25 Kasım 2013 Pazartesi

Şimdi okullu olduk...

Uzun zamandır planladığım ama hem Dora'nın ayına uygun seviyeler hafta sonuna uymadığı hem de havalar güzel diye ertelediğim oyun grubu aktivitemizi gerçekleştirdik. Kızım resmen okullu oldu. Duyanlardan ilk tepki "Daha erken değil mi?" olsa da aslında biz üçüncü seviyeden başladık, doğumdan itibaren gidilebilen seviyeler var. Aslında biz geç bile kaldık.
Çocukların yaşıtlarıyla vakit geçirmesi, paylaşımda bulunması hem gelişimleri hem de sosyalleşmeleri için çok önemli. Bunun için parklar da çok iyi ortam sağlıyor ama havalar soğuyunca bu şans ortadan kalktığı için sadece kapalı mekanlar kalıyor. Çocukla kaliteli vakit geçirmek, sosyalleşmesini sağlamak, ayına uygun aktiviteler yapması ve disiplin alması için oyun gruplarının gerekli olduğunu düşünüyorum. Evde ne kadar birlikte zaman geçirsek, aktiviteler planlasak da yaşıtlarıyla birlikte olmasının bebeğe kattıkları çok daha fazla.

 
Gymboree daha önce araştırdığım, İstanbul'da şubesi olan uluslararası bir merkez. Bir süredir görüşüyorduk. 10 aydan sonra hafta sonu programları olduğu için deneme dersine gitmeye karar verdim. İnternet sitesinde yazdıklarını deneyimlemek istedim. "Gymboree Play Music olarak biz 30 yıldan fazla bir zamandır 0-5 yaş grubu çocuklar için kendine güven ve yaratıcılık teşvik ediyoruz. 30'u geçen ülkede 550 merkezimiz, bizi dünya çapında çocuk gelişimi programlarında lider kılıyor. Uzmanlar tarafından hazırlanmış programımız, çocukların yaşlarına uygun aktiviteler yaparak sosyal, bilimsel, fiziksel yeteneklerini oynayarak gelişmeye yardımcı olur. Programlarımız ayrıca, ebeveynlerin çocukların gelişimini anlama ve desteklemesine yardımcı olması için benzersiz bir yaklaşımla geliştirilmiştir."
 
Hafta sonu hazırlanıp gittik, bizden tek istedikleri hareketli bir ders olacağı için rahat giysiler giymemizdi. Dora ortama alışabilsin diye biraz erken gitmek istedim. Öğretmenler çok sıcak ve sevecen olmasına rağmen ilk girdiğinde ortamı ve diğer bebekleri yadırgayarak huzursuzlandı. Biraz etrafı dolaştık, eşyalara dokunduk, sakinleşince dersin yapılacağı oyun alanına geçtik. O kadar çok bebeği bir arada görmek onu yine ürküttü, oyun salonunu da iyice inceleyip, öğretmenler ve diğer bebeklerle tanıştıktan sonra ders başladı. 10-16 ay grubu olduğundan en küçük bebek Dora'ydı. Ders müzik, oyun ve fiziksel aktivite üzerineydi. Komutları anlamaları ve yürüme denemeleri yapmaları amaçlanıyordu. Dora gibi diğer bebekler de komutları yerine getirmekten çok etrafı incelediler. Kısa bir süre sonra ortama alıştı, fiziksel aktiviteleri çok güzel başardı. Tırmanma, emekleme, top atıp tutma iyiydi ama emekleyerek geçmesi gereken tünelden korktu. Ben ne kadar çıkışta beklesem de ortasına oturup kaldı. Alışınca, bir de boş, geniş alan bulunca hızla emeklemeye başladı. Demek gerçekten emekleme öğrenilen bir aktivite değilmiş. Evde hiç emeklememişti, tutunarak ayakta hareket ediyordu. Kenarda köşede kalan tüm topları hedefe kilitlenip topladı. Beraber dans ederken çok eğlendi, sürekli kıkırdadı. En sonda baloncukları görünce artık keyfi iyice yerine gelmişti, yakalamak için çok uğraştı. Girmek istemeyen çocuk bu defa çıkarken içeriyi göstermeye başladı. Kuzum o kadar yoruldu ki araba da uyuyakaldı.

 
Dersler haftada bir gün oluyor, 6 aylık yaş grupları şeklinde bölünmüş. Bizim gittiğimiz Play&Learn 3 grubuydu, ilerleyen yaşlarda Music ve Art grupları da var. Dora sevmiş gibi görünüyor, bakalım devamı nasıl olacak...

24 Kasım 2013 Pazar

Yeni aşı

Kontrollerimiz sırasında daha önce aşı takviminde olmayan yeni aşımızı da olduk. Menectra yeni bir menenjit aşısı, aslında Amerika'da uzun yıllardır yapılıyor ancak ülkemize geleli henüz bir kaç ay oldu. Dokuzuncu aydan itibaren yapılabiliyor.

