebeğe değişmem. Sanki, gördüğüm en güzel, en sevimli, en harika bebek o, benim bebeğim o.
O kadar güzel geliyor ki bana, minik burnu, biçimli dudakları, boncuk gözleri, küçücük elleri ayakları… Ayhan’a sürekli “bizim olduğu için mi bu kadar güzel geliyor?” diye soruyorum, tabi ki “hayır, çok güzel olduğu için” cevabını alıyorum. Huyu da güzel kızımın, huzursuzluk yapmıyor, mızmızlanmak dışında pek ağlamıyor. Mızmızlanıyorsa da ya acıkmış oluyor, ya altını kirletmiş ya da gazını çıkaramamış, çözünce rahatlayıp uyuyor. Huysuz olsa kızabilir miydim bilmiyorum am böyle olunca daha bir seviyorum.
Emzirirken elini göğsüme koyması, biberonu tutmaya çalışması, hıçkırırken korkup masumlaşması, yüzünü karşıma alınca gözlerini gözlerime dikmesi muhteşem şeylermiş gibi geliyor, beni çok mutlu ediyor. Daha çok kısa bir süredir hayatımda ama tüm dünyam oldu, onu çok ama çok seviyorum, benim minik meleğim…

20 Ocak 2013 Pazar

Tarama

Birkaç test var zaten yapılacak, tamamlayamadık. Topuk kanı tamam da hastanenin odyometri cihazı yenileniyormuş, elimiz boş döndük. Obsesif anne ben, daha ilk gece Dora’nın duymadığını düşünerek başında telefon çaldırmış ve mini kuzumun sıçramasına sebep olmuştum. İşittiğine sonra birçok defa şahit olduğumuz için bu konu da için rahat neyse ki, bir ayına kadar yaptıracağız. Kalça ultrasonu ile aynı güne denk getirebilirsem hastaneye bir defa girmiş olacak, çok irrite oluyorum onu hastaneye sokunca.
 
Obsesyonlarım artarak devam ediyor, enfeksiyon endişelerim hala maksimumda, herkese elini yıkatıyorum, kimseye dokundurmuyorum. Henüz çok küçük ve çok hassas, umarım biraz büyüdüğünde ben de rahatlarım.
 
Benim kontrolüm de tamam, bir sorunum yok. Göbeğim biraz küçüldü, ilk gün 5 aylık kadardı, şimdi 3 ay civarı ama o kadar gevşek ki… Karın kaslarımı hissedemiyorum,  beni terk etmişler sanki. Eski haline dönebilmesi için çok uğraşmam gerekecek. Artı 17 kg ile bitirdim gebeliği, son aylarda çok hızlı tartı aldım. Doğum sonrası sadece 6 kg gitmişti, gerçek kayıp için ödemlerin geçmesini bekliyorum. Özellikle ayaklarım çok şişmişti, son iki haftada, henüz normale dönemediler. Kesin kalanı belirleyip duruma göre bir hedef ve bir plana ihtiyacım var ama spor yapabilmem için çok erken, en az üç ay aktif  olarak imkansız, belki gebelikte yaptığım gibi yürüyüşle başlarım. Bakalım toparlanmaya çalışıyoruz kızımla…
 
Yenidoğan tarama testleri
Yenidoğan döneminde yapılacak birkaç test ile önlenebilir bir grup hastalığın erken tanı ve tedavisi mümkün olmaktadır. Bebeğin topuğundan alınan birkaç damla kan, işitme testi ve kalça ultrasonu minik meleklerin hayatını değiştirebilir. Yenidoğanlara yapılacak bu testler, bebekken tanısı ve tedavisi çok kolay olan pek çok ciddi hastalığın ilerlemesini önlediği gibi, bebek ölümlerinin azalması açısından da büyük önem taşıyor.
 
Sağlık Bakanlığı’nın her yenidoğan bebekten istediği üç test fenilketonüri, TSH ve biotinidaz taraması çok önemli ve mutlaka yapılması gerekiyor. Fenilketonüri, doğumsal metabolik bir hastalık, teşhisi ve tedavisi oldukça kolay. Merkezi sinir sistemini etkiliyor, zeka geriliğine yol açıyor. Bebeğin beslenmesine dikkat edilerek, gıda ile aldığı fenilanin miktarı azaltılıyor, bu maddeler normal sınırlara geldiğinde bebek sağlığına kavuşuyor. Ancak hastalığın tespiti geç kalındığında, bebeğin zekasında geri dönülmez hasarlar oluşabiliyor. TSH ölçülerek, bebeğin tiroid bezinin sağlıklı çalışıp çalışmadığı kontrol ediliyor. Hipotiroidi denilen tiroid hormonunun yetersizliği de nöromotor gelişimini etkilediği için zeka geriliğine neden olabiliyor. Biotinidaz bir enzim, eksikliği zeka geriliğinden işitme kaybına, göz sinirlerinin yeterince gelişmemesine kadar birçok soruna yol açabiliyor. Biotinidaz eksikliği ilaçla tedavi edilebiliyor.
 
