31 Ekim 2013 Perşembe

Çalış(a)mayan anne

Bunları yaşayacağımı aylar öncesinden tahmin etmiştim ama yapacak bir şey yok. Bebeğini bırakıp işe gitmek ve sadece akşam bir saat görebilmek bir annenin başına gelebilecek en kötü şey. Yok, tabi ki en kötüsü değil ama çok çok kötü bir durum. Bu aralar en yoğun hissettiğim duygu yetememe, vicdan azabı... Dora bazen uyanmamış oluyor çıktığımda, eve döndüğümde ise günlük tüm aktivitelerini bitiriyor. Bir saat birlikte zaman geçirebiliyoruz, sonra uyku hazırlıkları başlıyor.

Beni coşkuyla karşılaması hem çok mutluluk verici bir durum, gülüyor, alkışlıyor, oyunlar yapıyor ama aynı zamanda beni özlediğini de gösterdiği için çok üzücü. Bazen hiç yüz vermeyip başka şeylerle ilgilendiğinde içim rahatlıyor, çok etkilenmemiş diye düşünüyorum. Annelik hiç tahmin edemeyeceğim duygular hissettiriyor gerçekten, çok farklı düşünmeye başlıyor insan. Biraz daha büyüyüp gitmeme tepki vermeye başladığında çok daha zor olacak gibi görünüyor. Arkadaşlarım bu tür tepkiler verdiklerinde abarttıklarını düşünüyordum ama şimdi az bile yapmışlar diyorum. Kendi hissettiklerimden çok Dora'nın özlediğini, üzüldüğünü düşünmek can sıkıcı oluyor.
Okul hayatımı bile sayarsak tüm hayatım boyunca en uzun süre evde kaldığım dönemi geçirdim. Bir taraftan hayatım tamamen değişti, zor ama çok keyifli günlerdi. Diğer taraftan hormonlar, annelik vs. duygularımı, düşüncelerimi de etkiledi. Eskiden çalışmamak gibi bir duruma ihtimal vermiyorken şimdi evde kalabilmenin yollarını arar oldum. İlk yıllarını anneleriyle geçiren çocukların şanslı olduğunu düşünüyorum. Dora'nın bunu yaşayamaması keyfimi kaçırmıyor değil elbette. Diğer taraftan çok sevdiğim bir arkadaşım okuduğu bir araştırmada çalışan annelerin çocuklarıyla daha kaliteli vakit geçirdiğini yazdıklarından bahsetmişti. Tüm gün evde rutin şekilde çocuğuyla birlikte olan anne, zamanla ev işleri ve kendi uğraşlarından çocuğa iyi vakit ayıramıyor, birebir onunla olmadığı zamanlarda dahi uzun süre aynı ortamda bulundukları için birlikte vakit geçirdikleri yanılgısına kapılabiliyorlar. Oysa çocuğuyla kısa süreli birlikte olabilen anneler bu kısıtlı zamanı en iyi şekilde geçirmek istiyorlar. Bence de çok mantıklı, önemli olanın kaliteli zaman geçirmek olduğu konusunda şüphe yok. Sürekli birlikte olup aslında hiç bir şey paylaşamamak da çok üzücü elbette. Bazı süper anneler dışında tabi, Çocuğunun tüm gereksinimlerini kendisi karşılayan, onun gelişimi için sürekli çaba harcayan, planlar yapan, sosyalleşmesi için aktiviteler bulan annelerin çocukları çok ama çok şanslı, onlara özeniyorum. Hafta sonu programları için Dora küçük olduğundan gidemediğimiz oyun grubu içimde kaldı mesela...

Düşüncelerimin bir süre sonra eskiye döneceğine eminim, tüm hayatımı evde çocukla geçirmenin bana göre olmadığını biliyorum. Kesinlikle doğru da bulmuyorum. Her insanın hayata katacak bir şeyleri olmalı, evet çocuk yetiştirmek çok önemli bir görev ama hayata başka bir insanın yetişmesini sağlamak için geldiğimizi de düşünmüyorum. Zaman geçecek, o minik kuş büyüyecek, okula başlayacak, kendi hayatı şekillenecek, geriye baktığımda "ben ne yaptım, ne için yaşadım" sorusunun bir cevabı olmalı. O anda kızımla geçirdiğim zamanların değerinin çok daha fazla olacağına eminim. Ve tabi ki hem kendime olan saygım, hem çevremin bana saygısının devam etmesi için üretime katılmak şart, sadece tüketerek yaşamak bana yeterli gelmiyor günümüzde. Kendi doğrularım dahilinde fikirlerimin değişebileceğini, özellikle Dora'yı özledikçe duygusallığın artacağını biliyorum ama önemli olan inandığım değerler içinde yaşamımızı şekillendirmek ve kızım ve benim için güzel bir hayat kurgulayabilmek sanırım...

29 Ekim 2013 Salı

Yeniden uyku sorunu

Bu hafta uykuyla aramız bozuldu. Dora hanım uykudan haz etmemeye başladı. Gündüz uykuları zaten hiç bir zaman yeterli olmadı, bir defa bir buçuk saat uyursa ikinci de mutlaka yarım saatte kalktı. Uzun süredir geceleri kalkmadığı için buna bağladım, pek üzerinde durmadım.
 