Aşı takviminde birçok menenjit aşısı olduğu için hastalarımın ilk tepkileri "menenjit aşısını olduk" tarzında oluyor. Evet, şu ana kadar çocuklar 2 farklı menenjit mikrobu için çok defa aşılandı. Beşli karma aşı içinde 4 kez Hemofilus influenza mikrobuna karşı, 4 kez de halk arasında zatürre aşısı denen aslında menenjite de yol açabilen pnömokok aşısı ile aşılandılar. Menenjit bir hastalıktır, beyin zarlarının iltihaplanması anlamına gelir ve bu hastalığa birçok mikrop neden olabilir. Aşı ise hastalığa karşı dense da aslında mikroplara karşı yapılır. Pnömokok ve Hemophilus influenza mikrobuna karşı toplumsal aşılama yapıldığından beri en sık rastlanan mikrop meningokok mikrobu olmuştur. Yeni aşı meningokok aşısıdır.
 
Aslında yeni bir aşı değildir, Amerika’da 7 yıldır ve birçok gelişmiş ülkede güvenle uygulanan bir aşıdır. 2006'dan beri bebeklere de yapılabilen bu konjüge meningokok aşısı başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur, son yıllarda gelişmekte olan ülkelerde de bu aşı ruhsat almaya başlamıştır. Türkiye'de de Mart 2013'te ruhsat almıştır. Bugüne kadar 44 milyona yakın doz uygulanmış ve ciddi bir yan etkisi görülmemiştir. Yani çocuklar bu aşıyı ilk kez olacaklardan olmayacak.
Meningokoksemi eskisi kadar sık görülmese de zaman zaman salgınlar yapabilen, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilen ve yakalanan kişinin 24 saat içinde %50 olasılıkla ölümüne yol açan ağır bir hastalıktır. Menenjit bu mikrobun yapacağı en basit hastalıktır, özellikle tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosu hızla ilerler ve çok daha ölümcüldür.

 
Ülkemizde yıllık görülme sıklığı tam olarak bilinmemekle beraber Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ölüm istatistiklerinden yola çıkarak yapılacak tahmine göre Avrupa’ya göre en az 10 kat daha yüksek olduğu söylenebilir. Türkiye’de meningokokal hastalık en çok 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir. TÜİK verilerine göre 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir.
Daha önce de özellikle hacca gidenlere veya askerlik, bağışıklık yetmezliği, kompleman eksikliği ve dalağın olmaması veya alınması gibi risk faktörü olanlarda Polisakkarit aşılar uygulanmaktaydı. Ancak bu tür aşılar uzun süreli bağışıklık bırakmaz ve 2 yaşın altında işe yaramadığı için uygulanamaz. Konjugasyon teknolojisiyle hazırlanan Menactra aşısı içinde en sık görülen A, C,Y ve W135 olmak üzere 4 çeşit Meningokok mevcuttur. Ve hastalığın en riskli olduğu bebeklik çağından itibaren yapılabilir.

 
Aşının en sık görülen yan etkileri; aşı yapılan yerde ağrı-şişme-kızarıklık, halsizlik, huzursuzluk, ağlama ve ateş olarak sayılabilir. Çoğu zaman basit ağrı kesici ve ateş düşürücülerle 1-2 gün içinde geçer. Daha önce Guillain Barre Sendromu geçirenlerin bu aşıyı olması önerilmez.

Konjüge meningokok aşısı(Menactra) ülkemizde 11 yaşa kadar ruhsat almıştır. Normal aşılama şeması en erken 9 ayda başlar minimum 3 ay arayla 2 yaşa kadar çocuklara 2 doz olarak uygulanır. 2 yaş üzerindeki çocuklara herhangi bir zamanda bir an önce tek doz olarak uygulanmalıdır.

Konjüge meningokok aşısı( Menactra) şimdilik Sağlık Bakanlığı tarafından ödenmemektedir, bu nedenle sağlık ocaklarında veya aile sağlığı merkezlerinde ücretsiz uygulanmaz, yani şimdilik özel bir aşıdır.

18 Kasım 2013 Pazartesi

İyiyiz

Bu hafta rutin tetkiklerinden sonra Dora'nın muayenelerini de tamamlamak için hastaneye getirdim. Kalbindeki delik yüzünden ekokardiyografi yapılması gerekiyordu, hatta biraz gecikti. Çapa'dan Ümrah Hoca'yla aynı hastanede çalıştığımızdan onun görmesinin uygun olacağını düşündüm. Biraz korksa ve huysuzluk yapsa da sonuç sevindirici oldu. Delik kapanmış, akciğerlere giden damardaki darlık da düzelmiş. Belki ilk ekokardiyografi için aceleci davranmasaydık saptanamayacaktı bile. Zaten fizyolojik olduğunu Gülden Hoca da söylemişti. Yani bir çok bebekte normal olarak bulunuyor ama fark edilmiyor, biz tabi ki fark ettik.
Okulda bize çocukların ilk göz muayenesinin 3 yaş civarında yapılması gerektiği öğretilmişti. Bir sorun ya da ailesel bir durum varsa daha erken olmak kaydıyla tabi. Benim de Ayhan'ın da görme problemlerimiz olduğu için ben de bir yaştan önce yaptırmayı planlamıştım.
Hastanenin göz uzmanıyla ilk muayene konusunu konuştuğumda artık ilk ayda yaptıklarını, bunun da fark edilmeyen problemlerin saptanması açısından iyi olduğunu söyledi. Dora'nın muayenesini çok ayrıntılı bir şekilde yaptı. Beklenen fizyolojik hipermetropi dışında sorun olmadığını söyledi. Eğer ilk yaşlarda göz normal ve hipermetropi yoksa ilerde miyopi oluşma riski fazla oluyormuş, bu nedenle Dora'nın hipermetropisi normal kabul edilmeliymiş. Buna da sevindim, böylelikle rutin muayenelerimizi de geçirmiş olduk. İlk diş çıktığında diş hekimiyle de görüşülebileceği söyleniyor ama Arda için üç yaş civarında görüştüğümüz diş hekimimiz bir sorun olmadığını, takiplerinin yapılmasını söyleyip Arda'yı dişlerini fırçalaması için uyardığından Dora'nın dişleri için iyi bir bakım ve gözlemin yerinde olacağını düşündüm.
Çocukların hastalanmadan önceki rutin kontrollerinin hastalandıktan sonra oldukları muayeneden çok daha önemli olduğu bir gerçek. Bu yüzden hastalarımı belirli aralıklarla kontrole çağırıyorum, Dora için de bu durumu devam ettirmem önemli olduğundan aksatmamaya çalıştım. Umarım her zaman böyle iyi sonuçlarla tamamlanır...

