31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir yıl daha bitti

Çocukken zaman ne kadar yavaş geçiyordu, büyüdükçe hızı arttı sanki. Dora doğduktan sonra yetişemez oldum. Bazen durup bakıyorum, karşımda bir çocuk var artık. Benimle konuşuyor, sohbet ediyor, alınıyor, küsüyor, seviyor, okşuyor, öpüyor... Çok yakınız ama sanki bir o kadar da uzaklaşıyoruz. Büyüdükçe ürküyorum, ben de ayrı bir hayatı olacağını düşündükçe hem mutlu oluyor, hem de hüzünleniyorum.

 
Artık bana daha az ihtiyacı var, bunu o da fark ediyor zaten. Oyun grubuna ilk başladığımızda emeklemeyi beceremiyor, herkesten çekiniyor, kucağımdan ayrılmıyordu. Oyunlara benim yardımımla katılıyordu. Şimdi bana ihtiyaç duymuyor, arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle kendi oynuyor. Ben sadece izliyorum, arada aklına geldiğimde gözleri beni arıyor, bulduğunda kısacık bir gülümsüyor, sonra kaldığı yerden oyuna devam ediyor. Az kaldı, kısa bir süre sonra bensiz okulda olacak. Ben de, öğretmenleri de sorun yaşamayacağını düşünüyoruz.

 
Son bir kaç aydır günlerini annemin evinde geçiriyor. Orayı da “evi” olarak biliyor ama bir karmaşa da yaşamıyor. Her iki eve giderken de oyuncakarıyla “Dodo eve gidiyor, güle güle” diye vedalaşıyor. Bir süredir kendine “Dodo” diyor. Son haftalarda kelime hazinesi çok gelişti, artık sayamıyorum ama her şeyi tekrar edebildiğini, bir çok şeyi bilerek söylediğini fark ediyorum. Kendi başına daha iyi yemek yiyebiliyor. Biberonu da sonunda bıraktık, bardak ya da pipet kullanıyoruz. Uzun süredir yatağına yatırınca kendi uyuyordu, artık odasında fazla kalmamı bile istemiyor. Tuvalet eğitimi ne yazık ki bitmedi, hala yaptıktan sonra haber veriyor, ya da lazımlığa yetişemiyor. Görüştüğüm tüm okullarda bunu kolayca halledebileceklerini söylediler, umutluyum bakalım.

Artık daha düşünceli davranıyor, annem ya da bir başkası yiyecek bir şey verdiğinde, hemen "anneme de" diyerek benim için de istiyor. Çok sevdiği çikolatasını bile benimle, anneanne ve dedesiyle paylaşıyor. Üzüldüğümde gelip bana sarılıyor, öpüp teselli etmeye çalışıyor. Böyle duygusal davranması o kadar hoşuma gidiyor ki...

 
Bu yıl benim için de çok hareketli geçti. İki defa iş değiştirdim ama sanırım sonunda emekli olacağım yeri buldum. İnsanın “severek çalışması” bana anlaşılmaz geliyordu ama şimdi hastaneye de üniversiteye de mutlu gidiyorum. Nazara ya da negatif enerjiye inanıyorum, umarım bozulmaz. Yeni bir yıl hep bir güzel değişiklikler umudu taşır ya, umarım hepimiz için iyi bir yıl olur...

29 Aralık 2014 Pazartesi

Sevgi ölçüsü

Dora doğmadan önce Arda’yı o kadar çok seviyordum ki başka bir çocuğu o kadar sevebileceğimi düşünmüyordum. Çok sevimli olmasının yanında, sıcakkanlı ve sevecen olması da ona olan sevgimizi arttırıyordu sanki. Dora hayatıma girip, merkeze yerleştikten sonra ona çılgınca düşkün oldum. Her zaman mantıklı hareket etmeye çalışan biri olduğum için Dora’yı bu kadar çok sevmemin nedenlerini düşünüyorum ara ara… Bazen uyumlu bir çocuk olması, huysuzluk yapmaması, ısrarcı, talepkar davranmaması, bazen zekice yaptığı davranışlar, bazen de çok güzel olduğu için çok sevdiğimi sanıyorum. Ama sanırım her anne baba gibi benden bir şeyler taşıdığını fark ettikçe ve ona emek harcadıkça daha fazla seviyorum.

Böyle düşünmemin en önemli sebeplerinden biri gözlemlediğim annelerin huysuzluk yapan küçücük çocuklarına gösterdikleri aşırı tepkiler. “Yaramaz” diye nitelendirdikleri çocuklarına öyle sert davranıyorlar ki, ben dayanamıyorum. Dora’ya sinirlendiğimi hatırlamıyorum, bazen “sen ergenliğe girdiğinde nasıl kavga edeceğiz seninle?” diye düşünüyorum. Hayalimdeki ilişki konuşabildiğimiz, her şeyi paylaşabildiğimiz sakin ve uyumlu bir anne kız ilişkisi. Kendi hayatımda geçirdiğim süreçleri unutmazsam ona karşı daha anlayışlı olabilirmişim gibi hissediyorum. Umarım o da bana güvenir ve iyi bir ilişki kurabiliriz. Onu o kadar çok seviyorum ki, başka çocuğum olsa onun kadar sevebileceğimi düşünmüyorum…

 
Her anne baba çocuğunu çok sevdiğini söyler ve genelde tüm çocuklarını eşit sevdiklerini iddia ederler. Şurası bir gerçek ki çok net bir ayrım yapılmasa da her çocuk değişik ölçüde sevilir. Çocuklar, zekâ, yetenek, güzellik ve sevimlilik bakımından ayrılık gösterirler. Doğuştan gelen bu ayrılıklardan başka, çocukların geliştirdiği kişilik özellikleri de anne babanın hoşuna gider ya da yadırgayabilirler. Sevgi  ayrımı  her zaman görünür nedenlerle  açıklanamaz. Kimi nedenler ana babanın bilinç altında saklıdır. Daha zeki, daha başarılı çocukların daha az sevildiği aileler vardır. Bunun yanında, yaramaz, başarısız ve sevimsiz bir çocuğun annenin babanın gözdesi durumuna geçmesi de olanak içindedir.
Çocuğun benimsenmesinde cinsiyeti, doğumun zamanı, anne ile babanın ilişkisi, önceden istenip istenmediği, kişisel özellikleri gibi pek çok etken önem taşır. Çocukları değişik sevmek, bir yandan onların ayrı özellikler taşımalarından, öte yandan anne baba tutumunu etkileyen bilinçli ya da bilinçsiz nedenlerden ileri gelmektedir.