Taramada örnek alma zamanı oldukça önemli bir konu. Sağlık Bakanlığı, her bebekten eksiksiz olarak kan alınabilmesi için hastaneden taburcu olmadan önce testlerin yapılmasını istiyor. Ancak test yapılmadan önce yeterince beslenemeyen bebeklerde yanlış sonuç çıkma ihtimali yüksek. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı, bebekler 10 gününü doldurunca ikinci kez testin tekrarlanmasını istiyor. Bu üç testte de bebekten kan almak için en uygun dönem, üçüncü ve beşinci gün arası olarak kabul ediliyor. Hipotiroidide üçüncü haftadan sonra konan teşhis, tedavide başarı oranını düşürüyor. Tanısı konmayan çocuklar; hastaneye zeka veya gelişme geriliği, beslenememe, sürekli uyuma, kaba yüz ve ses, ciltte ve saçta kuruluk, hipotoni bulgularıyla geliyor. Metabolik hastalıkta ise kan şekeri düşüklüğü, nöbet, anormal ter ve idrar kokusu, kas tonusu değişiklikleri, ciddi enfeksiyonlarla bebek hastaneye getiriliyor.
 
Yenidoğan dönemindeki önemli terstlerden biri de kalça çıkığının saptanması için yapılan ultrason. Çocuk ortopedistinin yanı sıra bu ölçüleri almayı iyi bilen bir radyolog da testi yapabiliyor. Kalça ultrasonunda en doğru sonuç için testin, riski olan bebeklerde ilk haftada, diğerlerinde bir ayını doldurunca yapılması gerekiyor. İkiz gebeliklerde, ailede benzer öyküsü olanlarda, makat geliş doğumlarda kalça çıkığı riskinin arttığı biliniyor.
Çocuk doktorlarının rutin muayenesinde kalça çıkığı testlerinin yapılması gerekiyor ancak muayene ile her zaman gelişimsel kalça bozukluğunu tespit edemeyebilir. Bu aşamada da ölçümlerin önemi ortaya çıkıyor. Kalça çıkığı teşhisi konulan bebeklere, kalça kemiğinin yuvasında kalmasını sağlayan özel bandajlar takılıyor. Böylece ileride ortopedik ve psikolojik sorunlara yol açabilecek durumlar baştan engellenmiş oluyor.
 
İşitme testi de Sağlık Bakanlığı kararıyla standart olarak uygulanan bir test, sağırlığın erken teşhisi ve tedavisinde büyük önem taşıyor. Test için en uygun zaman bebek 48 saatlik olduğunda, bu nedenle taburculuktan önce yapılması planlanıyor. Tercihen bir odiolog (işitme testi uzmanı) ya da bu konuda eğitimli bir hemşireyle birlikte yapılan testte, cihazın hassasiyeti kadar yapan kişinin deneyimi de önemli. Test sırasında, sessiz bir ortamda, kulaklarının içine verilen ses dalgasına bebeğin verdiği tepki ölçülüyor. Bebeklerde işitmenin yeterli olduğu seviye, 30 desibel. Her 1.500-2.000 doğumun birinde, bebekte işitme problemi görülüyor. Testte bebeğin işitmediği ortaya çıkarsa, orta düzeydeki işitme kayıpları kulaklıkla giderilebiliyor. Daha ileri düzeydekiler ise ‘Koklear implant’ yöntemiyle tedavi ediliyor. Ailesinde doğuştan işitme özürlü olanların, dış kulağında anormallik görülen bebeklerin veya prematürelerin kesinlikle bu teste tabi tutulması gerekiyor.
 

18 Ocak 2013 Cuma

Terzi meselesi...

Bir haftayı geçti Dora’yı şöyle bir soyup muayene edemedim. Üşengeçlik değil tam olarak, bir şey bulmak mı istemedim, yoksa iyi olduğuna emin mi oldum bilmiyorum ama içimden gelmedi. Hastanede muayene olmuştu zaten, sanırım daha fazlası gerekli görmedim.  Bir haftalık olduğunda tarama testleri için hastaneye gittiğimizde Hayri bey yeniden bakmak istedi, yüzeysel baktı ama zaten bir sıkıntısı olmadı. Hafif bir üfürümü var onu da bekliyorduk, bir Eko planımız var yakın zamanda.
Ek bir tetkike çok ihtiyacımız olmadı, hafif sarardığı için bilirubin baktırdık, anne obsesyonu çıktı, bir de hastanede hemşirelerin diline düştüm, 6.5 olunca… TSH baktırdım bir de, taramada var ama bekleyemedim, o da normal geldi.
Işığa ve sese tepkisi çok iyi, idrarı, kakası oldukça fazla, göbeği de 8. gün düştü, o gün ilk banyosunu yaptırdık. İlk gün 180 gr tartı kaybı olunca korkmuştuk ama toplamda 200 gr’da kaldı kaybettiği, ilk 5 gün mama takviyesiyle toparlandık. Beslenmemiz şimdilik emzirmeden çok pompa takviyeli anne sütü şeklinde, tam kavrayamadığı, çok güçsüz çekip hemen yorulduğu için emerek doyamıyor, ben de sağıp biberonla veriyorum anne sütünü. Bence anne sütünü arttırmanın en iyi yolu sık sık sağmak, katlayarak artıyor gerçekten. Dora’nın karnı iyi doyduğu için huzursuzlukları olmuyor, pek ağladığını duymuyoruz, 3-4 saatlik bir rutinimiz var, emmesi için deniyorum, sağıyorum, besliyorum, biraz oyalanıyor ve sonra uyuyor. Sağmak için biraz geç kalırsam ancak, hafif mızmızlanıyor o kadar. Henüz daha erken, belki kolik sıkıntıları olacaktır ama şimdilik huzurlu bir bebek. Birbirimize alışıyoruz, zor ama çok keyifli bir dönem bu…
Yenidoğan bebeğin özellikleri
 