Çocuk göz sağlığı
Göz hastalıkları ile ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan ihmaller sonucu çocuklarımız ileri yaşlarda tedavisi oldukça zorlaşan sorunlarla karşılaşabilirler. Pek çok önemli göz hastalığı küçük yaşlarda ortaya çıkar. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir.
0-16 yaş grubundaki çocukların gözlerini korumak için;
      İlk 1 yaşında
      Okula başlamadan önce,
      Okul süresince düzenli göz muayenesi yapılması gereklidir.
Ancak aşağıdaki belirtilerde vakit kaybetmeden çocuk göz hastalıkları alanında uzman bir göz hekimine (pediatrik oftalmolog) gidilmelidir.
      Bir gözü kısma ya da kapatma
      Siyah görünmesi gereken göz bebeğinde beyaz ya da puslu renk
      Cisimleri sürekli gözüne yakın tutma
      Başını bir yana eğerek bakma
      Gözlerini sık sık ovuşturma
      Bir veya iki gözün içe veya dışa kayması
      Prematüre doğum
      Ailede göz tembelliği teşhisi
      Ailede göz bozukluğu
Çocuklarda göz hastalıkları:
Bebeklerde Kornea Hastalıkları
Göz Tembelliği
Glokom (Göz Tansiyonu)
Göz Kapağı Hastalıkları
Göz Sulanması (gözyaşı kanal tıkanıklığı)
Gözde Çapaklanma ve Kanlanma
Prematüre Retinopatisi (ROP)
Bebeklerde Göz Tümörleri
Renk Körlüğü
Nistagmus (İstem dışı göz hareketleri)
Doğumsal Katarakt

7 Kasım 2013 Perşembe

Tam on ay

Zaman çok hızlı geçiyor. Açlık ve uyku dışında hiç bir şeye tepki vermeyen bebeğim artık benimle kolayca iletişime geçebilen küçük bir insana dönüştü. Aslında bu ayın başrolü babada. Ayhan'ın aylardır beklediği günler geldi. İlginç bir şekilde Dora'nın söylediği tek kelime "baba" oldu bu ay. Sevinince, kızınca, acıkınca, sadece "baba" demeye başladı. Ruh durumuna göre tonlaması değişiyor ama kelime hep aynı. Özellikle ağlarken "baba" demesi çok içli oluyor ama benim işime geliyor bu durum, Ayhan'a "seni çağırıyor" diye söyleyerek olaydan kaçabiliyorum. Söyleyebildiği diğer kelimelerden bile vazgeçti, sadece "baba"...

Bu ay gelişiminde önemli bir basamak daha atladık, artık kendisi tutunarak ayağa kalkabiliyor, saniyeler kadar kısa süreli ayakta kalabiliyor, tutunarak sıralayabiliyor. Yürümenin ilk aşamalarına geçmiş oldu böylelikle. Hızlı başladı, günler içinde ayağa kalkabildi, durdu, sıraladı, ilk başta yapamazken oturmayı öğrendi. Bu kadar hızlı devam eder mi, erken zamanda yürür mü, yoksa bir süre bu seviye de kalıp daha geç mi yürür kestirmek çok zor ama şimdilik bu gelişim bile beni çok mutlu etti. Genelde gelişim basamaklarına en geç zamanda ulaşırdı, ayaklanması erken oldu. Keyfini çıkarmaya çalışıyor, arka arkaya ayağa kalkıp oturuyor. Önce oturamadığı için sinirleniyordu. Başardıktan sonra tutamıyoruz, sürekli oturup bir çırpıda kalkıyor. Alkışlarsak da çok mutlu olup yeniden tekrarlıyor.
 
Beni çok mutlu eden bir gelişme de son birkaç haftadır parmak gıdalarla beslenmeye başladı. Zaten her şeyi kendisi yapmak isteyen bir bebek, kaşıkla beslerken de kaşığı elimden almaya çalışıyor, ağzına götürüyor ama tabi henüz düz tutamıyor. Bisküvi ya da küçük doğranmış meyveleri önüne koyduğumda minik parmaklarıyla alıp ağzına götürmeye başladı. İlk denemelerimde başarılı olamamıştım geçen ay. Oyuncakları ağzına götürdüğü için muzları doğrayıp koymuştum ama tatmadan ezmişti sadece. Bir süredir yemeğe karşı ilgisi artınca denemeye başladım. Ekmek, meyve, bisküvi ne varsa küçük parçalar halinde önüne koyuyorum. Teker teker alıp ağzına götürüyor, minicik dişleriyle çiğneyip yutunca mutlu oluyor.