Gece uykuları için düzeni oturtalı çok zaman oldu. Dördüncü aydan beri akşam sekiz gibi hazırlıklar başlar, temizlik, hafif oyun, gece sütü, sonra sallanan koltukta kucağımda uyurdu. Yatağına bırakırdım, sabaha kadar sıkıntı olmazdı. Gece uyanırsa biraz mızmızlanıp kendiliğinden uykuya dalardı. Bu hafta ben yoğun çalıştığım için midir bilmiyorum ama, akşam uykuya dalması çok zor oldu. Beni özlediğini fark ediyorum, eve döndüğümde aşırı sevinç gösterileri yapıyor, bu çok güzel ama onun için de üzülüyorum. Şimdiden özlemeyi öğrendi, daha çok küçük. Birlikte yeteri kadar zaman geçiremiyoruz, bir saat kadar onunla oynayabiliyorum, sonra uyku hazırlıkları başlıyor. Sütü de içiyor ama sonra uykuya dalması uzun zaman alıyor. Kucağımda çok rahat ve huzurlu, ben uyuduğunu sanıp yatağına bıraktığımda ağlayarak kalkıyor, kucağıma alınca da yine huzurla uyuyor. Bu her akşam bir kaç defa tekrarlanıyor. Bir iki gece de uyanınca kendiliğinde uykuya dalmadı, kucağıma alıp sakinleştirmeme gerekti. Belki bir çok bebek annesi için bu kadarı "çok iyi uyuyor" grubuna girebilir, sabaha kadar uyumayan bebekler biliyorum ama bizim alıştığımız düzenimizin değişmesi sıkıntılı oldu.


 
Gün boyunca kızımdan ayrı kalmak benim için zaten zorken bir de onun etkilendiğini görmek çok üzücü. Annem yanında olduğu için bakımında aklım kalmıyor ama psikolojisinin etkilenmesinden de çok korkuyorum. Şimdiye kadar huzurlu, mutlu bir bebekti, öyle devam etmesini istiyorum. Belki ben abartıyorum, uykuya geçiş dışında tavırlarında bir değişiklik olmadı aslında. Bakalım nasıl değişecek, umarım bu yeni duruma ikimiz de en kısa zamanda alışabiliriz.

0-3 yaş döneminde uykunun önemi
0-3 yaş döneminde kaliteli ve kesintisiz gece uykusu bebeğin büyümesinde ve beyin gelişiminde çok önemli bir role sahiptir. 0-3 yaş dönemi zihinsel gelişim ve sağlıklı büyüme için çok kritik bir dönemdir. Özellikle beyin gelişimi için bu dönem hayati önem taşır. Beyin gelişiminin % 80’i bu dönemde tamamlanır ve beyin ölçüsü neredeyse yetişkinlikteki büyüklüğe ulaşır.

Karanlıkta uyku sırasında melatonin hormonu salgılanır. Bu hormon bağışıklık sistemini güçlendirir ve hipofiz bezinin daha fazla büyüme hormonu salgılamasını sağlar. Bebek uyurken beyni çalışır ve gelişir. Uyanıkken oyunda öğrendiği bilgiyi uyku sırasında organize ederek beynine kaydeder ve böylece beyinde nöronlar arası bağlar oluşur ve güçlenir. Uyku süresi ve kalitesi bütün bu gelişmelerin olabilmesi için çok önem kazanır. İyi uyumuş ve dinlenmiş bir bebek, uyanıkken yeni şeyler öğrenmeye istekli olur ve kaliteli oyunlar oynayabilir.
 
Bebeğin zihinsel gelişiminin hızlanması için kaliteli ve kesintisiz gece REM uykusuna ihtiyacı vardır. Kesintisiz ve kaliteli REM uykusu için tek zaman “gece” dir. REM (Rapid Eyes Movement) uykusuna aktif uyku da denilir. Bebeğin gözleri sık kıpırdanıyorsa, hızlı nefes alıp veriyorsa ve ağız hareketleri yapıyor veya gülümsüyorsa bebek REM uykusundadır. REM uykusu, uykuyla uyanıklık arası bir durumdur ve bebek dış etkenlerle uyanmaya hazırdır. Eğer çeşitli nedenlerle bebeğin gece uykusu devamlı bölünürse ve uykusunu yeterince alamazsa bu, bebeğin gelişiminde problemlere neden olabilir. Uykusunu yeterince alamayan bebek huzursuz uyanır, oyun oynamaz, etrafına karşı ilgisizdir, yoğunlaşmakta zorluk çeker, çevresindekilere karşısı uyumsuz ve hırçındır. Bu durum oyun oynayarak öğrenmesine ve gelişimine engel olur. Bebek uyanıkken uyarıcı bir çevrede oyun oynayarak yeni şeyler öğrense bile, uykusu sık sık bölünürse oyunda öğrendiği bilgileri beyine işleyeme fırsatı bulamayacak ve öğrenmesi kalıcı olmayacaktır.

Bebek için sağlıklı uyku süresi büyüdükçe değişir ve azalır. Yenidoğan döneminde bebek günde toplam yaklaşık 11-18 saat uyur, 3-4 kez gündüz uyumaları da vardır. 2-3 aylık dönemde 3-4 saat aralıksız uyur ve beslenmek için uyanır. Aktif uyku %40'a düşer. 3 aylık olduğunda tüm gece boyunca uyuyabilirken 4 aylık dönemde, gece daha uzun, gündüz daha kısa uyur. 10-12 aylık bebek tüm gece boyunca ve günde ortalama 10-13 saat uyur. 18-21 ay arası gündüz uykusu teke düşer. 21-36 ay arası bebek günde 1 kez yarım saat ile 3 saat arası öğlen uykusuna ihtiyaç duyar. Oyun çağı çocuğu gün içinde 12-14 saat genelde gündüzleri bir kez gündüzleri uyur. Ancak bunun akşam uykusuna yakın bir dönemde olmamasına özen gösterilmelidir.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Minik adımlar...

Bu ay favori aktivitemiz ayağa kalkmak olduğu için ayaklar her zamankinden daha çok ön planda. Ortopedi stajının üzerinden çok zaman geçti ama bildiğim önemli şeylerden biri çocuklara yürümeye başlamadan ayakkabı giydirmemek gerektiği, hatta yürümeye başladıktan hemen sonra da şart değil ayakkabı. Ayak sağlığı için yalınayak olması çok daha ideal.