Bebek sahibi olmak anne-baba için büyük mutluluk verici bir olay olmakla birlikte ilk aylar birçok endişeyi de birlikte getirir. Bakımı, sağlığı, beslenmesi ve ağlaması gibi konularda normal olan durumların bilinmesi ters giden bir şeyler olduğunda çabuk fark edilmesini sağlar, ayrıca ailenin gereksiz endişelere kapılmasını da engellemiş olur.
Vücut özellikleri; yenidoğan bebeklerin görünümü erişkine göre çok farklıdır. Baş büyük, yüz yuvarlak ve burun basıktır, baş kemikleri arasında bıngıldak denilen boşluklar vardır. Kas yapısı tam gelişmemiştir, kemik yapısı yumuşak ve esnektir. Sinir sistemi gelişmediğinden tepkileri reflekstir. Zamanında doğan bir bebeğin boyu 50-53 cm, tartısı 2,5-4 kg baş çevresi 35 cm’dir. Kalp hızı dakikada 120-150 solunum sayısı 40-60 civarındadır.
Görme; yenidoğan bebek yaklaşık 15-20 cm yakınındaki cisimleri görebilir ancak annenin yüzünü tanıması ve bakması 2 ay civarında olabilir. 3. ayda cisimleri izlemeye başlar, 6. ayda görme keskinliği erişkin düzeyine ulaşır. Şaşılık 4 aya kadar normal kabul edilir, daha sonra devam ederse tedavi edilmelidir. Yenidoğan bebeğe hekim tarafından kırmızı refle testi yapılır.
İşitme; erken dönemde gelişen bir duyudur, tüm yenidoğan bebeklere işitme taraması yapılır.
Cilt; yenidoğan bebeğin cildi erişkine göre ince ve geçirgendir, bu nedenle kullanılan kozmetiklerden çok daha kolay etkilenir. Enfeksiyona dirençleri yetersiz, alerjik maddelere duyarlılıkları fazladır. Birçok cilt bulgusu yenidoğan döneminde normal kabul edilir. Yenidoğan cildi dolaşımdaki yetersizlik nedeniyle kırmızı-mor çizgilenmeler gösterebilir, “kutis marmoratus” adı verilen bu görünümün nedeni üşüme değildir ve normal bir durumdur.. Kırmızı kan hücrelerinin azlığı(anemi) solukluk, fazlalığı(polisitemi) pembelik olarak bulgu verir, sınırı aştığında önemli olabilir. Bebek anne karnında tüm vucudunu saran “verniks kazeoza” isimli beyaz, kremsi bir madde ile kaplıdır, bu maddenin soğuktan ve enfeksiyonlardan koruma özelliği vardır. Bebeklerin kulak çevresinde yoğun olmak üzere tüm vücutları “lanugo” adı verilen tüylerle kaplıdır, zamanla dökülür. Yüzde “milia” ve “miliaria” adı verilen deri lezyonları bulunabilir, milia ter bezlerinin tıkanmasıyla ortaya çıkan, küçük sarı lezyonlardır. Miliaria (isilik) ise sıcak havada bebeğin aşırı örtülmesi sonucu ter bezlerinin gerilmesi sonucu ortaya çıkar ve pembe renklidir. Toksik eritem; 1-2 cm çapında kırmızı lekelerdir, üzerinde minik sarı şişliklere rastlanır, önemsiz, geçici lezyonlardır. Mongol lekesi; kalçalarda görülen mor lezyonlardır, bir yıla kadar kaybolur. Hemanjiomlar(kılcal damar genişlemesi) genellikle göz kapağında olmak üzere çeşitli yerleşim gösterir, birkaç ayda solmaya başlar, sıklıkla bir yılda kaybolur.
Yatış pozisyonu; bebekler yastık kullanmadan, yatağın alt ucuna yakın ve sırtüstü yatırılmalıdır. Kusan bebekler yan yatırılabilir, sık kontrol edilmelidir. Yüzünün açık bırakılması gerekir. Gece oda karartılabilir.
Tartısı; doğumdan sonraki ilk günlerde vücut ağırlığının %10 kadarı kaybedilir, daha sonra günde 20-30 gr tartı alımı beslenme ve büyümenin yeterli olduğunu gösterir. Altıncı aydan sonra bu hız yavaşlar, bir yaşında bebeklerin ortalama tartısı 10 kg civarındadır.
İlk idrarı ve kakası, alt değiştirme; bebeğin ilk idrarını 24 saatte, il dışkısını 48 saatte yapması gerekir. Bebeklerin birçoğu “mekonyum” adı verilen yeşil yapışkan ilk dışkıyı 24 saatte yaparlar, daha sonra renk açılarak sarıya dönüşür. Yenidoğan bebeklerin bezinde ürat kristallerine bağlı turuncu-pembe renk görülmesi normaldir. Yenidoğan bebeğin altı olabildiğince hızlı şekilde değiştirilmelidir. Malzemeler öncesinde hazır tutulmalıdır. Altı açılan bebek rahatlayarak idrarını yapabilir. Temizlik için ılık su ve sabun kullanılmalıdır, ıslak mendiller bebeğin hassas cildini tahriş edip pişiğe neden olabilir, yıkama en uygun temizleme yöntemidir. Silme işlemi önden arkaya doğru yapılmalıdır. Pişiği önlemek için bebeğin altının sık değiştirilmesi ve kuru tutulması önemlidir, çinko içeren koruyucu kremler uygulanabilir.