Annem tüm gün ona bir şeyler öğretiyor. Biz akşam eve dönünce de öğrendiklerini bize göstermeye çalışıyor. Hepsini birden yapmaya çalışınca çok komik görünüyor. Ardarda baş-baş yapıyor, el sallıyor, el çırpıyor, oturuyor, kalkıyor, arada heyecanlanıyor kollarını sallamaya başlıyor, en sonunda kafası karışıyor kalakalıyor. Eve dönmeyi iple çekiyorum her gün. Kapıdan girdiğimde gördüğüm sevinci her şeye değer.

Çalışmaya başladığım ilk hafta ciddi uyuma sorunu oldu. Uykuya dalmakta güçlük çekti. Sadece kucağımda uyudu, öyle kalmak istedi, yatağa bırakınca ağlayarak uyandı. Zor ve stresli günlerdi, neyse ki bir kaç günde geçti. Ondan uzak kalmak zaten çok zorken bir de onun etkilendiğini görmek çok kötüydü.
 
Yavaş yavaş karakteri oturmaya başlıyor bu dönemde. Zor bir çocuk değil ama hırslı olabilir. İsteyip de elde edemediğinde sinirlenebiliyor. Ayrıntılara önem veriyor gibi, küçük şeyleri fark ediyor ve takılıyor. Kitaplarını çok seviyor, artık daha rahat sayfa çevirip inceleyebiliyor. Bir gün toplayıp kitaplarını çadıra girdi, dakikalarca çadırının içinde kitaplara baktı, Ayhan'la fark ettirmeden izledik, çok ama çok güzeldi. Onu öyle görmek o kadar çok mutlu etti ki beni...

Bu ay Dora’nın rutin tetkiklerini yaptırdım. Kan sayımında bir sorun yok, hala kansızlığı ya da demir tedavisine ihtiyacı olmadığı için başlamayı düşünmüyorum. Önceki değerlerinde düşük çıkıp beni korkutan immunglobulin düzeyleri de normal geldi, içim rahatladı. Belki enfeksiyon fobim biraz olsun azalır, en azından şimdilik bir bağışıklık problemi görünmüyor. Demir, vitamin B12, folik asit değerleri normalin üst sınırında çıktı, çok sevindirici tabi ki. Ben Dora’ya da, hastalarıma da sadece D vitamini yerine vitamin kompleksi başlıyorum, teorik olarak gerekli olmadığını öğrensek de bu aylarda vitamin eksikliklerinin geri dönülmez hasarlara neden olması ve tedavinin zorluğunu bildiğim için böyle yapıyorum ve Dora’nın sonuçlarından yaptığımın ne kadar doğru olduğunu gördüm. Ayrıca rutin demir tedavisi yerine hemogram kontrolüyle gerekli olursa demir başlıyorum, çünkü yan etkileri fazla olan bir tedavi ve gereksiz kullanımı da zararlı olabiliyor. Hemogram artık çalıştığımız ortamlarda kolayca yapılabiliyor olduğundan böylesi daha uygun. Elbette periferde ASM’lerde dördüncü ayda demir başlanması iyi bir uygulama ama ideali bu değil. En önemli tetkiklerinden biri de kızamık salgını nedeniyle 9. aya çekilen ve beni çok strese sokan kızamık aşısının etkinliği için baktırdığım antikor değeriydi, bunu uzun zamandır bekliyordum, neyse ki aşı tutmuş. Birlikte Anti HBs antikorlarına da baktırdım, o konuda da sıkıntı yok. Elbette rutinde bu tetkiklerin yapılması gerekmiyor, hem uygun değil, hem de maliyetli ama ben aklıma takılanların cevabını bilmezsem rahatlayamadığım için biraz fazla obsesif davranıyorum. Karaciğer, böbrek, tiroid fonksiyonlarında ve elektrolitlerinde de sorun yok, sadece idrar kaldı, onu da tamamlayınca biraz daha rahatlayacağım.

Artık her şey daha keyifli, daha eğlenceli, daha güzel ve daha özlem dolu… Sanırım bundan sonra günlerim Dora'yı özleyerek geçecek. Çok şanslıyım ki annem yanında olduğu için aklım onda kalmıyor, sadece özlüyorum, akşamları uçarak eve geliyorum, buna çözüm de yok...
 
10. ay bebek gelişimi
Bebek için çevresindeki dünya sadece oyunlardan ibarettir ve istediği her oyunu oynayabileceğine inanır. Bir çok bebek bakım kitabı evde yeterince önlem alındığı takdirde hiç endişelenmeden bebeğin çevresini tanımasına olanak vermeyi önerir. Her ebeveyn bunu hayata geçirmenin söylendiği kadar kolay olmadığını bilir. Eşyalar ortadan kaldırılıp, kapıları kilitlenip, pencerelere demir, prizlere kapak taktırılsa da, sonuçta ebeveynlerin de evde bazı ihtiyaçları olacağı için, ev ancak bir noktaya kadar güvenli hale getirilebilir. Bu yüzden de bebek evde bazı bölgelere girme izni olmadığını bilmelidir. Masa örtüsü kullanılıyorsa üzerinde tabak-çanak bulundurmamaya gayret edilmeli. Banyo ve mutfak kapılarını kapalı tutulmalı. Klozet kadar eğlenceli başka oyuncak yoktur: hışırtılı sesler çıkartır ve içine kolaylıkla eşyalar atılabilir. Bebek artık “hayır” dan anlıyordur ve hatta bunu tekrar edip kafasını sallayabiliyordur. Ancak bu onu engellemez. Sürekli “hayır” dense bile o hiç yorulmadan bir yasak yerden diğerine geçmekten vazgeçmeyecektir. (Bebeğin başını sallayıp isteklere “evet” demesi için daha birkaç ay var). Sabırlı ve sakin olmak zor görünse de, bebeğin kendi kendini kontrol etmeyi öğrenmesinin başka yolu yoktur. Bebek için potansiyel tehlike olarak gözüken herhangi bir nesne veya durum çok sakin olarak değerlendirilmelidir. Onun bazı durumların tartışılmayacağını kabul etmesi gerekmektedir.