Ailelerin kendilerini suçlu hissetmeden davranışlarını irdeleyip çocuğun psikolojik gelişimini etkilemeyecek şekilde çözümler bulması en doğru yol olacaktır. Çünkü çocuklar gerçekten sevilip sevilmediklerini çok kolay anlıyorlar…

11 Aralık 2014 Perşembe

Özel konular

Zaman zaman henüz küçük olduğunu düşünsem de Dora hayatıma girdiğinden beri cinsel eğitim konusu kafamda bir yere sahip oldu. Her konuda genel yaklaşımım önce yeteri kadar bilgi sağlayıp karar verebileceğim bir hazırlık dönemi bulunması yönünde olduğundan bu konuyu da okuyorum bir süredir. Cinsellik için yaşı küçük ama özel alan ve mahremiyet eğitimine başlamakta fayda var gibi duruyor.

Bebeklik döneminden sonra mahremiyet konusuna zaten hep dikkat ettik. Belki bilinçli belki içgüdüsel ama Dora’nın altı evde hep yatağında değiştirildi. Dışarda, özellikle annemlerde, başka odaya geçtik. Tabi bunda Arda’nın eğitiminin de payı vardı. Giysilerini değiştirmek gerekirse bezini hiç çıkarmadık. Banyosunu ya ben ya da annem yaptırdı. Bebekken bile havuza, denize çıplak girmedi, mayosu hep oldu. Bazen abattığımı düşünüyordum ama okudukça doğru şeyler yaptığımı, bunların onun bilinçaltında yer edindiğini öğrendikçe içim rahatladı.

 
Kız erkek farketmez tüm çocukların kendi “özelleri” ile ilgili fikir sahibi olması gerekiyor. Kötü niyetli insanlardan kendilerini koruyabilmeleri için önce bunu anlayabilmeleri lazım. Büyüdükçe bağımsızlaşıyorlar, onları korumak daha da zorlaşacak. Okula gideceğini ve bizden ayrı vakit geçireceğini düşündükçe hem heyecanlanıyorum hem de içimi daha önce bilmediğim endişeler kaplıyor. Bizden ayrı hayatı olması için çok küçük gibi geliyor, korkuyorum. Oysa ki erken dönemde okula başlamasını en çok isteyen bendim. Gerçekten, “bebek” olduğu bu dönemler daha rahatmış sanki…
 
 

Çocukta mahremiyet eğitimi
Mahremiyet eğitimi, cinsel eğitimden daha kapsamlı bir kavramdır. Cinsel eğitim, çocuğun kendi cinselliğini tanıması, gelişim sürecinde cinsellikle ilgili yaşayacağı fiziksel ve duygusal farklılıkları öğrenmesi yanında, anne babasına sorduğu cinsellikle ilgili soru ve cevapları kapsar.  Mahremiyet eğitimi ise cinsel bilgilerin yanında daha çok kendisinin ve diğer insanlarının özelinin/özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koyması gibi bilgileri içerir. Mahremiyet eğitimi anne baba tarafından verilir. Bu eğitimin verilmesi çocuğun ruhsal ve cinsel açıdan korunması adına çok önemlidir.

Çocuğun kendi mahremini, özel alanını koruyabilmesi için öncelikle bu alanı çocuğa tanımlamak gerekir. Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin gizlenmesi gerektiği çocuğa iki yaşından itibaren yavaş yavaş anlatılabilir. Bu özel alan ailenin yaşadığı topluma ve sahip olduğu inanca göre değişmekle birlikte genel olarak cinsel bölgeleri kapsar. Her aile kendi inancına, düşüncesine göre çocuğun vücudunda mahrem alan tanımlayabilir. Bu alanın başkalarından gizlenmesi ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerektiği çocuğa öğretilmelidir.

 
Çocuk için tanımlanan özel alan aynı zamanda anne-babanın da özel alanıdır. Çocuk anne-babasının bu alanları görmek istediğinde aile izin vermemeli, bu alanların kişiye özel olduğunu belirtmeli ve kimseye gösterilemeyeceğini anlatmalıdır. Çocuğa cinsel organlar, ancak o sorduğunda onun anlayacağı dille ve yumuşakça anlatılmalıdır.

Çocuklara dört-beş yaştan itibaren anne-babanın odası kapalı ise odaya kapıyı çalarak ve izin alarak girmesi gerektiği öğretilmelidir. Çünkü bu oda anne-babanın özel alanıdır ve özel alanlara girişte izin alınır. Çocuğun odasına girerken kapısının çalınması çocuğa iyi bir model oluşturacaktır. Odaya izinsiz girdiğinde çocuğa, “Odamızda giyiniyor olabiliriz, bu yüzden kapı kapalı ise tıklatıp izin alarak içeri girmelisin şeklinde” açıklama yapılabilir.

Çocukların iki yaşında tuvalet alışkanlığını kazanması, en geç dört yaşında tuvalet sonrası temizliklerini yapmayı öğrenmesi beklenir. Anne-baba bu dönemleri dikkate alıp çocuğa tuvalet eğitimi verebilir ve eğitimin bir parçası olarak tuvalette yalnız olunması, başkalarının göreceği şekilde tuvaletini yapmaması gerektiği çocuğa anlatılabilir. Çocuk oturak (lazımlık) kullanıyorsa, bu oturak evin ortak kullanım alanlarına konmamalı, tuvalet ya da banyoda kullanılmalıdır.
Küçük yaştan itibaren çocukları başkalarının yanında giydirmemek, altlarını değiştirirken bile bir başka odaya götürmek çocuğun mahremiyetine saygıyı gösterir. Özellikle dört-beş yaşından sonra çocuğu iç çamaşırı ile yıkamak, iç çamaşırı çıkarırken ve temizlerken gözleri kısarak ya da başı hafif yana çevirerek o alana saygı gösterdiğimizi hissettirmek çocuklarda mahremiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Yedi yaşından sonra banyoda çocukların kendi mahrem alanlarını kendi temizlemelerine fırsat tanımak da mahremiyet duygusunun gelişimi açısından güzel olacaktır. Yine kardeşleri dört-beş yaşından sonra birlikte banyoya sokmamak, sokulması zorunlu olan durumlarda ise onları iç çamaşırları ile yıkamak gerekmektedir. Sağlıklı bir mahremiyet duygusu açısından çocuğun başkalarının önünde elbiselerini çıkarmaması, giyinip soyunmaması gerektiği ayda birkaç defa tekrar edilerek çocuğa hatırlatılmalıdır. Tabi ki anne-babanın da çocuğun görmeyeceği bir alanda giyinip-soyunması da çocuğun bütüncül bir mahremiyet duygusu geliştirmesi açısından önemlidir.