Tüm bildiklerime rağmen bazen hevesten, bazen üşümesin diye, bazen sadece giysilerini tamamlaması için ayakkabı giydirdim Dora'ya. Elbette hepsi patik tarzı, tabanı olmayan yumuşak ayakkabılardı ve en önemlisi onlarla hiç basmadı ki...

Artık yavaş yavaş ayakta durmaya başladığı için ayakkabı konusu da önem kazandı. İlk ayakkabılar için bildiğim, güvendiğim ve önerdiğim marka, Pediped... Ortopedia'da tercih ediliyor ama ben modellerini sevmedim. Ben Dora'ya seçmek için bakarken annem tabi ki yine bayramlık giysi ve uygun Pedipedleri alıp geldi. Bayramlıklar zaten hep anneanneden, Dora'nın da, Arda'nın da...

 
Henüz sadece tutunarak ayağa kalktığı ve yine tutunarak sıralayabildiği için evde ayakkabı giydirmiyorum ama hızlı ilerliyor, 1-2 hafta da bu seviyeye geldi, sanırım yaşına ulaşmadan yürümeye başlayacak. Kışa girdiğimiz için de ayakkabılar daha da önem kazanacak. Bir süre sadece ilk adım ayakkabısı giyecek, evde. Dış mekanda yürümeye başladığında daha sert tabanlı ayakkabılara geçebiliriz ama henüz zamanımız var. Zamanımız geldiğinde de güneşli günleri beklemek zorunda kalacağız sanırım.

İlk yıl gerçekten mucize gibi. Yattığı yerde kıpırdayamayan minik kuş kısacık bir sürede ne kadar aşama kaydetti. Onun gelişimini izlemek hem çok büyük keyif veriyor hem de bu kadar hızlı büyümesi endişelendiriyor. Yetersizlik hissi yaratıyor. Sanırım yavaş yavaş klasik bir "anne" oluyorum...

Çocuklarda ayak sağlığı
Anneler minik yavrularının dişleri, gözleri ve sağlıkları için her şeyleri için ilgilenir ve endişeler duyar. Bunlardan biri de onu bir ömür boyu taşıyacak olan ayaklarıdır. Her hastalıkta olduğu gibi ayak hastalıkları da orijini doğum veya erken çocukluk dönemine aittir. Çocuk hekimi ve ortopedistin konsultasyonu ile bu problemler aşılabilir.

Ayak 26 kemikten oluşan kemik, ligament, kas, damar ve sinirlerin arasında yer alan komplike bir vücut parçasıdır. Bebeklerin yumuşak ve tamamlanmamış olan iskelet yapılarından dolayı anormal basınçlar ilerde deformitelere neden olabilir.
Çocukların ayakları ilk yıl içinde hızlı büyür ve nerede ise erişkin boyunun yarısına erişir. Bu durum ilk yaşın önemini açıklar.

Bebeklerin ayaklarının sağlıklı gelişmesi için yalın ayak ve çorapla yürümesi gerekir. Bebeklerin ayakları anormal bir basınçla karşılaştığında şekil bozukluklarına uğrayacak kadar esnektir. Bu yüzden onları iyi takip etmek önemlidir. Öncelikle bebeklerin ayakları serbest olmalı ve rahatlıkla hareket edebilmelidir, çünkü hareket sayesinde bacaklar güçlenir ve ilk adımı atmaya hazır hale gelir. İlk adımdan sonra mutlaka ayakkabı giymesine gerek yoktur. Hatta yalın ayak ve çorapla yürümesi, ayak kaslarının normal gelişmesi açısından daha yararlıdır. Birkaç hafta bu şekilde yürüdükten sonra çocuğa ayakkabı alabilir. Alınacak ayakkabının ayak sağlığı açısından uygun olmasına dikkat edilmelidir.
Ayak sorunları iki farklı kategoriye ayrılabilir. Çocukların yüzde 60-70’inde hafif düztabanlık ve içe basma sorunu gözleniyor. Bu durum, hastalık olarak görülmüyor. İkinci grup, doğuştan çarpık ayak denilen rahatsızlık. Bu bebekler, ayakları içe dönük olarak doğar. Erken yaşlarda alçıyla tedaviye başlanması gerekiyor. Bebeklerin büyük kısmında üç yaşına kadar düztabanlık görülebilir. Çocuğun ayağını basarken düz, otururken veya parmak uçlarındayken normal, ayak içi girintisinin görülmesi durumunda esnek düztabanlıktan bahsedebiliriz. Esnek düztabanlık, zaman içinde cerrahi müdahale veya tedaviye ihtiyaç duymadan düzelir. Ancak, ergenlik dönemine kadar devam ederse ayak tabanında ağrı oluşmaya başlar. Bütün bebeklerde o, tombik sevimli ayaklar düztaban gibi görünür. Çünkü ayak tabanındaki kavisin gelişmesi için yürümesi ve buradaki kasların çalışması gerekmektedir. Ayrıca bu bölgedeki yağ yastıkçıkları da ayak tabanına düz bir görünüm verir. Bebek büyüyüp yürüdükçe, ayak tabanı normal kavisine ulaşacaktır.

Anneler genellikle 4. ya da 5. aydan sonra yumuşak kalıplı ayakkabıları bebeklerinin ayağının üşümemesi için kullanırlar bunun bir zararı yoktur. Gerçek anlamda çocuk 9. ve 10. aylarda destekle ayakta durmaya başlayınca ve ilk adımlarını desteksiz atmaya başladığında muhtemelen 12. ve 15. aylar arasında ayakkabı kullanımı başlar. Ortopedi doktoruna ya da çocuk doktorlarına danışım ayakkabı seçiminde ailelerin hatalı seçim yapmasına engel olacaktır.