 Bebeğin kendi kendine oturmak gibi bazı temel aşamaları becermiş olması gerekmektedir; ancak unutulmamalıdır ki her on aylık bebeğin motor gelişimi farklı olur. Oturma ve buna bağlı olan her hareketi bebek artık çok rahat gerçekleştirebilmelidir. Dönebilir, eğilebilir, pozisyonunu değiştirebilir ve otururken karnının üzerine yatıp tekrar doğrulur.

Hemen hemen tüm bebekler bu dönemde emekler, bazıları ise biraz destekle ayakta kendi başına durabilir. Bazıları mobilyaların etrafında dolaşır, çok azı bir kaç adım atar, yine çok azı yürümeye başlar. Emeklemeyi veya yürümeyi, “zamanında” gerçekleştirmeyen bebeklerin anne-babaları, onların etrafa karşı meraksız olmalarından yakınır. Aslında o sırada bebek konuşma veya oyuncakları detaylı inceleme gibi bambaşka bir alanda kendini geliştiriyor olabilir. Gerçekte endişelenecek hiçbir durum yoktur. Her ne kadar bu bebekler motor becerilerini biraz erteleseler de sonradan çok hızlı gelişme gösterip arayı kapatabilirler. Bazısı karyolasının kenarlarına tutunup ayakta durmaya çalışır. Çok hareketli bir bebek gün içinde bir saat ve gece 11 saat uyuyabilir. Bu yeterli görünmeyebilir, ancak bu bebekler de en az çok uyuyanlar kadar enerjik olabilirler.

Bebek, artık tamamen uyanıkken uykuya dalma zorlukları yaşayabilir. Eğer böyleyse rahatlamak için anneye ihtiyaç duyar. Tam uyumadan önce, onu kucağa yatırıp masal okumak veya ninni söylemek gerekebilir. Önemli olan uyku haline geçerken onu yatağına koymaktır. Bebeğin dil gelişimi için en iyi yollardan birisi bu zamanda ona kitap okumaktır, özellikle de masal kitapları.. Her ne kadar onun en sevdiği iş, kitapları raflardan çıkarıp yere atmak olsa da, aslında kitabı okumak da ona ilginç gelecektir. Kitaplardaki resimlere bakmaya ve anlatılanın yarısını anlamasa da ona okunmasına bayılır. Eğer sayfaları kendi çevirmekten ve bazı sayfaları daha uzun süre incelemekten hoşlanıyorsa bunu yapmasına izin verilmelidir. Bu dönemde bir oturuşta kitabı bitirmek neredeyse imkansızdır. Bebeğin çıkardığı sesler anlaşılamasa da konuşma tonlarıdır. Bu yaştaki bebek, ”baş-baş”, “bay-bay” gibi basit kelimeler söyleyebilir ve anladığı kelimeler de oldukça fazladır. “Göster” dendiği zaman bir çok nesneyi eliyle gösterebilir. Artık “saklanma” oyununu kendine göre yorumlamaktadır ve “neredesin?” dendiğinde kendi stiliyle yüzünü kapatır. Yüzünü eliyle veya battaniyesiyle kapatarak o oyunu oynamak istediğini belli eder. Bazen hemen kendini gösterir, bazen ise saklanması birkaç saniye sürer. Onun mantığına göre o anneyi göremiyorsa anne de onu göremez.

Bebeğin özellikle kendi ilgi duyduğu alanlarda daha çok şey öğrenebilmek için yeni talimatlara açık ve hevesli olduğu bir dönemdir, örneğin kendi kendine kaşık tutmak gibi. Ancak aynı heves bez değiştirmek gibi ortak gerçekleştirmek gereken başka alanlarda görülmeyebilir. Bir dakika için bile olsa hoşlanmadığı bir işi yapmak onu sinirlendirecektir ve tepkisini bağırarak gösterecektir.

Bebeğin araştırma dürtüsü onu sürekli yasak bölgelere gitmeye itecektir, bunun için kendisine kızıldığında mutsuz olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki yasaklanan bölge sürekli yasak olarak kalmalıdır, yasak kalktığı zaman her yasağın kalkabileceğini düşünür.