Banyosu; göbek düşene kadar ıslak silme işlemi daha uygundur. Göbek düştükten sonra bebek her gün yıkanabilir, rahatlamasına yardımcı olur, büyüme ve gelişmesini hızlandırır. Gün aşırı sabun ya da bebek şampuanı uygulanabilir. Tek kişi yıkayacaksa bebek küveti ve banyo filesi yardımcı olabilir. Önce gövdesi yumuşak bir bezle sabunlanır, koltuk altları ve kasıkları temizlenir, en son baş ve yüz yıkanır. Hızlı bir şekilde yıkama işlemi tamamlanıp iyice kurulanmalıdır. Bebek yağı ile banyo sonrası masaj yapmak bebeğin uyumasını kolaylaştırır. Saç diplerindeki ince sarımsı “konak” adı verilen krutlanmalar bebek yağı ile ıslatılıp ince dişli tarakla taranarak engellenebilir.
Beslenmesi; yenidoğan bebek normal doğumlarda hemen doğar doğmaz ilk bakım yapıldıktan sonra, genel anestezili sezaryen doğumlarda anne anestezi etkisinden çıkar çıkmaz annenin göğsüne verilerek emzirme başlatılmalıdır. İlk emzirmede az miktarda ancak bebek için çok yararlı olan “kolostrum” adı verilen süt gelir. Anne ilk emzirmeleri yatarak yapabilir daha sonra bebeği kucağında kavramalı, desteklemeli, kendisi için en rahat pozisyonu almalıdır. Bebeğin ağzı anne memesinin koyu renkli “areola” denilen bölümünü tamamen almalı, sadece meme ucunda bırakılmamalıdır, bu hem süt akışına izin vermez hem de meme ucunun yara olmasına neden olur. ilk haftalarda her iki meme yaklaşık 15’er dakika emzirilmeli, emzirme aralıkları 3 saati geçirilmemelidir. Bebek her istediğinde emzirme başlatılmalıdır. Meme ucu temizliği sadece su ile yapılması yeterlidir, emzirme sonrası temizlenme gerektirmeyen göğüs ucu koruyucu kremlerinin kullanılması ağrı ve tahrişi önleyeceğinden yararlı olabilir.
Göbek bakımı; yenidoğanda göbek enfeksiyon kaynaklarının giriş yeri olabileceği için temiz tutulması ve bakımı önemlidir. Yeni kesildiğinde ödemli ve jel görünümündedir. Zamanla kuruyarak 1-2 hafta içinde kendiliğinden düşer. %70’lik alkol solüsyonu ve steril gazlı bez ile günde 3-4 defa dibinden ucuna doğru silinerek temizlenmesi, bebek bezinin dışında bırakılması bakım için yeterlidir. Düştükten sonra birkaç damla kanama olması normaldir. Göbek çevresinde kızarıklık, şişlik ve akıntı bulunması enfeksiyon göstergesidir, vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.
Giydirilmesi; kolay giydirilip çıkarılabilecek, pamuklu, alerjen olamayan giysiler tercih edilmelidir. Sabun tozu ya da bebekler için hazırlanmış deterjan ile yıkanmalı ve ütülenmelidir. İlk bir yıl yumuşatıcı kullanılması alerjen olma riski nedeniyle önerilmez. İnce kumaşlardan birkaç kat giydirmek tek kat kalın giysilere tercih edilmelidir. Giysilere iğne, boncuk gibi cisimler takılmamalıdır.
Ağlaması; bebeğin derdi olduğunun anlatmasının tek yoludur. En önemli neden açlıktır, daha sonra uzun süre altı kirli kalan bebeğin cildi tahriş olduğundan rahatsızlık hissi ağlamasına neden olabilir. Ortam ısısının düşük ya da yüksek olması da rahatsızlık vererek ağlamaya yol açar, bebek ortama uygun giydirilmeli, oda ısısı 22-24 derece arasında tutulmalıdır. Kolik ağrısı bebeklerde ağlamaya neden olan sebeplerden biridir, genellikle akşam saatlerinde olan inatçı ağlamalardır, bebek bacaklarını karnına doğru çeker, ılık karın masajı faydalı olabilir, 4-5 aydan sonra azalarak kaybolur. Nadiren de bebekler sadece ilgi ve sevgi istedikleri için ağlarlar, ihtiyaçları karşılandıktan sonra dokunmak, sarılmak, onunla konuşmak rahatlatıcı olabilir.
Bebekte bir sorun yoksa rutin doktor kontrolleri, doğduktan hemen sonra, hastaneden taburcu olmadan önce, birinci haftasında, 15. gününde, 1. ayında, 2. ayında, 3. ayında, 6. ayında, 9. ayında ve bir yaşında yapılır.