0 -6 ay, 6-12 ay ve 1-2 yaş için ayakkabı kullanımında en önemli unsur ayağını sıkmayacak bir ayakkabı seçimidir. Bebekler ayakkabı sıktığı zaman şikâyetlerini ağlama ve huzursuzluk ile ifade ederler. Kimi zaman poliklinik çalışmalarımız esnasında ayakkabı seçiminin düzeltilmesi sonrası uykuları ve yemesi düzene giren bebek ve çocuklarımız olmuştur. Ayakkabının altının kaymasını engelleyici özelliğinin olmasına dikkat edilmelidir. Ayakkabıların ayağın havalanması için gerekli özelliğe sahip olması önemli çünkü bebek ve çocukların ayaklarında terleme ve nem fazla olmaktadır. 12. aydan sonra tabanın iç tarafının yani tıp dilinde medial arkın desteklendiği ayakkabılar seçilmelidir.

Ortopedik ayakkabı ayakta mevcut olan deformiteye göre özel olarak yapılan ayakkabıdır. Her çocuk için gerekli değildir. İhtiyacı olmayan çocuklara ortopedi doktorları tarafından önerilmeyen (genellikle aileye yapılan çevre baskısı sonrası) özel yapım ayakkabı yada botların kullanımı çocuklarda hem fizyolojik hem de psikolojik problem yaratabilir. Ortopedik ayakkabı için çocuğun ayak ölçümlerinin alınması ve planlamanın yapılması gereklidir.
Çocuğun bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi sonrası ayak yapısına göre taban özelliği olan ayakkabı seçilmelidir. Aileler çocuklarına ayakkabı alırken en iyisinin olmasını isterler yalnız çocuk için en iyi ayakkabı en pahalı ve marka ayakkabı değildir. Bunun seçiminde doktor yardımı gereklidir.
Çocukların ayak gelişimi kemik büyüme süresince devam eder. Yanlış ayakkabı ayak ağrısı yanında ayağın kemik yapısı üzerine olumsuz etki yaparak anatomik yani yapısal problemlere neden olabilir. Düzgün basılmadığı için anatomik yük dağılımı bozulacağından diz, kalça ve bel problemleri yaratabilir.

Çocukların ayakları çok hızlı büyüdüğü için genellikle bir numara büyük ayakkabılar tercih edilir. Bu doğru bir davranış değil ama sağlık açısından önemli bir olumsuzluk yaratmayacaktır. Günümüz ekonomik şartlarını da göz önünde tutarsak ailelerinin bu seçimini saygı göstermeliyiz. Sonuçta bir çocuğun aynı ayakkabıyı kullanma süresinin 6 ay ile 1 yıl arasında değiştiğini düşünürsek doktor kontrolünden çıkmadığı sürece problem yaşanmayacaktır.

Düztabana sahip olan çocuklar için ayakkabı tabanının iç tarafı destekli ayakkabı seçilmeli bu da anne ve baba tarafından mağazada ayakkabı alırken kontrol edilebilir. Düztabanlık ayak iç tarafındaki çukurluğun kaybolmasıdır ve basarken daha belirginleşir, sıklıkla çocukların ayakkabı topuklarının deforme olması ile fark edilir. Bu sebepten aile tarafından fark edilemeyebileceği için mutlaka hekime danışılmalıdır.
Ayakkabılar hava alabilmelidir. Özellikle ayağı terleyen çocuklar için gereklidir. Aksi takdirde ciltte mantar enfeksiyonu nedeni olabilir. Çok sert tabanlı ayakkabılar tabanda ağrı ve şişme yapabilir. Dar burunlu ayakkabılar tırnak batması nedeni olabilir. Ayağa uygun olmayan ayakkabı çocuğun günlük aktivitelerini kısıtlayacağı için bedensel gelişimini olumsuz etkiler. Ağrılı bir ayak huzursuz çocuk demektir. Evde terlik meselesine gelince yine tabanında iç bölümü destekli terlikler tercih sebebidir. Fakat çocuğu olanlar bilir evde çocuğa terlik giydirmek çok zor bir iştir. Bu sebeple evde yanlış terlik yerine altı kaymayan çorap ile hiç olmazsa zarar vermeyecektir.

Yürüme kabiliyetini etkileyen bazı faktörler vardır. Anne babalar, bazen bebeğin yürümesini kolaylaştıracağına inanarak, bazen de onun hoşça vakit geçirip eğlenmesi için yürüteç alıyorlar. Gerçekten de bebekler, yürüteçte hoş zaman geçirebilirler fakat doktorların bunu onaylamamasının da önemli sebepleri var. Yürütecin, sanılanın aksine yürümeyi kolaylaştırıcı değil engelleyici etkisi vardır. Çünkü kolayca hareket kabiliyeti kazanan bebek, çaba harcamaya gerek duymayacak, yürüme denemelerinden vazgeçebilecektir. Üstelik yürüteçte yürüme için özellikle önemli olan kalça ve üst bacak kasları değil, alt bacak kasları çalışmaktadır. Bebeğin takılıp düşme, önceden ulaşamadığı tehlikelere ulaşma riskini de göz ardı etmemek gerekir. Bebeğin emeklemesi, yerde yuvarlanması onun gelişimi açısından daha yararlıdır. Hazır olduğunda nasılsa yürüyecektir.

7 Ekim 2013 Pazartesi

9 ay bitti, eşitledik...