Küçük çocukları cinsel organlarına dokunarak, onları konu yaparak sevmek doğru değildir. Çünkü bu durum, onların özel alanlarının ihlalidir. Çocuk bu şekilde hem mahremiyet ihlaline uğramış olur, hem de başkalarının özel alanlarının kullanılarak onlara şaka yapılabileceği inancını taşır. Ayrıca çocukları cinsel organlarını konu ederek sevmek, onları kendilerini kötü niyetli yabancılardan korumak konusunda etkisiz kılabilir. Çocuk, bir başkası özel alanına dokunmak istediğinde bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ayrımını yapamayabilir. Bu sebeple bezlemek, pişik kremi sürmek ve temizlemek durumlarında bile abartıya kaçmamak, aşırı baskı uygulayarak silmemek, çocuğun cinsel organlarıyla oynamamak daha doğrudur. Çocuğun cinsel organlarını şaka konusu yapmak, göstermesini istemek, onlara dokunmaya çalışmak çocuğun cinsel kimlik gelişimi açısından oldukça sakıncalıdır.

İlkokul dönemi ile birlikte çocuklar için evde bir çekmece ya da sepet belirlenip, çocuğa özel eşyalarını buraya koyabileceği söylenebilir. İlk başlarda çocuklar buraya gerekli gereksiz birçok şeyi koyabilir, ancak zamanla daha seçici davranacaklardır. Onun bu özel alanını anne-babanın izin alarak kullanması çocuğun özel alan düşüncesini pekiştirir. Ergenlik dönemi ile birlikte gençler, kilidi olan daha güvenli özel alanlar talep edebilirler. Ergenler yalnız kalmak isteyebilirler, çocukluk dönemine göre daha utangaç olabilir. Vücudunu anne-babasından gizlemek isteyebilir. Onların bu taleplerini normal karşılamak, özel alanlarına izinsiz girmemek, telefonlarını karıştırmamak, günlüklerini okumamak daha doğru bir davranıştır.

 

Bebeğin yatağının anne-baba yatağından ne zaman ayrılacağı tartışmalı bir konudur. Kimi ebeveynlik ekolleri çocuğa dilediği kadar müsaade ederken, kimi yaklaşımlar ise daha katı bir yaklaşımla çocuğun odasının ve yatağının ayrılmasını savunmaktadır. Bu konuda genel yaklaşım şu şekildedir: Altı aya kadar çocuk annesi ile yatabilir. Altı aydan sonra ise annesi ile aynı odada yer yatağında ya da beşikte yatabilir. İki yaşla birlikte çocuk yavaş yavaş bağımsızlığını kazanır ve kendi başına yemek yemeye, yolda kendi başına yürümek istemeye başlar. Bu dönem gelişim olarak da çocuğun odasının ayrılabileceği bir zamandır. Ancak yalnızlık, anneden ayrılma, karanlık gibi konularda aşırı duyarlı ve kaygılı olan çocukların zorla yataklarını ayırmak doğru değildir. Öncesinde var olan kaygılar uzman yardımı ile giderilmeli, sonrasında yatak ayrımına gidilmelidir. Birlikte aynı yatakta yatan kardeşlerin yataklarını ise dört-beş yaşından itibaren ayrılabilir.

Kız ve erkek kardeşlerin ilkokul dönemiyle birlikte odaları ayrılmalıdır. Çünkü beraber bulundukları odada, giyinip soyunurken, yatarken, temizlenirken birbirlerinin özel alanını ihlal edebilirler. Ayrıca okulla birlikte çocuklara vücudunun dışında iç çamaşırlarının belki de özel eşyalarının (günlük vb.) bulunduğu bir özel alan da gerekebilir. Bu alanın farklı odalarda olması daha doğru olacaktır. Yer darlığı gibi sebeplerle bu konu ertelenmemelidir. Gerekirse diğer bir odada bir köşe oluşturularak çözüm bulunmalıdır. ‘Onlar kardeş bir sorun olmaz’ diye düşünmek kadar, bu konuda aşırı kaygılı davranıp endişelerimizi çocuklara hissettirmek de sakıncalıdır
Çocukla birlikte dışarıda gezerken veya televizyon izlerken aniden karşımıza mahremiyet ihlali içeren sahneler ve durumlar çıkabilir. Bu gibi durumlarda çocuğa bir şey demeden onun duyacağı şekilde mahremiyet ihlali yapan kişiye tepki belli edilebilir. Örneğin bir televizyon sahnesinde arkadaşlarının mahrem alanına şaka amaçlı dokunan kişiye seslice kızılabilir. “İnsanların özel yerlerine dokunulmaz” gibi cümlelerle tepki belli edilebilir. Böylece çocuk anne-babanın tepkilerini modelleyerek mahremiyet ihlallerine karşı duyarlı hale gelir. Çünkü çocuklar anne-babaların kendilerine değil de başkalarına verdikleri tepkiler yoluyla daha kolay öğrenmektedirler.

Mahremiyet eğitimini alan çocuklar kendi özel alanını bilir, bu alanını korur ve başkalarının özel alanlarına da saygı gösterir. Bu durum, aynı zamanda çocuğun sağlıklı bir kişilik gelişimine zemin hazırlar. Cinsel tacizlerin arttığı günümüzde çocukları korumanın ilk adımı onlara mahremiyet eğitimi vermektedir. Bu eğitim sayesinde onlar kendilerinin ve başkalarının özel alanını korumayı öğrenerek daha sağlıklı bireyler olabilirler.