15 Ocak 2013 Salı

İlk günler

Sezaryenim spinal anestezi ile oldu, iyi yanı hiç bilinç kaybı yaşamadım. Fazla ajite olmadığım için Dormicum da yapılmadı, her şeyi net hatırlıyorum. Çok güzel bir şey, ameliyathanede olanlar tamamen kontrolümdeydi. Dora sadece bakım yapılırken benden uzaktı, hızla o da tamamlanıp yanıma geldi. Sonra da kısa süreli bakımlar dışında hep beraberdik. İlk emzirmeler gerçekten zordu, tutmak istemedi, çabuk yoruldu, güçlü çekemedi… Ama ilk günü uyuyarak geçirdi. İlk gece için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Huzursuz bir geceydi, uyuyamadı, mama vermek zorunda kaldık, onunla biraz sakinleşti. İkinci günü yine uyuyarak geçirdi, ikinci geceyi ise mama desteğiyle daha iyi atlattık. Eve gelip pompa ile sağmayı denediğimde ise acı gerçekle yüzleştim, damlamadı bile. Huzursuzluklarının nedeni açlıkmış meleğimin. Mama desteğine beş gün devam ettik, yavaş yavaş süt gelmeye başlayınca azalttık, şimdi iyiyiz, mamaya gerek kalmıyor.

Doğuma girecek pediatrist benim için çok önemliydi, kendim aktif olamayacağım için bir müdahale gerekirse güvenebileceğim birinin olmasını istedim. Nilüfer, hocadan izin alamayıp gelemeyince endişelenmiştim ama hastanenin pediatristi Hayri beyi görünce rahatladım, ilk anda güven veren biriydi. Neyse ki Dora’nın herhangi bir müdahaleye ihtiyacı olmadı, biraz erken doğduğu halde hemen ağladı, kısa bir bakımdan sonra da hemen yanıma gelip emmeye başladı. Çok büyük bir rahatlama oldu o an benim için.

Hastanedeki iki gün zordu, birçok annenin bakımlar hemşireler tarafından yapıldığı için daha uzun süre kalmak istediği söylenir ama biz bir an önce eve dönmek istedik. Gerçekten de evde her şey daha rahattı, düzenimizi kurup birbirimize alışabildik. Her gün bir öncekinden daha iyi geçiyor, arada huzursuz gecelerimiz oluyor ama artık onu daha iyi tanıyoruz, artık biz bir takımız…

 

Doğumdan hemen sonra

Yenidoğan dönemi doğumu izleyen 4 haftalık süreyi içerir. İnsan yaşamı döllenme anında başlar ve bunun ilk 40 haftası uterus içinde geçer. Bu dönemde büyüme ve gelişme açısından büyük aşamalar göstermekle birlikte yenidoğanın birçok vücut işlevi henüz tam olgunluğa erişmemiştir. Bu nedenle birçok yapısal özelliği erişkinden farklılıklar gösterir.
 
Her yenidoğan bebekte doğar doğmaz klinik değerlendirme yapılmalıdır,  bu nedenle doğumlarda doğum odasında mutlaka bir çocuk hekimi yer alır. Bu hekim bebek doğar doğmaz onun ilk değerlendirmesini yapan kişidir. Değerlendirme ile acil girişim ya da özel bakım gerektirecek bir durum olup olmadığı saptanmaya çalışılır, muayene için hazırlık yapılır. Doğumu izleyen 1. ve 5. dakikalarda yapılacak Apgar değerlendirilmesi ilk muayenenin bir bölümüdür. Deri rengi, kalp hızı, buruna sonda ile dokunularak alınan refleks yanıt, kas tonusu ve solunum gözlenerek bebeğin ilk anda iyilik durumu saptanır. İlk değerlendirmesinde önemli bir sıkıntı saptanmayan bebeklerin ayrıntılı muayenesi doğumdan sonra 24 saat içinde yapılır.

İlk bakımı yapılan aktif ve sağlıklı olduğu saptanan bebek giydirilip hemen anne kucağına verilmeli ve emzirilmelidir. Sezaryen doğumlarda annenin anestezi etkisinden çıkması beklenir (en geç 4 saat), bundan sonra anneye yardım edilerek emzirme hemen başlatılmalıdır. Bu ilk saatlerde gelen, kolostrum adı verilen kıvamlı sütün miktarı çok az olsa bile emme hareketi salgıyı uyaracak ayrıca kanamanın durmasına yardımcı olacaktır. Annenin emzirme olayına önceden hazırlanmış olması emzirmenin başarısını arttıran önemli bir faktördür. ayrıca hastanelerdeki emzirme danışmanlarının ilk anlardaki desteği emzirmenin devamı için oldukça yarar sağlar.