İçerde kaldığı süreyi dışarda geçirerek dünyaya adapte olma aşamasında önemli basamaklar atlamış oldu kızım. Geçirdiğimiz her gün birbirinden daha eğlenceli ve keyifli oluyor. Bu ayki büyük başarımız artık ağzından seslerle birlikte kelimeler çıkmaya başladı; “anni”, “bubu”, “dadi”, “mamma”, “dede”, “ece”, “ada”, “gel”, “git”, “dur”, “cici” gibi kolay kelimeleri söyleyebiliyor. Anneannesi öğrettiği için “”cici” diyerek seviyor, üfleyebiliyor, “gel-gel” ve “baş-baş” yapıyor. İletişime geçebilmek o kadar güzel ki, konuşabildiği zamanları düşünemiyorum…

Bana olan düşkünlüğü devam ediyor ama annemle de arası iyi olduğundan yokluğumdan etkilenmiyor. Odada yalnız kalamıyor hala ama artık biraz daha sabırlı. Çok oyuncu oldu, kendi kendine melodiler mırıldanmalar, beni görünce kaçıyormuş gibi hızlı hızlı hareket etmeler, el çırpmalar, öpmeye sevmeye çalışmalar, gıdıklayınca kahkaha atmalar… çok ama çok şirin… Her günüm binlerce defa şükrederek geçiyor…

Gelişimi devam ediyor, artık ince motor hareketlerde daha başarılı. Baş ve işaret parmağıyla küçücük parçaları alabiliyor, odaklandığı cisimler kolayca tutturabiliyor, ellerine iki oyuncak alıp birbirlerine vurabiliyor. Mama sandalyesinde otururken eline geçirdiği her şeyi yere bırakıyor ve arkalarından bakıyor. Emeklemesi oldukça iyi ama ben evde çok serbest bırakmıyorum, bir oyun parkı aldık, içine de Demet’in daha önce hediye ettiği çadırı koyduk ve tabi yumuşak oyuncaklarını, kendi başına oynamayı öğreniyor, içinde geçirdiği zaman gün geçtikçe artıyor. Bu aralar kitap, dergi bakmaya bayılıyoruz, kucağımda elimdeki dergileri buruşturup parçalasa da bundan çok büyük zevk alıyor, kahkahaları da her şeye değiyor zaten… Yatar pozisyondan kolayca oturur duruma geçebiliyor, sık sık bunu tekrarlıyor ve yapabilmek hoşuna gidiyor. Tutunarak kısa süreli ayakta durabiliyor ama henüz kendisi kalkmayı beceremiyor, benim kaldırıp tutturmam gerekiyor. Oyun parkının bu konuda ona yardımcı olacağını düşünüyorum, önümüzdeki aylarda…

Her ay fotoğraflarını çekmeye devam ediyorum, özenip ortamı da ayarlıyorum, yaşında ona güzel bir albüm yapmayı planlıyorum. Keyfi yerindeyse çok güzel pozlar veriyor ama eskisi gibi makineyi her gördüğünde gülmüyor. Yanımızda birisi varsa ve onu güldürürse daha kolay ama keyifsiz olduğu, yalnız olduğumuz bir günde sadece ağlayan fotoğraflarıyla yetinebiliyorum.

Bu ay beslenme konusunda da güzel bir adım attık. Ayhan gibi o da annemin yaptığı yemeğe bayılıyor. Aylarca sebze yediremediğim bebek annem olaya el koyunca püreler, çorbalar yemeye başladı. Döndüğümüzden beri, yani bir buçuk yıldır annem sürekli bize yemek taşırdı, artık Dora için de ayrı bir menü taşıyor. En güzel tarafı uzun süredir hazır kavanoz maması yemiyor, önceden aldığımız mamalar rafta duruyor. Ne kadar güvensem de huzursuz oluyordum, artık daha düzgün besleniyor. Annem en fazla iki günlük hazırlıyor yemeklerini, sebzelerle çeşit yapıyor, artık kıyma da koyuyor, taze taze yiyebiliyor küçük hanım. Kahvaltısında, meyvesinde, yoğurdunda sorun yoktu neyse ki… Küçücük parmaklarıyla tutup kek, bisküvi yemesi o kadar güzel ki… İlk başlarda sadece oynayıp atardı, artı daha fazla yiyebiliyor ve çok sevimli görünüyor.

Hava serinlediği ve ben yoğunlaştığım için dışarda geçirdiğimiz zaman azaldı, balkonumuzu çok seviyordu, şimdilik annemle balkondan dışarıyı izliyorlar. Kışın daha zor olacak sanırım. Arda’ya bayılıyor tahmin ettiğimiz gibi… Arda da onu çok seviyor, bir araya geldiklerinde buna şirinlikler yapıyor, bizim ki de gözünü ondan alamıyor, büyük bir dikkatle izliyor. Yaklaştığında ona dokunup sevmeye çalışması da Arda’yı çok mutlu ediyor. Zaten çok sevecen bir çocuk, sürekli onun için bir şeyler yapmak istiyor, eşyalarını taşıyor, hediyeler alıyor, çorba yapmaya bile kalktı… Her planın içine mutlaka Dora’yı da katıyor, küçük ve sevimli ne görse Dora’ya benzetiyor. Dora biraz daha büyüdüğünde daha iyi anlaşacaklardır eminim, kızım böyle bir kuzeni olduğu için çok şanslı…

En önemlisi salgın nedeniyle 12. aydan 9. aya çekilen kızamık aşısını yaptırdık. 6. ayda koruyucu antikoru olmadığını öğrendiğimden beri bunu bekliyordum. Havaların soğumasıyla vakaların arttığını öğrendiğim için endişelenmeye başlamıştım. Bir süre sonra antikor baktırıp emin olmak istiyorum. Bir de tabi aşı sonrası yine o paroksismal olayların riski korkutuyor, Burak hoca tekrarlayabilir dediği için bu konuda da endişelerimiz var, özellikle Ayhan çok hassas. Umarım yine öyle şeyler yaşamayız…