2 Kasım 2013 Cumartesi

İlk yıllarda beslenme

Kafede, restoranda ailelerinin yanında sakince oturup yemek yediğini gördüğüm küçük çocuklar beni hep mutlu etmiştir. Özenirim de onlara... Annelerinin beslemeye çalıştığı ya da masada durmayıp ortalıkta koşuşturan çocuklardan ürktüğüm gibi... Sofra adabına önem veriyorum, ailemle yaşadığımız dönemde hep beraber yemek yedik, belki bundan kaynaklı, belki de ikimiz de tercih ettiğimizden Ayhan'la da her zaman sofra düzenimiz oldu, ne kadar yorgun olsak da beraber oturduk masaya akşam yemeklerinde.
Dora henüz yemeklerde bize eşlik edemiyor. Önce onu besliyorum, sonra biz yemeğe oturduğumuzda, o da mama sandalyesinde oluyor, bisküvi ya da meyve yemeğe çalışıyor. Parmak gıdalarını ilk verdiğimde yemesi gerektiğini bile anlamamıştı, oyuncakları ağzına götüren çocuk, muzu tatmadan sıkıp parçalamıştı. Yeni şeyleri çok çabuk öğrendiğinden artık küçük parçaladığım yiyeceklerle kendini beslemeye çalışıyor. Tabi ki doyacak kadar değil ama öğrenmesi bile şu an için çok güzel. Her şeyi kendi yapmak istediğinden biz masadayken bir şeyler yemek onu da çok mutlu ediyor, en azından sıkılmadan oturabiliyor. Küçücük parmaklarıyla meyveleri alıp ağzına götürmesi, düşenleri alıp eliyle ağzının içine itmesi, dört minik dişiyle çiğnemeye çalışması, yutunca başarmanın mutluluğuyla gülümsemesi o kadar şirin ve güzel ki, yemek yerken onu izlemeye doyamıyorum.
Ben çocukken yemek konusunda sorunsuzmuşum ama kardeşim hep iştahsız bir çocuk olmuş. Ayhan da annesine çok çektirdiği için yemek konusu benim için hassas bir konu oldu her zaman. Bebeklerin, çocukların her konuda eğitilebileceğini düşünüyorum. Uyku ve beslenme bunların başında geliyor. Eğer çocuk düzgün yetiştirilirse bu temel ihtiyaçların düzene koyulabileceğine inanıyorum. Tabi ki çocuğun karakteri de önemli, bazı çocuklar çok zor karakterli oluyor, onlar için çok daha fazla çaba harcamak gerekiyor ama Dora uysal bir çocuk olduğu için umutluyum. Uyku konusunda kendi tercihlerim nedeniyle tavizlerim oldu ama beslenme ilk yıllarda çok önemli olduğundan bu konuda taviz vermeyi düşünmüyorum. Elimden geleni yapmaya çalışacağım. Bu dönemde daha çok annemin yanında ama annem de benimle aynı fikirde olduğundan ve söylediklerimi birebir uyguladığından sorun olacağını düşünmüyorum. Umarım istediğim gibi yetiştirebileceğim kızımı...
İlk yıllarda beslenme
Çocuklarda beslenmenin amacı
Çocuklarda beslenmenin en önemli amacı büyümenin en uygun koşullarda sürdürülebilmesini sağlamaktır.
Her çocuk genetik büyüme potansiyeli ile dünyaya gelir. Ne yaparsak yapalım, çocuğu neyle beslersek besleyelim bu genetik büyüme potansiyelinin üzerine çıkaramayız. Ancak yeterli ve dengeli beslenemeyen çocuk yeterli büyüyemez, yeterli boy ve kilo artışı gösteremez. Bunun yanında olumsuz çevre koşulları, geçirilen akut ya da kronik hastalıklar sebebiyle de çocuk genetik potansiyelinin belirlediği büyümeyi gerçekleştiremeyebilir.
Erişkinler olarak eksik olarak aldığımız besin öğeleri ile ilgili depolarımız nedeniyle yaşamımızı belirli bir süre problem olmadan sürdürürüz. Çocuk yaşlarda ise, özellikle bebeklerde, bu depolar yetersizdir. Bu yüzden çocuk beslenmesinde besin öğelerini karşılayıp üzerine de ek yapmak gerekir, böylelikle depolama sağlanabilir.
Beslenme çocukluk yaşlarında yetersiz olduğunda özellikle belirli bir besin grubunun çok kısa süre için bile alınmaması daha fazla risk içermektedir. Çocuklarda risk tabloları çok çabuk ortaya çıkar. En önemlisi büyümenin etkilenmesi ikincisi de klinik tabloların ortaya çıkmasıdır.
Beslenmede ilk 1 yıl kritik
      İlk 6 ay sadece anne sütü dönemidir.
      4 aydan önce kesinlikle ek besine başlanmamalıdır. Alerjik reaksiyon geliştirme sıklıkları araştırıldığında 4. aydan önce ek besine başlayan bebeklerde atopinin (alerjik reaksiyon geliştirme sıklığı) arttığı görülmektedir.
      Anne sütü eğer yetersizse, bu dönemde 1 numaralı formül ürünler/ biberon mamalar verilmelidir.
      İkinci 6 ay anne sütünün devamlılığı ile birlikte ek besin dönemidir.
      İkinci 6 ay beyinde lezzet kütüphanesi yaratılması, artan miktarda ek besinlere alıştırılması, damak lezzetinin geliştirilmesi ve giderek artan sertlikteki besinlerle beslenme becerileri için en önemli dönemdir.