Beslenme sıklığı bebeğin isteğine bırakılır. İlk günlerde günde 10 veya daha fazla sayıda öğün isteyebilir. Bu dönemde süt salgısı için sık emzirme çok önemli bir uyaran olduğundan bebek 3-4 saatten daha uzun uyuyorsa, uyandırılarak emzirilmelidir. İlk haftalarda her iki göğüs emzirilmelidir, bir göğüste kalış süresi yaklaşık 10-15 dakikadır. Bebek anne memesinde emme hareketini bırakıncaya kadar tutulmalıdır. İlk 3-4 günden sonra bebeğin tartı almaya başlaması emzirmenin başarılı ve sütün yeterli olduğunun göstergesidir.

Doğum odasında yapılan yenidoğan bakımı göbek bakımı, göz bakımı, K vitamini uygulaması, Hepatit B aşısının ilk dozu ve kimlik belirlenmesi için ayak izi alınmasını kapsar. Göbek ve etrafındaki doku antiseptik solüsyonlarla silinir, üzeri kapatılmaz. Göbek düşene kadar alt bezinin dışında tutularak günde 2-3 defa alkol ile temizlenmesi hem enfeksiyon riskini azaltır hem de daha hızlı kuruyup düşmesini sağlar. Göz bakımında yenidoğan bebeğin gözüne damlatılan damlalarla olası bir enfeksiyon engellenmeye çalışılır. Tüm yenidoğanlara 2-5. günlerde topuktan alınan kan ile tarama testleri yapılır. Bu test ile toplumda sık rastlanan ve erken tanı ile önlenebilecek hastalıkların varlığı araştırılır.

Anne ile bebeğin aynı odada izlenmesi anne-bebek ilişkisinin sağlıklı şekilde kurulabilmesi için gerekli olduğundan özel bakım gerektiren bebekler dışında artık bebek odası uygulaması yapılmamaktadır. İlk saatlerde kurulan anne-bebek ilişkisi hem bebeğin sağlığı hem de annenin davranışları açısından çok önemlidir ve mutlaka desteklenmelidir.

Aileye yeni bir bireyin katılması, daha önce tecrübesi olmayan bir annenin yeni bir durumla karşı karşıya kalması, mutlak bakıma ihtiyacı olan bir bebeğin sorumluluğunu alması oldukça zorlu bir süreçtir. Bu dönemde annenin ihtiyaçlarına destek olunmasının yanında onun duygusal olarak da desteklenmesi çok önemlidir.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Üç kişiyiz…

Hayatımıza bir melek girdi…
3140 gr ağırlığında, 48 cm boyunda pamuk şeker gibi bir kız, Dora. Çok karlı bir günde geldi, İstanbul onun gibi bembeyazdı. Hayatımız değişti, dünya onun etrafında dönüyor, gözüm sadece onu görüyor. Şimdilik iyi huylu, huzurlu bir bebek olmasını istiyorum, ben de olabildiğince sakin olmaya çalışıyorum.