Artık Dora kendi zevkleri, tercihleri, tepkileri olan bir birey oldu. Çok şükür ki şimdilik iyi huylu bir bebek. Daha küçükken bizi pek üzmedi, hala da öyle devam ediyor. Uykusu, yemeği, banyosu hep düzenli. Düzeni devam ettikçe de gereksiz huysuzlukları, hırçınlıkları olmuyor. Genelde mutlu ve gülümsüyor. Bu haline sürekli şükrediyoruz, bizim gibi rahatına düşkün insanlara zor bir bebek nasıl olurdu düşünmek bile istemiyorum. Daha önce arkadaşlarımdan sık sık duyduğum gibi, sanki çok daha uzun süredir hayatımızdaymış gibi hissediyorum, ondan öncesi bulanıklaşmaya başladı bile. Evet, ondan önce de güzel bir hayatımız vardı, daha bencil, daha çok gezmeye, eğlenmeye hevesli, kariyer odaklı, farklı ama güzel bir hayat. Merkezine Dora yerleştiğinden beri eğlencelerimiz de değişti ama şimdi daha bir güzel. Elbette benim hayatımı Ayhan’a göre çok daha fazla etkiledi ama fark etmez biz artık üç kişilik bir ekibiz…

9.ay bebek gelişimi
Bu ay doruğa çıkan merak duygusu evde açılmadık çekmece, devrilmedik saksı bırakmayabilir. Doğumdan bu yana kat ettiği yol düşünüldüğünde, bu ay bebeğin gelişimi biraz yavaşlamış gibi görünebilir. Ancak bu, öğrenme sürecinin sona erdiği anlamına gelmez. Merak duygusu, bu ay onu fena halde baştan çıkartır. Bu dönemde, yeni başarılarla şaşırtmak yerine, daha önce başladığı becerilerini geliştirir. Örneğin şimdi, parmakla tutma hareketinde ustalaşmıştır; artık çok ufak bir nesneyi baş ve işaret parmağını kullanarak ustalıkla alabilir. Ayrıca elini, bu uzandığı nesnenin şekline göre ayarlayabilir. Bebeğin artan el becerisi ve bilgisi öğrendiklerini yeni durumlara adapte edebilmesini sağlar. Nesneler arasındaki bağlantıları anlamaya çalışır. Örneğin, bir kavanozun kapağını takabilir veya tencerenin kapağını kapayabilir. Ellerinin ilk asimetrik hareketleri bir elinde bir obje tutarken diğeriyle ona vurmasını sağlar. Çok karmaşık yap-bozları beceremese de, örneğin büyük bir delikten küçük bir nesneyi geçirebilir veya iki küp ile blok yapabilir.

Bebeklerin oyun oynarken bazı heceler söylemesi, onun konuşma hevesini gösterir. Örneğin şişeye "şi" der ve şimdilik bu onun için yeterlidir. 2-3 ay boyunca bu heceler artar ancak çocuk 18 aylıktan veya 2 yaşından önce konuşmaz. Daha da önemli olan, ona söylenen her şeyi anlıyor olmasıdır. Onunla sık sık konuşmak, ona ne yapıldığının anlatılması veya bazı nesnelerin isimlerinin söylenmesi çok kısa bir zaman sonra "anne", "baba" veya "mama" gibi kelimeleri anlayabilmesini sağlayacaktır. Bebek ayrıca "dur" veya "üfle" gibi ufak tefek talimatları da artık anlar. Artık nesnelerin ona görünmedikleri zaman da var olduklarını, başka bir deyişle annesi odadan veya evden çıktığında da var olduğunu kavramıştır. Oyuncakları saklama oyunu bu gerçeği algılamasına yardımcı olur. Bu yaştaki bebekler aile üyeleriyle ve diğerleriyle bu basit oyunu oynamaya bayılır. Büyük kardeşler, tıpkı yetişkinler gibi oyuncağın nasıl kullanıldığını anlamalarına yardımcı olurlar. Ancak aynı zamanda bebeğin bunu kendi kendine öğrenmesini de engelleyebilirler.

Evde büyük bir kardeş olsa bile, bebek bu dönemde anne ve babasını yanında ister. Her ne kadar bu yeni özgürlük onu mutlu etse de zamanının çoğunda anne babasıyla oynamak ister. Tüm gün çalışan ebeveynler eve dönüşlerinde bebeğe hem güven, hem de yenilik duygusu getirirler.

Bebeğin kazandığı bağımsızlığın en büyük göstergesi memeden veya biberondan kopma eğilimidir. Ancak gelecek ay bu eğilimin değişmesi muhtemeldir. Bu istek aşağı yukarı bir yaşında tekrar ortaya çıkar. Bebeğin biberon veya meme emmeyi bırakmaya hazır olup olmadığını çocuk doktoruyla konuşulmalıdır. Eğer emiyorsa, 9. ayda memeye karşı isteği azalabilir. Ancak yine de emzirmenin verdiği yakınlık duygusunu ister. Sık sık kucakta emme pozisyonuna girmek isteyecektir ve bu isteği geri çevrilmemelidir. Eğer bebek bu süre içinde biberona karşı isteksizse, bardağa geçmek denenebilir. Ancak yine de bebeği biberonundan çok erken ayırmaya gerek yok, biberonu yaşına kadar kullanabilir. Eninde sonunda sıkılacaktır. Ancak biberonu kendi kendine kullanabilen bebek emmeyi bırakmada daha çok zorlanır.

Bu ay hız meraklısı yaramaz daha da hareketlenecektir. Muhtemelen deneme-yanılma yolu ile kendi kendine oturma pozisyonunu bulmuştur. Bundan sonra zamanının çoğunu emekleme ve oturmayı denemekle geçirir. Bu ay sonunda bebeklerin çoğu ayakta desteksiz durabilir. Hareketli bir bebek ayakta dururken bir yandan da elindeki bir oyuncak ile oynayabilir. Birçoğu elini koltuk veya sehpaya dayayarak ufak ufak dolanmaya başlar. Daha ustalaştığında bir mobilyadan diğerine önce ellerini uzatarak geçmeye çalışacaktır. Yürüteç kullanımı hem kazalara neden olması hem de yürüme fizyolojisini bozduğu için önerilmemektedir.