28 Kasım 2014 Cuma

Okul yolu

Aslında bildiğim ve önerdiğim, çocukların üç yaşına kadar anneleriyle zaman geçirmeleri ve ancak üç yaşından sonra ev dışında sosyalleşmelerini sağlayacak okul gibi ortamlara katılmalarının doğru olduğuydu. Ne yazık ki şartlar her zaman doğruları uygulamak için mümkün olmuyor. Dora dokuz aylık olduğunda ben çalışma hayatına döndüm. O dönemden itibaren onunla annem ilgileniyor. Bizim evde baş başa olduklarında annem tüm ilgisini Dora’ya veriyor, zaten daha çok bakımıyla ilgileniyor, uygun zamanlarda da gelişimi için aktiviteler yapıyordu. Bu durum tabi ki onun için zor oldu. Hem Dora büyüdüğünden hem de Arda okula başladığı için eve daha erken geldiğinden bu yıl annem Dora’yı kendi evine götürmeye başladı. Babam ve Arda da olunca kalabalık ortamda zaman geçirmesi bir açıdan iyiyken diğer açıdan sıkıntılar olmaya da başladı. Bir kere babamın hayatını Dora’ya göre düzenlemek zor, televizyon izlemeyi seviyor. Dora henüz ilgi göstermese de bu şekilde devam ederse alışacak. Arda’nın varlığı “kardeş” duygusu hissetmesi açısından çok güzel ama onu izleyip taklit etmeye çalıştığı için daha “büyük” bir çocuk karakterine bürünmeye başladı. Bir de tabi annemin sadece Dora’yla bu üçüncü kışı, öncesinde de üç yıl Arda’yla ilgilendiğinden artık kendine vakit ayırması gereken zamanlar çoktan geldi.

 
Bakıcı her zaman bizim kafamızda alternatifti. Dora yeni doğduğunda gerçekleştirmek için denemelerimiz de oldu ama bir türlü güveneceğimiz, içimize sinecek birini bulamadık. Eksikliğini çok hissettiğim doğru. Özel bir plan yapmamız gereken her akşam annemden rica etmek onu olmasa da bizi hep endişelendirdi. Zaten tüm gün yorulduğu için geceleri onu rahat bırakmamız gerektiğini düşündük. Artık Dora bu kadar büyüdükten sonra da düzenini bakıcı yönünde değiştirmek mantıklı olmayacaktır.

Kafamda tüm bileşenleri bir araya getirdiğimde Dora’nın kreşe başlaması en uygun karar oluyor şimdi. Yazın annemler yazlığa gittiğinde de onlarla gitmek zorunda kalmamalı, geçen yıl sıkıntılı oldu, hepimiz için... Annem tabi ki henüz çok küçük olduğunu düşünüyor, ona kıyamıyor. Objektif olarak değerlendirmek için oyun grubumuza gittiğimizde Dora’yı daha serbest bıraktım son haftalarda. Zaten bu aralar biraz daha aktif, öğretmenin söylediğini hemen üzerine alınıyor ve yapmaya çalışıyor. O beni bırakmayan Dora gitti, artık kendi başına hareket ediyor, çok güzel komut alıyor. Oradaki öğretmenlerin fikri de yalnız gruba geçebileceği yönünde ama ne yazık ki Gymboree’de tam gün devam etme şansı olmadığından okul değiştirmemiz gerekecek...

Dora’nın yalnız sosyal ortama girebileceğine de karar verdikten sonra en önemli konu olan okul seçimine geldi sıra. İlkokul seçimi için çok daha fazla kriter olmasına rağmen kreş grubunda, ne yazık ki, fazla irdeleyemediğimizi fark etmem kafamı soru işaretleriyle doldurdu. Bir kere çok fazla seçenek yok. Eve yakın olması bu yaşta önemli, yaz okulu olmalı, biraz da kurumsal bir yer olmasını istiyorum tabi. Özel okulların ana sınıfı grupları 36 aydan itibaren aldıkları için öyle bir şansım da kalmayınca yazın çevremizdeki kreşlerin listesini yapıp dolaşmıştım. Aklıma yatan bir tanesi ve yeni fark ettiğim diğeriyle görüşme için Dora’yı ve annemi de yanımda götürmeye karar verdim.

 
İlk görüşmedeki kriterlerim arasında mekanın büyüklüğü ve bahçesinin olması, yaş gruplarına göre sınıfların ayrılması, yemeklerin günlük aynı yerde pişmesi, temizlik gibi temel şeyler vardı. Üç yaşına kadar akademik eğitim açısından pek bir beklentim yok aslında. Tek istediğim sağlıklı bir ortamda yaşıtlarıyla iyi vakit geçirmesi... Annem ve Dora’yla gittiğimiz ikinci görüşmede özellikle Dora’nın tepkisi önemliydi benim için. Tabi bir de annemin ayrıtılar için fikirleri.

Dora her iki okulda da ona ilgi gösteren öğretmenle birlikte yaşıtı olan sınıfların dersine katıldı. Sorun çıkarma bir tarafa ayrılmak istemedi. Aktivitelere katıldı, sevdiğini, yeniden gelmek istediğini söyledi. Annemle daha ayrıntılı konuşunca, aslında benim daha sıcak baktığım okulda Dora’nın yaş grubunda az öğrenci olduğunu, ders bitince sınıfa portatif yataklar konup yine aynı yerde uyuduklarını, ders sırasında yatakların üst üste sınıfın bir köşesine istiflendiğini gördük. Ayrıca okulun sahibi olan, Dora’ya çok sıcak davranan ve dürüst olduğunu düşündüğüm hanımefendi yemeklerde taze meyve suyu vermeyi denediklerini ama çocukların alışkın olmadıkları için sevmediklerini, bu nedenle artık hazır meyve suyu verdiklerini söyledi. Ağlamak istedim, aklıma fast food gıdayla ana okulunun gezisinde tanışan küçük kuzenim ve amcamın tepkisi geldi. Tüm iyi hislerime rağmen kaçarak uzaklaştım. Evet ben de çok sağlıklı beslenmiyorum, yine de Dora için iyi şeyler yapmaya çalışıyorum ama hazır meyve suyu hassas noktam, zehir gibi geliyor. Alışıp sevmesini kabul edemem. Ayrıca alt değiştirme konusunda da bir netlik sağlayamayan kurum sahibi “gerekirse ben bile değiştiririm” diyerek beni benden aldı...

 
İkinci okul yönetimi daha profesyoneldi. Zaten İstanbul’un ilk anaokulu olduklarını söyledi. Daha sistematik çalışıyorlar. En azından diğer okulda kafamı karıştıran uyuma odası hazır meyve suyu, alt değiştirme bölümü gibi sorunları yoktu. 24 aydan itibaren çocuk kabul ediyorlar ve yaz okulları var. Bahçesi diğer okula göre daha küçüktü ama artıları ve eksileri birlikte değerlendirince kararımı verdim.