7 Ocak 2013… Sabah çok erkenden kalkıyoruz, heyecanlıyız ama birbirimize çaktırmamaya çalışıyoruz. İki kişilik son sabahımız evde. Yavaş yavaş hazırlanıp evden çıkıyoruz, hava henüz aydınlanıyor, lapa lapa kar yağıyor, çok soğuk değil, serin. Kısa sürede hastanedeyiz, annemle babam da bizden önce gelmiş. 812 numaralı odaya çıkıyoruz, kocaman camlı pencereleri olan bir oda, karla birlikte güzel bir İstanbul manzarası. Yerleşiyoruz, annem hazırladığı hatıralıkları, kurabiyeleri, şekerleri ve tabi ki lohusa şerbetlerini yerleştiriyor ama aslında oyalanmaya çalışıyor, endişeli olduğu her halinden belli, arada gözleri doluyor. Ayhan’ın anne babası ve Nagehan da yanımızdalar, herkeste endişeli bir mutluluk hali. Ben de endişeliyim, ameliyattan çok bebeğimin iyi olup olmadığını merak ediyorum. Ayhan hem benim için hem kızı için endişeleniyor. Kordon kanı laboratuvarından Erdem bey görevini yapmaya çalışıyor, doğum fotoğrafçımız NST’den çıktıktan sonra giyinmemi isteyen hemşirelerden birkaç poz için izin koparma peşinde… Son hamile fotoğraflarımı çektirdikten sonra giyiniyorum, yatağa uzanıyorum ve ameliyathaneye iniyoruz, Ayhan hep yanımdaydı, bir ara giyinmek için kayboldu, bu sırada beni masaya yerleştirdiler, spinal anestezi yapıldı, anestezistimin eli çok iyiydi, ciddi bir ağrı yaşamadım. Önce bacaklarımda bir elektriklenme hissettim, sonra tamamen hissizlik. Bacaklarımı oynatamamak başta ürkütücü geldi, sonra alıştım. Beni boyayıp örttüler, bu arada Ayhan ve fotoğrafçımız ameliyathaneye geldi, yanımda olması o kadar iyi geldi ki bana, güvende hissettim. İzleyemedi ameliyatı, merak bile etmedi zaten, benim başımda durdu, yüzümü okşadı sadece. Bir ara o tanıdık yanık kokusunu duydum da başladıklarını öyle anladım, koter çalışıyordu, hiçbir şey hissetmedim. Çok sık sezaryen izlediğim için görüntülerle birlikte kokular ve sesler de hafızama işlemiş, çok kısa bir süre sonra aspiratörün sesini duyunca saniyeler içinde çıkacağını hissettiğimden inanılmaz bir heyecan kapladı içimi. O an dışında her şey beklediğim gibiydi ama o aspiratör sesi beni alt üst etti, nefesim kesildi, gözlerim yaşardı, Ayhan’a “geliyor” diyebildim ama duydu mu bilmiyorum. Az sonra sesini duydum, güçlü bir çığlıkla doğdu, benim içimdeki ise rahatlamaydı en çok. Sağ tarafımda o pembe minik bedeni görünce önce her zaman ki sezaryenlerdeki bebekler gibi geldi ama getirip yanağıma dokundurduklarında onun “başka” olduğunu hissettim, o “benim”di, “bizim”di… Ayhan bir süre konuşmadı, sonra da “çok güzel” diyebildi. Emzirmem için tuttuklarında hazırlıksız yakalandım, çok kabul edebilirim gibi gelmiyordu ama boşlukta gibiydim zaten, onu da becerdim…
Yüzümde salak bir gülümsemeyle çıktım ameliyathaneden, annemler endişeyle yanıma koştular ama gülümsediğimi görünce rahatladılar. Kızım yanıma gelince her şey durdu, aylardır içimdeki kıpırtı mıydı bu, ne kadar da büyümüştü, şimdi yanımdaydı ve benim bebeğimdi, ben anne olmuştum. İnanılmaz bir duygu, mucize gibi, algılamak bile o kadar zor ki. Ayhan’la sürekli birbirimize “çok güzel” diye söyleyip duruyoruz, gerçekten güzel, bizim için dünya güzeli… Minicik, nasıl da güzel kokuyor, koklamaya doyamıyorum, öpüyorum, öpüyorum. Burnu, kulakları Ayhan’a, kaşları, çenesi bana benziyor sanki, ne müthiş bir karma bu, ne harika bir şey… Çok seviyorum, Ayhan’ı da daha çok seviyorum. Huzur, dinginlik, rahatlama, tarif etmek zor ama sonrasında bulutların üzerinde geziyorum. 
Pansumanlar, bakımlar, ziyaretçiler… Hepsi çok bulanık, sadece kızımı hatırlıyorum, emmeye çalışan o minik ağzını, uyurken bana gülümseyen güzel dudaklarını, zorlukla açmaya çalıştığı gözlerini ve kokusunu… Herkes gidiyor, akşam baş başa kalıyoruz, annem ne kadar kalmak istese de Ayhan asla kabul etmiyor, iki sevgili ve kızımız, ilk gecemizi üçümüz birlikte geçiriyoruz. Aşık olduğum adam ve dünyalar güzeli bebeğim, zaten başka bir şey düşünemiyorum, hep böyle kalalım istiyorum. Her şeyini biz yapalım, onu sonuna kadar yaşayalım. Huysuzlandığı oluyor ama idare ediyoruz, açlığı tolere ediyor, altının kirlenmesine asla dayanamıyor, fark ediyoruz.

Artık evimizdeyiz, biraz daha birbirimize alıştık sayılır, kolay değil, zorlukları çok ama muhteşem. Ağrılarım azaldı, gündüz annem yardıma geliyor, onun dışında her şeyiyle kendim ilgilenmeye çalışıyorum, uykusuz kalmak zaten bildiğimiz bir şey, göze alınıyor. Ayhan evde olduğunda çok ilgileniyor, zaten eve uçarak geliyor. Artık dünyamın merkezinde Dora var, eskisinden çok farklı bir hayatım olacak biliyorum, tüm güzellikleriyle o hayatı bekliyorum…

6 Ocak 2013 Pazar

Bir son, bir başlangıç...

Heyecan, endişe, merak, korku, sabırsızlık… Hissettiklerimi sıralamak bile o kadar zor ki… Bu günü yaşayacağımı biliyor olsam da sanki çok çabuk geldi. Hamileliğimin sonu ve anneliğimin başlangıcı… Yarın kızımla tanışacağım, çok garip bir duygu. Aslında aylardır birlikteyiz ama yarın her şey çok daha farklı olacak. Belki ilk günler anlamayacağız ama yepyeni bir hayat var artık önümüzde, merakla bekliyorum.

Hazırlıklarımız bitti, çantalarımız arabada, herkese haber verildi. Böyle planlı bir doğum olacağını hiç tahmin etmemiştim, zaten kızım en başından beri beni şaşırtıyor. “Çantayı alıp, hazırlanıp doğuma gitmek” bana uzak geliyordu, normal doğum olsun istiyordum ama bu durumu da sevdim, karakterime daha uygun, her şey kontrol altında, planlı… Umarım bu aşamadan sonra bir sürprizle karşılaşmayız. Sabah erkenden hastaneye gideceğiz, yatış yapacağız, odamıza geçeceğiz, fotoğrafçımız gelecek, hazırlanacağız, ameliyathaneye gideceğiz, anestezi yapılacak ve kızım gelecek. Ayhan yanımda olacak, Nilüfer gelemeyecek, hastanenin pediatristine güveneceğiz. Annem odayı, hediyelikleri ve ikramları hazırlayacak, belki ilk ziyaretçilerimiz gelecek, odamıza çıkacağız ve yeni hayatımıza başlayacağız… Umarım, böyle olur yani… Bir aksilik, sürpriz, değişiklik istemiyorum. Sakin ve mutlu olmak, bu günü güzel hatırlamak istiyorum, bu gece tek duam bu…

3 Ocak 2013 Perşembe

Çocuğa sahip olmak!