Merakı ve hareketliliği arttığından, bebeğin güvenliği artık üzerinde önemle durulması gereken bir konu olmuştur. Tırmanmaya olan içgüdüsel isteği bu dönemde oldukça belirginleşir. Yukarı çıkmak onun için daha kolaydır, ancak aşağı inmesi tehlikeli olabilir. Örneğin bebek, nasıl geri döneceğini bilmeden emekleyerek merdiveni rahatlıkla çıkar. Çekmeceli sehpalar da yine onun tırmanma isteğini körükler. Muhtemelen bu çekmeceleri açarak sehpanın tepesine çıkabileceğini, oradan da koltuğa geçebileceğini kestirebilir. Tekrar yere inmesi onun için oldukça zor bir iş olduğundan bir süre için çekmeceleri kilitli ya da bantlı tutmak gerekebilir. Ecza dolabı yere yakınsa yerini değiştirmek şarttır.

Mutfak muhtemel tehlikeleri barındıran başka bir bölgedir, çünkü mutfakta kesici aletler, elektrikli eşyalar veya temizlik malzemeleri bulunabilir. Kuru fasulye veya bezelye gibi zararsız gözüken gıdalar bebek için tehlikeli olabilir, burnuna veya boğazına kaçabilir. Evdeki bitkiler de bebeklerin ulaşamayacağı yerlere konulmalıdır. Üzerine devrilmesi bir yana, içlerindeki bitkiler de zehirli olabilir. Evdeki diğer potansiyel tehlikeleri görmeye çalışmak ve ortadan kaldırmak gerekir. Bebekleri uyarmak bazen zor gelebilir, çünkü bebekler ara sıra bu ikazları dinlemeyip, kontrollerini kaybedebilirler. Bu gibi zamanlarda konuşarak bebeği eğitmeye çalışmak önemlidir.

3 Ekim 2013 Perşembe

Bebeklerde reflü

Reflü konusunda Dora’yla bir sıkıntı yaşamadık ama bu aralar etrafımda reflü tanısı alan, tedavi verilen çok bebek oldu. Aslında birçok bebek için söylenir, “çok kusan bir çocuk”, “sürekli kusuyor” gibi cümleler… Eskiden böyle tanımlanır, geçici çözümler üretilmeye çalışılır, bir süre sonra da kusmalar azalırdı. Son dönemde erkenden reflü tedavisi verilmeye başlandı. Biz pediatristlerin aceleci davranmamızla birlikte annelerin de daha araştırıcı olmalarının ve kusmanın biran önce durmasını istemelerinin de payı var. Ben medikal tedaviden önce basit koruyucu önlemlerin denenmesi gerektiğine inanıyorum. Fizyolojik kabul edilebilen ve kendinden düzelecek bu durumda ilaç için acele etmiyorum.

 
Gastoözefageal Reflü Hastalığı
Reflü mide içeriğinin (salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesi) yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozulur.

Bebeklerin çoğu mama yedikten veya süt içtikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu aşırıdır ve çok sık meydana gelir ve bu durumlarda bebeğin reflüsü olduğu söylenir. Bu durum midedeki yiyeceklerin yemek borusuna veya ağız içine geri atılmasıyla meydana gelir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.

Bebeklerde yediklerini çok sık çıkardığında ebeveynler telaşlanarak doktora başvurma ihtiyacı duyarlar. Fakat bebeklerin ve çocukların çoğunda herhangi bir anatomik sorun yoktur ve çocuğun gastrointestinal sisteminin tam gelişmemiş olmasına bağlı olarak gelişir. İlk yaş içindeki bebeklerde reflü yaşamın ilk aylarından itibaren başlar ve 4. ayda maksimum düzeye ulaşır. Belirtiler 12. aya doğru büyük ölçüde kendiliğinden geriler ve 12 ile 24. ay arasında sıklıkla tamamen ortadan kalkar. Dolayısı ile anne ve babaların bebeklikteki reflü benzeri şikayetlerden çok korkmamaları ve bu durumun bebeğin gelişimi ile birlikte birkaç yıl içinde kendiliğinden geçebileceğini bilmeleri gerekmektedir.

Bebeklerde sıklıkla görülen reflü, fizyolojik olarak nitelendirilir ve hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebeklerin gelişiminde ve kilo almasında bir sorun olmaz. Sadece sık olarak kusmalar gözlenir. Bebeğin büyümeye başlamasıyla (özellikle yürümeye başladığı bir yaşına doğru); katı gıdalara geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden belirtiler azalarak, reflü ortadan kalkabilir. Böyle bebeklere tedavi gerekmez. Ancak kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, bebek kilo alamıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyorsa; bir çocuk doktoruna başvurarak çocuk takip edilmelidir.

Reflü, pek çok farklı belirtiyle kendini gösterdiğinden ve diğer organları da etkilediğinden birçok hastalıkla karıştırılabilir. O nedenle belirtilerini çok iyi bilmek gerekir. Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmelidir. Bebekler ve çocuklar dertlerini tam olarak anlatamadıklarından reflü belirtilerini tespit etmek zor olabilir. En sık belirtiler, sık veya tekrarlayan kusmalar, yanma, gaz veya karın ağrısıdır. Fakat bunun yanında daha nadir olarak da tekrarlayan kolik tarzda karın ağrıları, sık gaz çıkarma, beslenme sorunları, gelişimde yavaşlama, apne, sık pnömoni atakları görülebilir.

Tedavide unutulmamalıdır ki bebeklerin çoğunda reflü kendiliğinden düzelmektedir. Verilen tedavilerin çoğu reflüyü düzeltmez, sadece belirtileri geçirmeye yönelik tedavilerdir. Yeterli zaman verildiğinde reflü de kendiliğinden düzelecektir. Bebekler yaklaşık 6. ayda desteksiz oturmaya başladığında reflüsünü daha iyi olduğu görülecektir. Çocuk yaklaşık 12. ayda yürümeye başladığında bebeklerin çoğunda tamamen kaybolacaktır.