Yeni bir fikir, alternatif bir okul ya da değişiklik olmazsa iki yaş doğum gününden sonra kızım okullu oluyor. Kreş için bu kadar kafam karıştıysa ilkokulu düşünmek bile istemiyorum. Aslında düşünmeye çok erken başladım ama karar verme kısmı çok zormuş gerçekten. Bu basamağı başarıyla atlatırsak bu yaz ilkokul için görüşmelere başlayayım diyorum...

Okul seçimi
Okul öncesi eğitim kurumu seçimi sırasında sorulması gereken sorular;
Benimsedikleri özel bir eğitim sistemi var mı?
Eğitim materyalleri yeterli mi? Eğitim materyalleri ve oyuncaklar tahta, kumaş, keçe gibi sağlıklı malzemelerden mi yapılmış yoksa plastik oyuncaklar mı ağırlıkta?
Çocuğun sosyal alanını destekleyecek spor ve sanat dersleri yeterli mi? Bu dersleri veren kişilerin eğitimleri uygun mu?
Sınıf içindeki öğretmenlerin eğitimi ne düzeyde?
Okulun psikoloğu çocukları ne sıklıkla gözlemliyor?
Okul gezilerinde çocuklara kimler refakat ediyor?
Çocuk sayısı ile öğretmen sayısı orantılı mı?
Yabancı dil dersini veren eğitimcinin uyruğu nedir?
Tuvalet eğitimi veriyorlar mı?
Yemek okulda mı hazırlanıyor, dışarıdan mı geliyor?
Veli profili nasıl?
Güvenliği nasıl sağlıyorlar?
Okul servis hizmetini bir şirket mi yoksa bireyler mi üstleniyor?
 

10 Kasım 2014 Pazartesi

Tuvalet eğitimi

 
İki yaş yaklaştığında tüm çocuklarda olduğu gibi bizim de gündemimize geldi tuvalet eğitimi. Eskiden annelerimiz bize çok daha erken dönemde bu alışkanlığı kazandırırmış. Sanırım hazır bezlerin olmayışı ve yaşadıkları zorluklarında bu hızlı kazanımda payı var. Bu dönemde tuvalet eğitiminin daha ileri yaşlara itildiği bir gerçek. Çevremden ve hastalardan gördüğüm kadarıyla bu beceri 36 ay civarında kazanılabiliyor artık.

 
Dora’nın çabuk öğrenmesi ve idrar tahlili almaya çalışırken uzun süre tutabildiğini görmemiz erken dönmede alışabileceği konusunda bizi heveslendirmişti. Uzun süredir yaptıktan sonra söylemesine rağmen henüz tam anlamıyla başarılı olamadık. Lazımlığa alışması biraz sürdü. Giyinikken oturdu, oynadı ama çıplak oturduğunda tuvaletini yapacağını algılayamadı, korktu. Oturunca tuttu yapmadı, bezini bağlayınca hemen yaptı. Şu aralar tuvaleti yaparken söyleme ve lazımlığa oturmak isteme aşamasında, yakında zamanlamayı da tutturacaktır diye umuyorum.

Zorlamanın yanlış sonuçlara yol açacağını bildiğim için ısrarcı olmadım. Zaten daha çok annem ilgilenebildi. Kreşe başlamadan öğrenmiş olmasını istiyorum ama bakalım zaman ne gösterecek. Bezden kurtulsa da temizliğini yapma konusunda yeterli olacağını sanmıyorum tabi. Bir süre sonra öğrenecek ve bu süreç de geride kalacak, bunu biliyorum en azından...

Tuvalet eğitimi

Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir. 

Tuvalet eğitimine zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda genellikle zorluklar yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı geldiğinde onun söylemesini beklemek de hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.

 
Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır. Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir.

Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunu göstergelerini sıralanabilir. Yürüyebiliyorsa, basit emirleri yerine getirebiliyorsa, isteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa, kendi kendine basit giysileri giyip çıkarabiliyorsa, genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa, tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa, altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.

Henüz çocuğun sayılan belirtileri göstermiyor olması, devamlı kabızlık problemi yaşaması, son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.), tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir.

Her çocuk bu alışkanlığı bir şekilde kazanacaktır. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal  sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.

 
Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla ebeveyn kontrolünde ve verilen eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmek ebeveyni aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç daha çok çocuğun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak ebeveyn ve çocuk hazır olduğunuzda tamamlanacaktır.

Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.

Çocuğu iyi gözlemlemek ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmak, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmek için yardımcı olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işe yarayacaktır.

Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.

 
Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.

Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.

Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.

Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.

Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.

Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.

Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.

Tuvalet eğitimde en büyük ödül onaylanmak olabilir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.

Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir. 

 
Çocuğu övmek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.

Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir.

Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kelime hazinesi

İlk yıl bebeklerin çok hızlı gelişim gösterdikleri bilinen bir gerçek, koyduğumuz yerde kalan kuzucuklar, konuşmaya, yürümeye çalışan küçük insanlara dönüşüyorlar. Ama ikinci yıl da gelişim açısından hiç fena sayılmaz. Her gün gördüğümüz için biz fark edemiyoruz ama iyi ki fotoğraflar, videolar var. Dora’nın yaşından sonraki videolarına baktım da minicik bir bebekten yavaş yavaş çocuğa dönüşmüş bu yıl.

Büyüdükçe algısı arttığından birlikte vakit geçirmek de gitgide daha keyifli bir hal alıyor. Artık derdini anlatacak kadar konuştuğu için o çok mutlu, onu derdini anlatırken izlemek bize de ayrı bir keyif veriyor. Çocukların konuşabildiklerinden daha hızlı düşünebildikleri bir gerçek. Anlatmak istediği çok şey olduğunu farkediyorum, bazen kelimeleri yetmiyor, el kol işaretleri de devreye giriyor ve izlemesi çok eğlenceli oluyor. Bazen de bize göre anlamı olmayan ama Dora için gayet anlamlı seslerle uzun uzun cümleler kuruyor. En komiği, oldukça düzgün “Atatürk”, “ambulans”, “peçete”, "mandalina" gibi kelimeleri söyleyebilmesine rağmen adını söylemiyor. Ailede herkesin, dedesinin, anneannesinin bile adını bildiği halde kendinden “bebe” diye bahsediyor. Adını beğenmediğin bile düşünmeye başladım.