Yapmaktan korktuğum şeylerin biri de bu durum. Ailelerin özellikle de annelerin çocuklarına “sahip” olduklarını düşünmeleri beni rahatsız ediyor. Bir çocuğun dünyaya gelmesini sağlayınca onun bize ait olduğunu düşünmek, onun karakterini, hayatını çizmeye çalışmak, kendi yapamadıklarımız için onu yönlendirmek ve onun başarılarından, karakterinden kendimize pay çıkarmak bence sağlıklı ruh yapısına sahip bir insanın yapacağı şeyler değil. 

Her bebek kendi başına bir birey olarak dünyaya geliyor, biz anneler sadece bu duruma aracılık ediyoruz, onu hayata hazırlıyoruz, doğru bildiklerimizi öğretiyoruz, en iyisini yapmaya çalışıyoruz ama tüm bunların onun karakterine hakim olduğumuz anlamına gelmediğini unutmamamız gerekiyor. Ülkemizde, dünyaya göre daha yüksek oranda görülen bir durum sıklıkla kendi hayatından tatmin olmayan, eksik kalan şeyler olduğunu hisseden ama bunu düzeltmeye gücü yetmeyen anne ya da babanın hayallerini çocuğunun üzerinden yaşamaya çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Çocuğunu hayatının projesi olarak görüp varlığını ona adamak, kendi hayatını geri plana atmak, en sonunda ortaya çıkan çocuğu kendi eseri gibi görmek aynı anda birden fazla hayatı mahvetmek anlamına geliyor. Annenin ya da babanın isteklerine boyun eğmekten başka şansı olmayan, başarılı olmayı sadece onların taleplerini yerine getirmekle bir tutan, kendi fikirleri ve doğruları oluşmamış ama annesinin/babasının  “mükemmel eseri” olan bir bireyin toplumdaki yeri de sonuçta çok sağlam olmuyor.

Bebeğimi çok seviyorum, onun için her şeyin en iyisini istiyorum ama öncelikle onun kendi fikirleri, doğruları, talepleri olan, kendi hayatının sorumluluğunu taşıyabilen mutlu bir çocuk olmasını istiyorum. Aslında bu hayata bir çocuk getirmeye karar verirken tüm bunları düşünüp kabul etmiş olmak gerekiyor. O benim eserim olmayacak, o benim hayatımın en önemli parçası olacak, o kendi başına bir birey olacak ve tüm gerçekleriyle kendi hayatını yaşayacak, benim onun için planladığım projeyi değil…

1 Ocak 2013 Salı

Yeni yeni…

“Yeni bir yıl, yeni başlangıçlar” derler ya hep, bu yıl bizim için tam anlamıyla öyle oldu… Yılın son günlerinde doğmasını hiç istemiyordum, aslında hiçbir çocuk için istemem, son günler biraz endişeliydim ama sonunda yıl değişti. Bebeğim “yıl kaybetmemiş” olacak. Eskiden okula başlarken bu durum çok daha önemliydi, yeni değişikliklerle biraz düzeldi ama ben istememiştim, dilediğim gibi de oldu, kızım sabretti. Ama bu sabrı çok uzun sürmeyecek sanırım, bu günkü kontrolde kasılmalarımın başladığını öğrendim, ben henüz bir şey hissetmiyorum ama 10 dakikada bir gelen düzenli kasılmalarım varmış ve artarsa bu gece bile doğabilirmiş, dehşete kapıldım ama sanırım artık hazırlıklı olmalıyım.

Nöroloji ile de görüştükten sonra sezaryene karar verdik, ideali 38+3 ama benim endişelerim yüzünden doktorum, bir de pediatrist olduğum için tabi, bana bıraktı, “ideali budur ama sen ben daha erken isterim dersen, olası bir aksilik de ben demiştim deme hakkın olduğundan istediğini yaparım” dedi. Sonuç olarak, kızım acele etmezse hamile geçireceğim 5 günüm var önümde, 6. Günün sabahı için randevumuzu aldık, 37+6 için. Biraz erken aslında, üç hafta kadar sonrası bile beklenebilir normal doğum için ama benim için zor görünüyor. Bu gün itibariyle artık prematüre de sayılmadığı için içim rahat, tam de 3150 gr ölçüldü tartısı, oldukça iyi. Endişeliyim, korkuyorum, sabırsızlanıyorum… Uzun süredir yapamıyorum ama “plan dahilinde” olursa odamızı bile seçtik, babacık rahatımız için her şeyi düşünüyor, deniz manzaralı çok konforlu bir oda, manzarayı görecek durumumuz olursa tabi…

Hazırlıklarımız tamamlandı, tabi yapacak şeyler bulurum ama şimdilik önemli bir işimiz kalmadı. Kordon kanı için ve fotoğrafçımıza planlanan tarihi bildirip kızımızın sabırlı davranması için dua etmekten başka…