      Öğürmeden pütürlü yiyecekler için en ideal aylar 5.- 7. aylardır.
      Isırma, çiğneme ve yutma becerileri için en önemli aylar 8.-10. aylardır.
Anne sütü harikalar yaratsa dahi ilk 1 yılda sadece anne sütü alanlar 6-12 aylık dönemde bazı beslenme becerilerini geliştirememiş olurlar.
Beslenme ve büyüme arasındaki ilişki
Beslenme ve büyüme arasında çok ciddi bir ilişki vardır.
Büyümeyi etkileyen faktörler;
Beslenme: İlk 5 yıl içerisinde büyümeyi etkileyen en önemli faktör beslenme kaynaklıdır. Özellikle ilk 1000 gün beslenmenin büyümede tek faktör olduğu dönemdir.
Hormonlar: Hormonlar anne karnından itibaren büymeyi etkiler, özellikle de tiroid hormonu. Tiroid hormonu dışındaki hormonların büyümede etkisi ilk 5 yıl beslenmenin yanında oldukça azdır. 5 yaşından sonra ise beslenme büyüme hormonu kadar etkili değildir. Özellikle lineer büyüme dediğimiz boy artışını büyüme hormonu sağlamaktadır.
Hastalıklar: Akut ya da kronik hastalıklar da büyümeyi hastalık dönemlerine göre değişik oranlarda etkiler.
Genetik ve çevresel faktörler de büyümeyi etkileyen önemli ve diğer faktörlerdir.
Büyümeyi izlemek
      Büyüme anne karnında başlar. En hızlı büyüme süreci anne karnında yaşanır. Büyüme bebek doğduktan sonra da hızlı bir şekilde devam eder ancak ilk 2-3 yılda giderek azalır. Örneğin bebek ilk aylarda 900- 1000 gr alırken kilo alımı gittikçe azalır, ayda 100 -150 gr kilo almaya başlar.
      Çocukta büyüme 6-8 ya da 8-10 yaşlarda hızlanır. Büyümenin hızlandığı tek dönem budur.
      Büyüme devam ettiği sürece çocuk, erişkin özelliklerini kazanmamıştır. Erişkin olmak büyümenin sona ermesidir.
Hekim olarak duruşumuz 0-18 yaş arasında büyümeyi izlemektir.
      Büyüme ve gelişme birbiriyle birlikte ve hatta aynı anlam için kullanılsa da hekimler için büyüme ölçülebilir parametrelerdeki değişkenliklerdir. Baş çevresi, boy, kilo, göğüs çevresi gibi.
      İlk yıl içerisinde büyümenin izlenmesi yaklaşımı ile aynı hekim ya da aynı sağlık kurumu tarafından aylık mukayese önemlidir. Eğer çocuğun önceki bilgileri bilinmiyorsa hata yapılabilir.
      WHO (Dünya Sağlık Örgütü) 1. yıl her ay, 2. yıl içerisinde 2 ayda bir, sonrasında ise 6 ayda 1 izlemeyi önermektedir.
      Gelişme ise büyümeden tamamen farklıdır. Gelişme çocuğun ayına ya da yaşına uygun biyolojik fonksiyonlarını yapıp yapamaması ile ilgilidir. Örneğin 4-6 ayda dişinin çıkması, 6. ayda desteksiz oturması, daha sonra emeklemesi, yürümesi, merdiven inip çıkması vb. hepsi gelişmedir. Bunları yapamıyorsa gelişme geriliği var demektir.
      Çocuk büyümüş olabilir ama gelişememiş olabilir. Ya da gelişmiş olabilir ama büyümemiş olabilir. Bazı özel durumlarda ikisi birlikte seyreder ki bunlar da özel tıbbi durumlardır.
İlk 1 yıl içerisindeki büyüme
      Bir bebeğin kilosu ilk 6 ayda 2 katına çıkar. İkinci 6 ayda doğum ağırlığı kadar kilo alır çünkü büyüme hızı düşer. İştah azalır. Büyüme hızının da iştahın da azalması ikinci 6 ay için normaldir.
      Bebek 1 yaşına geldiğinde kilosu doğum ağırlığının 3 katına ulaşır ve boyu 24-25 cm uzamıştır.
      Bazı bebekler düşük doğum ağırlıklı doğarlar. Bu bebekler doğum sonrasında 8-10 kat daha hızlı büyüme gösterirler ki anne karnında yapamadıkları büyümeyi doğduktan sonra gerçekleştirsinler. Genelde 3-6. aylık döneme catch up growth denir. Yani bebek büyümeyi yakalar ve bu büyümesi için önemli bir fırsattır. Eğer bebek büyümeyi yakalayamıyorsa, akranlarından geri kalıyorsa hekimle konuşulmalıdır.
Besleme sorunları
Besleme sorunları 5 ana grupta incelenebilir.
Katı beslenmeye geçemeyenler: Çocuk devamlı sıvı gıdaları tercih eder ve mümkünse biberonla içer. Bu gruptaki çocuk genellikle 5 yaş altındadır.
Çok süt içer. Anne “Bari süt içsin” diye süt verir çünkü çocuk katıyı reddetmektedir. Ancak çocuk süte ulaşmak için katı gıdayı reddeder.
Bu tip çocuklarda fazla süt tüketimi olduğundan farklı fiziksel sorunlar da meydana gelir. Örneğin bağırsak kanamaları oluşur, kansızlık kaçınılmazdır.