 
Bebekler 12 aylık olduklarında artık sese dönmekte, ismini tanımakta, "hayır" ya da "yapma" uyarısını anlamakta, sesleri taklit etmekte, anlamlı olarak ürettiği ilk sözcüklerini söylemektedir. Ancak doğduğu andan itibaren içine doğduğu dili ve o dile ait konuşma seslerini öğrenen bebeğin öğreneceği daha çok şey bulunmaktadır. Bu dönemde bebeğin dil ve iletişim becerileri hızlı bir gelişim göstermektedir. Daha karmaşık olan dil yapılarını kullanmaya başlar. Daha karmaşık olan komutları izleyebilir, ihtiyacı olan ya da istediği şeyleri dile getirebilir.

12-18 ayda, çocuğun söylediği anlamlı sözcüklerde artış görülür, söyleyebildiğinden daha fazla sözcük anlar. Ses tonunda sanki biriyle konuşuyormuş gibi birtakım iniş-çıkış yaparak, yüksek sesle, anlaşılmaz ifadelerle hiç durmadan konuşur. El-kol hareketleri ile birlikte söylenen basit yönerge ve sözleri anlar ("bana bak", "ver" gibi) ve yetişkinlerin söylediklerini taklit eder. Sık kullanılan günlük nesnelerden istenileni verir.

18-24 ay arasında, 50 kadar sözcüğü anlar, kendi bedeninde en az üç vücud bölümünü gösterir, şarkılardan hoşlanır ve şarkı söylemeye çalışır.

 
24-30 aylar arasında, artık "bir" sayı kavramını anlar. Sık kullanılan nesnelerin işlevlerini ve bir işin nasıl yapıldığını işaretlerle gösterir. İçinde/yanında/üstünde gibi kavramları anlar. Konuşması giderek anlaşılır hale gelir, kendisiyle konuşulduğunda dikkatle dinler. İki yada daha çok kelimeyi bir araya getirerek basit cümleler kurar. Çevresindeki insanların ve resimlerin isimlerini söyler. Kendinden söz ederken ismini kullanır. İstenildiğinde vücud bölümlerinden 6 tanesini gösterebilir ve sözcükleri tekrar eder, tanıdık nesneleri isimlendirir ve verir.

30-36 ayda, basit iki/üç yada giderek karmaşıklaşan eylem içeren komutları yerine getirir. "ben, beni, bana" zamirlerini doğru kullanır, “ne, kim, nerede" sorularını sıkça sorar, “niçin, neden" sorularına neden göstererek uygun yanıt verir. Konuşması sırasında ses tonunu değiştirir. Sorulduğunda adını, soyadını, cinsiyetini ve yaşını söyler. Sevdiği öyküleri defalarca dinlemekten keyif alır. 10'a kadar ezbere sayar. Başkalarıyla basit içerikli konuşmalara katılır, konuşma seslerinin çoğunu doğru üretmeye başlar ve konuşma anlaşılırlığı artar.

Dil ve konuşma gelişimine destek olmak için konuşmanın bol olduğu ortam hazırlanmalıdır. Sohbet ederken yada konuşurken yüz yüze olmak önemlidir. Eğer işaretler ile kendini ifade ederse ona anlaşıldığını göstermek gerekir. Bu dönemde söyleyebildiği sözcüklerde telaffuz hataları yapabilir. Hatalı, yanlış söylediği sözcükleri düzeltmek yerine, istediği gibi söylemesine izin verip; yeri geldikçe doğrusunu tekrar etmek uygun olacaktır. Çocukların bebeksi konuşma tarzları sevimli gelse de, asla çocuğun konuştuğu, bebeksi konuşma tarzıyla konuşulmamalı, o sözcüğü nasıl söylerse söylesin her zaman sözcüğün doğrusu kullanılmalıdır.
 
Çocuklar soru sorduklarında öğrenmeye açıktırlar. Sordukları sorular asla cevapsız bırakılmamalı yada gelişi güzel cevaplar verilmemelidir. İhtiyacı olan bilgileri ona vermek gerekir. Çocukla beraber oyun oynarken basit ve kısa cümleler kurarak konuşmak, onun da konuşması için teşvik etmek, konuşma girişimi olumlu karşılayıp desteklemek yerinde olacaktır.

Ancak çocuk, 12. ayda; konuşma seslerini (öpücük, dil şıklatma) taklit etmiyor, isteklerini elde etmek için ağlama dışında ses çıkartmıyor, baba/mama gibi en az bir sözcük söylemiyorsa, 18. ayda; aile üyelerini tanıyıp gösteremiyorsa, güle güle yap/ al-ver gibi basit komutlara uymuyorsa, 24. ayda; kendisine söylenen farklı 50 sözcüğü anlamıyor, anne-baba gibi aile üyelerinin veya evde beslenen hayvanların isimleri dışında en az 4 farklı sözcük söylemiyorsa, 36. ayda; söylediklerinin en az %50 si aile üyeleri dışındaki bireylerce anlaşılamıyor, en az üç sözcükten oluşan cümleler kuramıyorsa, geçmişte olan olaylar hakkında konuşamıyorsa, basit sorulara yanıt veremiyor, iki aşamalı basit komutları yerine getiremiyorsa, dil ve konuşma gelişimini olumsuz etkileyen faktörlerin olabileceği düşünülerek uzman dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır.

Dora'nın kelime hazinesi (22 ay): anne, baba, bebe (kendisi), anane, dede, abi, Ece (tüm teyzelere), Allah, Atatürk, Nana (sevgili zürafamız), mimi (Minie Mause), ayıcık, canım, amca, âmin, mama, bebek, panda, çiçek, küçük, büyük, park, bıcı bıcı, cici, ababa (araba), temam (tamam), te (evet, tamam), mama, erik, portakal, mandalina, peçete, ambulans, pat, polis, pepe, gel, git, kalk, çek, aç, kapat, tut, al, ver, gir, çık, açayım, böcek, at, var, yok, ön, arka, bitti, alo, annemin, benim, annem (iyelik eklerini kullanıyor) pembe, mor, su, hoppa (kucağına al), bitti, düş (düştü), mav (kedi), gak gak (tüm kuşlar), mee (kuzu), moo(inek), çeçe (çikolata), bir, iki, üç, panda, acı, arka arkaya, ebe (oyundaki), pasta, çiş, kaka...