Pozisyon: Reflüyü azaltmak için doğru pozisyon önemlidir. Bebekler yemek yedikten sonra karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırarak tutmak reflüyü azaltacaktır, bu reflü için en uygun pozisyondur. Fakat bebeklerin hepsi bu pozisyonda durmak istemezler ve ağlarlar, bu durumda bebeği sırt üstü başı biraz yukarıda olacak şekilde yatırmalıdır. Çocuğu bu şekilde tutacak yastıklar ve yataklar mevcuttur. Bu yastık ve yataklar yardımıyla çocuk istenilen pozisyonda tutulabilir. Bebeğin ağlaması reflüyü artırabilir, çocuklar ağlarken karın kaslarını kasarlar ve bol miktarda hava yutarlar. Bu durum reflüyü daha da artırır.

Diyet tedavisi: Anne sütü ile beslenen bebeklerde reflü belirtileri daha az görülmektedir. Bebeklerde mama değişikliği yapıldığında genelde daha az reflüsü olduğu görülür, fakat bu durum genelde geçicidir. Genelde bebekler değişikliğe rağmen anne sütü bile alsa kusmaya devam ederler. Bazı ebeveynler tahıl ürünleriyle mamayı katılaştırarak vermeyi tercih ederler. Bu durumda mama ağırlaşarak çıkarılması daha zor olur. Fakat bu daha çok anne sütü ile beslenen bebeklerde zordur. Biberon ile beslemede de mama katılaştığı için zorluklar yaşanabilir. Bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutarak reflüyü artırabilir.

Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflü daha az olacaktır. Katı yiyeceklerin çıkarılması daha zordur. Ebeveynlere daha sık aralıklarla ve daha az mama veya süt ile beslemeleri önerilir. Fakat bebekler genelde az mamayı kabul etmeyerek ağlarlar. Bu durum reflüyü daha da kötüleştirebilir. Çocukların yalancı emzik kullanmaları da reflü tedavisinde faydalı olabilir. Emzik çocukta tükrük salgısını artırır ve barsak hareketlerini artırarak reflü olasılığını azaltır. Çocuğunu anne sütüyle besleyen annenin çok fazla kafeinli içecekler tüketmesi veya çocuğun sigara dumanına maruz kalması da çocukta reflü şikayetlerinin artmasına yol açacaktır.

İlaç Tedavisi : İlaç tedavisi gereken çocuklarda antiasid tedavisi, H2 reseptör blokörleri, proton pompa inhibitörleri ve kullanılabilmektedir. Bu amaçla en çok kullanılan medikal ilaçlar; Alginatlı antiasidler (Gaviscon® infant toz), H2 reseptör blokörleri (Zantac® süsp.) ve bazen ek olarak prokinetik ajanlar (Motilium® süsp.)'dır. Çocuklarda H2 reseptör blokörleri ve proton pompa inhibitörleri kullanılabilmektedir.

Cerrahi: Çocukların büyük çoğunluğunda reflü tedavisi için cerrahiye gerek kalmaz. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta da en fazla uygulanan tedavi Nissen funduplikasyonudur. Bu ameliyatta midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılır. Böylece mide kasıldığında sarılan kısım da kasılarak yemek borusunu kapatır ve geri kaçışı engeller.

1 Ekim 2013 Salı

İlk yıllarda çocuk beslenmesi eğitimi

Bir yıla yakın bir süredir anneysen.com sitesinde uzman yazarlık yapıyorum. Makaleler yazıyorum, annelerin sorularını cevaplamaya çalışıyorum. Hamileyken evde olduğum bir dönemde sevgili Pınar Şimşek’le tanışmam sonucu bana uzman olarak sayfada yer almamı teklif etmişti. Hem bol vaktim olduğundan hem de çocuk sağlığı konularından uzak kalmamak için severek kabul etmiştim.Dora’nın doğumundan sonra ne yazık ki eskisi kadar aktif olamadım, kızımdan pek zaman kalmadı, hatta bu nedenle Pınar’ı biraz üzmüş de olabilirim.

Annelere çocuklarıyla ilgili her konuda yardımcı olan bir site anneysen.com. Gerek uzman desteğiyle, gerekse annelerin birbirleriyle iletişime geçmelerini sağlayarak yalnız olmadıklarını hissettiriyor. “İlk Yılların Hikayesi” bölümü hamilelikten emzirmeye, bebek gelişiminden bebek bakımına annelerin ihtiyacı olan tüm konularda destek ve bilgi vermek amacıyla,anneysen.com ve SMA’nın katkılarıyla oluşturuldu. Çocuklarımızın ilk yılları hayatlarındaki çok önemli bir dönemi kapsıyor. İlk yıllar zihinsel ve fiziksel gelişimlerinde önemli rol oynuyor. Bu nedenle bu döneme daha fazla önem vermek gerekiyor.

Bu noktadan yola çıkarak anneysen.com SMA'nın katkılarıyla hayata geçirilen "İlk Yılların Hikayesi" kampanyası kapsamında tüm anneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları/Çocuk Gastroenteroloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz ile “İlk Yıllarda Çocuk Beslenmesi Eğitimi”nde buluşturuyor. Anneler bu eğitimde katı gıdaya geçiş, iştahsız çocuk, beslenme ile ilgili her türlü sorularına cevap bulabilirler. Kontenjan sınırlı olup, annelerin kayıt için isim, soyisim, anneysen.com üye ismi, telefon numarası ve çocuk yaşı bilgilerini egitim@anneysen.com'a göndermeleri gerekiyor. Çok faydalı bir eğitim olacağını düşünüyorum, ben de orada olmaya çalışacağım.

Etkinlik detayları:
Tarih: 6 Ekim, Pazar
Saat: 10.30-13.30
Yer: Ritz Carlton, İstanbul