Bu durumdaki çocuğun acıkmasını beklemek gereklidir. Öğün arasında bir şey yemek isterse öğünü bekletin. Acıkan çocuğa öğünde katı gıdalar verin. İlk başta zorlansanız da bu tutumu devam ettirerek çocuğun katı gıdaya geçmesini sağlayın.
İştahsızlar: Çocuk devamlı olarak az besin almaktadır. 1-2 lokmadan sonra yemek istemez. Hemen hemen sevdiği hiçbir yiyecek yoktur. Gün içerisinde yemek yemek aklına gelmez. Buna rağmen neşesi ve enerjisi yerindedir.
Bu gruptaki çocuğun dikkat eksikliği ve hiperaktivite başlangıcında olması mümkündür.
Eğer bu gruptaki çocuğun nefesi sabahları kokuyorsa, yediği besinlerle ilgisi olmayabilecek bir karın şişliği varsa, kabızlık eşlik ediyorsa ve çocuk kustuğu taktirde bir önceki öğünde sindirilmemiş besinler varsa mide tembelliği vardır. Mide tembelliği var ise (önce mide tembelliği ispatlanır) özel diyet ve ilaçlarla sorun çözülebilir.
Yaşına uygun yemek yemeyenler: Katı besin alması gereken yaş grubunda olmasına rağmen çocuk katı besin ve pütürlü gıda yemez. Bu grupta olan çocuğa 6 aylık bebeğe öğretiyormuşçasına pütürlü gıda yemeyi baştan öğretmek gereklidir. Genel olarak da beslenme becerilerinin öğretilmesi gerekir ki yemesi gereken yiyeceklerle beslenebilsin. Bazısı kaşıkla beslenmeye direnç gösterir ancak eliyle yemek yiyebilir.
Masa adabı geliştiremeyenler: Annenin peşinde koştuğu, yemeyi oyun gibi gören, yeme adabı geliştirmemiş aktif çocuktur. Özellikle çalışan annenin çocuğunda bu problem görülmektedir. Bu durum tamamen bir davranış sorunudur. Bu sebeple adaptasyon süreci gereklidir. Kural olarak masada yemek yenmelidir, çocuk buna alıştırılmalıdır.
Aşırı seçiciler: Çocuk yoğurdun markası değiştiğinde anlar. Israrla tercih ettiği besini ister. Çocuğun sosyal ortamlarda beslenmesi çok zordur. Bu grup en zor gruptur çünkü neden bu noktaya geldiği çoğu zaman bilinmemektedir.
Aşırı seçicilik doğuştan metabolik hastalıklar ile ilişkili olabilir. Çocuk özellikle belirli bir besin grubunu yiyemiyorsa bu önemlidir. Çocuk eğer bir besini yiyor ve kusuyorsa bundan dolayı da aşırı seçici olup yemiyor olabilir. Bu durumlarda besin alerjisi düşünülebilir. Tetkiki yapılmalıdır.
Ayrıca; gerek iştahsızlıkta gerekse seçicilikte ailevi yatkınlık da önemlidir. Çocuğun anne ve/veya babasının da çocuklukta benzer problemleri olma olasığı % 40'dır. Bunların dışında yukarıdaki problemlere neden olabilen travma, baskı karşısında geliştirilen yeme korkusu, kritik periyodun kaçırılması, otonomi ve kontrol mücadelesi, özgürce yeme fırsatı verilmeyişi diğer etkenlerdir.
Baskı ile yemek yedirmeyin
      Her canlı acıkınca yer. Çocuğun acıkmasına fırsat verin.
      Yemek konusunda çocuğa baskı yapmayın. Hem anne hem de mükemmelliyetçi kadınlarda çocuğa yemek baskısının daha fazla olduğu görülmektedir.
      Her baskı (etki) tepki geliştirir. Etki ve tepki durumunda çocuk ve anne arasında güç dengesi mücadelesi yaşanır. Anne yedirmek çocuk ise yememek ister.
      Beslenme ilişkisindeki hakim duygu eziyet olduğunda çocuk psikolojik travma yaşar. Çocuğun kilosu 100-200 gr. eksik olsun ancak çocuk o travmayı yaşamasın. Bu önemlidir.
      Yemek yemenin psikolojik ve davranışsal boyutu da olduğu bilinmelidir.
      Çocukla güç mücadelesine giren her anne önce kısa vadede sonra uzun vadede kaybeder.
      Çocuğun ne yiyeceği, ne zaman yiyeceği, nerede yiyeceğine ortak karar vermek gerekir. Çocukla beraber yemek önemlidir. Anne yemiyorsa çocuk da yememelidir. Aksi halde çocuk bunu ceza gibi algılar.
      Çocuk büyükse “hangisinden” yiyeceği sorulmalıdır.
      Aşırı baskıcı annelerin çocuklarında iştahsızlık yaşanmaktadır. Empati yaparak çocuğun yerine geçin. O zaman iştahsızlık problemi azalır.
      Çocuğu her zaman daha fazlası için zorlamayın. Artık yemeyeceğini ifade eden çocuğa “Son lokma kaldı”, “Tamam artık yedirmiyorum” demeyin. Sessizce yedirmeyi sonlandırın.
      Çocuk yaygara çıkardığı için “ Tamam” demeyin. O zaman anne otorite kaybeder. Çocuk “bağırırsam geri adım atıyor”u algılamamalı.
      Sevgi ile yemeği birbirinden ayırın. Yemek sonlandığında “Yiyemedin ama ben seni seviyorum” deyin.
      “Yeter ki yesin” diye yemek yedirmeyin.
      Çocuğun yediklerini tercih hakkı vardır, unutmayın.

Prof. Dr. Benal Büyükgebiz