30 Ekim 2014 Perşembe

Grip aşısı

Grip aşısı benim eskiden pek pirim vermediğim bir aşıydı, vücuda giren yabancı maddelere sıcak bakmadığım ve çok riskli bir hastalık olduğunu düşünmediğim için uygulamıyordum. Son yıllarda özellikle okula giden çocukların sık enfeksiyon geçirdiğine ve aşılananların daha hafif atlattıklarına tanık olduğum için hastalarıma önermeye, kendim de yaptırmaya başladım. Geçen yıl olduğu gibi bu ay balşında tüm aileyi aşıladım. Bu yıl farklı olarak Dora’da gruba eklendi. Geçen yıl küçük olduğu, kreşe gitmediği ve sık aşı olmak durumunda kaldığı için ona uygulamamıştım. İlk defa aşılandığı için o ik kez olmak durumunda kaldı tabi.
 
Grip aşısı uygulandığı insanlarda %70 ile %90 oranında gribe karşı bir bağışıklılık sağlar %10 ve %30 arasında da herhangi bir etkinlik göstermeyebilir. Milyonlarca insanın 1 yıl içinde bu hastalığa yakalandığı ve özellikle çocukların ve de yaşlıların ciddi biçimde etkilendikleri düşünülürse grip aşısının gerçekten gerekli olduğu ortaya çıkar.
 Grip aşısı uygulandığı insanlarda %70 ile %90 oranında gribe karşı bir bağışıklılık sağlar, bu kişinin burada verilen aşıya karşı bağışıklık oluşturabilme yeteneğiyle ilişkilidir. Grip aşısı her ne kadar bağışıklık oluşturmasa da özellikle yaşlı bireylerde etkinliği gribe bağlı oluşacak komlikasyonlar üzerinde çok belirgindir. Özellikle yaşlılarda görülen zatüre, kalp krizi, felç ve ölüme kadar götüren hastalıklar için önemli ölçüde koruma sağlar.
 O yıl için uygulanan grip aşısı son bir yıl içinde gelişmiş grip virüslerine karşı oluşturularak hazırlanır. Normalde grip virüsü çok hızlı biçimde mutasyona uğrayarak kendinin şeklini ve yapısını değiştirir. Dolayısıyla bir yıl öncesinde saptanmış ve oluşabilecek grip virüslerine karşı hazırlanmış aşılar ancak o yıl için etkili olabilir bir sonraki yılda grip virüsü değişik bir yapıya bürüneceği için yeniden grip aşısına gereksinim vardır.
Grip aşısının özellikle uygulaması gereken hastalık gruplar içinde sağlıklı çocuklar sayılmıyor. Bu grupta, hamileler, 50 yaş veya daha yaşlı kimseler, kronik hastalığı bulunan kişiler, sağlık alanında çalışan doktor, hemşire ve sağlık personelinin tümü yer alıyor. Ayrıca aşı içindeki maddelere karşı allerjisi olanlara ve aşı sonrası otoimmun hastağı gelişenlere ise uygulanmıyor. Ateşli dönemde iken grip aşısı uygulanmaması ve bu dönemin üzerinden tam iyileşme sağlandıktan ve 1 hafta geçmesinden sonra grip aşısı uygulanması uygun kabul ediliyor.
 8 yaşından küçük çocuklarda eğer ilk kez grip aşısı uygulanıyorsa grip aşısının 2 ayrı dozda uygulanması gerekir. Bunun nedeni de çocuk yaşlarda gribal enfeksiyona karşı bağışıklık sisteminin uyarılmasının ve buna karşı oluşacak bağışıklamanın gecikmesinden kaynaklanmaktadır. Bir ay arayla 2 doz uygulanır.
 Grip aşısı olsak da olmasak da her şıkta gribe karşı ve diğer virüslere karşı kendimizi koruma olasılığımız mevcuttur. Bunun en temel uygulaması hijenik şartlara iyi uymamızdan geçer. İyi bir hijyenik uygulama bizim bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli defansif mekanizmamızdır. Bunun için ellerin sabunla yoğun biçimde yıkaması, gözlere, burna ve ağıza çok fazla ellele dokunulmaması, gribal enfeksiyonun salgın olduğu dönemlerde kalabalıkların içinde bulunmaktan kaçınmak, öksürürken veya hapşırırken mutlaka ağız ve burnumuzu bir mendil ile kapatmak gibi basit önlemler alınması yerinde olacaktır.

 
Grip aşısı yapılmış olsa dahi vücüda giren grip virüsünun grip aşısında kullanılanlardan farklı tipte olması halinde gribe yoğun biçimde yakalanma şansı mevcuttur. Belirtileri hafifletmek amacıyla; bol miktarda sıvı gıda almak, hastayken alkol ve sigara kullanmamak önemlidir. Gribal enfeksiyonda tedavinin çok büyük bir anlamı olmadığı için belirtilere yönelik tedavi uygulanmaktadır. En önemli belirtileri için, genelde ağrı ve ateş düşürücü olarak parasetamol, çok şiddetli eklem ağrıları ve kas ağrıları varsa bu durumda da içinde ibubrufen ihtiva eden ilaçlar kullanılabilir.

Grip aşısı uygun aldıktan sonra yaklaşık 15 gün ile 21 gün sonrasında gerçek anlamda koruma sağlayabilir. Bu dönemde aşının koruması altında olmadığı için gribe yakalanma riski vardır.

Hem zor bir hastalık olduğu için, hem de komplikasyonlara yol açma riski bulunduğundan ben sık solunum yolu enfeksiyonu geçiren hastalarıma her yıl grip aşısı yaptırmalarını öneriyorum. Dora ciddi bir enfeksiyon geçirmediği halde okula başlamasını planladığım için ona da uyguladım. Hastalığı engelediği ya da en azından semptomları hafiflettiği net olduğu için yapmanın uygun olduğunu düşünüyorum. Aşı Eylül-Nisan ayları arasında yapılabilse de mevsim itibariyle en uygun zaman Eylül-Kasım ayları arasında yapılması oluyor.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Birlikte büyüyoruz

Çok sık tatil yapamadığımız için bayramları tatil için kullanıyoruz. Aslında bu onayladığımız bir durum değil tabi ama zaten çok kalabalık bir aile olmadığımızdan ve sık görüştüğümüzden tatil yapmak cazip geliyor. Bu defa yakın bir yer seçip Ayhan’ın uzun zamandır görmek istediği İğneada’ya gittik. Doğası muhteşem bir yer, deniz, orman, göletler... Üçümüz bir güzel gezdik.


Bu bayram tatili bize bir çok şey öğretti. Üçümüz tatil yapmayı daha önce deneyimlemiştik ama bu kez ilk defa Dora için besin hazırlığı yapmadan çıktık. Henüz günlük yemeklere alışmadığından, evde onun için özel yemek piştiğinden başlangıçta çekinmiştim. Aslında bu doğru değil, bir yaşından sonra evde pişen her yemeği yemeli çocuk, hastalarıma da bunu öneriyorum. Ama ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bu defa oldu, sadece suyunu ve sütünü evden götürdük ve üç gün otel yemeğiyle besleyebildik. Tabi seçme şansımızın olması avantaj ama bu kadarı bile beni çok mutlu etti.

Sosyalliği açısından da güzel adımlar attığımız bir dönemeç oldu. Şimdiye kadar sadece benimle beraber sosyal ortamlara girebilen kızım, benim minik bebeğim, Mini Club’da tam 30 dakika yanlız kaldı. Benim için çok önemli tabi ki, her anne gibi. Evet bu kadar küçük yaşta kreşe giden çocuklar olduğu doğru, belki bebekken bu duruma alışmaları daha kolay olabilir ama bana en düşkün olduğu bu dönemde sorunsuz geçiş yapmak beni çok mutlu etti. Animasyon ekibinin ısrarları souncunda “bir bakmak” için gittik Mini Club’a... Önce bir durdu, ablaları, arkadaşları ve özellikle boya kalemlerini görünce isteyerek gitti. En küçük o olmasına rağmen biz 10 dakika izledikten sonra telefonumuzu bırakıp ayrıldık. 20 dakika sonra döndüğümüzde boya yapmaya devam ediyordu, beni görünce eliyle çağırıp “anne, gel gel” dedi sadece ve devam etti. O halini görünce hem mutlu oldum hem de bu kadar hızlı büyüdüğü için endişelendim.
 

O kadar hızlı değişen bir dönem ki çocuğun büyüme süreci, ayak uydurmakta zorlanıyoruz. Bizim için bazen aylar,  yıllar bile aynıyken onların günden güne gelişim göstermesi şaşırtıcı olduğu kadar da ürkütücü aslında... Bir “yetişememe” hali oluyor çoğu zaman. Son zamanlar ben biraz daha “durdum”. Yeni bir şeyler öğrenmesinden çok mutlu olmasını ve eğlenmesini istiyorum son zamanlarda. Bu yüzden kurslara, derslere bir süre ara verdik. Beraber parklara, kırlara, deniz kenarına gidiyoruz. Gülüyoruz, eğleniyoruz, sarılıyoruz ve birbirimizi öpüyoruz. Dora öpmeyi öğrendikten sonra bizi bol bol mutlu ediyor, günler güzel gidiyor...

29 Ağustos 2014 Cuma

Tatil bitti...

Bir yaz daha bitiyor. Artık her günümüz diğerinden farklı ama bu yaz gerçekten değişikti. Aslında bir kaç aydır planlıyorduk, Dora’nın annemlerle yazlığa gitmesini. Zaten gündüzleri birlikte oldukları için sorun çıkmaz diye düşünmüştüm. Hem annemlerin tatile ihtiyacı vardı, hem de oradaki doğal yaşam Dora’ya iyi gelecekti. Birçok konuda haklı çıktım ama planlayamadığım şeyler de gelişti. Annem Dora’nın çok sıkıntı yaşamadığını söylemişti. Döndüğünde bunun bir kısmının bizi üzmemek için böyle olduğunu anladım. Bizim kaldığımız evin önüne gidip “anne, baba” diye seslendiğini, cevap alamayınca “mama, gel” dediğini, onu “anneyle baba mama almaya gitti, gelecekler” diye oyaladıklarını önceden öğrensem daha fazla üzüleceğim kesin tabi.


Güzel zaman geçirdi Dora, daha iyi uyudu, daha güzel beslendi, Arda ile oyun oynadı, paylaşmayı az da olsa öğrendi. Bunlar da iyi yönleri oldu. Döndüğünde değişen düzeninin nasıl devam edeceğinden endişeleniyordum. İlk günler endişelerini haklı çıkardı, yemek yemedi, yatağında uyumak istemedi, geceleri ağladı. Bir süre geçen yaz verdiğimiz uyku eğitimine geri mi döneceğiz diye düşündüm ama artık çok büyüdü, aynı şekilde olamazdı. Neyse ki kısa sürdü, 3-4 gün sonra eski rutinine geri döndü. Yemek yerken hala zorluyor, onu ancak annem yapıyor ama akşam yatağında uyumaya başladı yeniden. Ayhan masal okuyor, sütünü içiyor, yatağına yatırıp “iyi geceler” diliyorum, oyuncaklarına sarılıp uyuyor, eskisi gibi...
Bu yıl önce beraber tatile çıktık, sonra hemen ardından annemler Dora’yı alıp yazlığa gittiğinden bavullar hiç boşalmadan götürüldü. Bebekler büyüdükçe eşya açısından ihtiyaçları azalıyor. Geçen yıla göre daha az çantayla çıktık bu yaz, hem de çok daha uzun sürmesine rağmen. Ben yine bir kaç hafta önceden Dora’nın eşya listesini yapmaya başladım, bunun çok faydasını görüyorum.

Park yatak: Tatillerimizin demirbaşı. Otele gittiğimizde oradaki yatakları kullansak da, yolculuk yazlık, ev gibi bir yereyse mutlaka yanımıza alıyoruz.
Sterilizatör: Aslında bir yaşından sonra kullanmak gerekmiyor ama çeşme suyuna güvenmediğim zaman ve Dora hala sütü biberonla içtiği için yanımıza alıyoruz.
Beslenme gereçleri: Biberon, suluk, tabak, çatal, kaşık, yemek kapları... Henüz taşımaktan vazgeçemedim.
Giysiler: Bol miktarda body, şort, t-shirt, mayo, terlik, şapka, bez, mendil... Terlik ve ayakkabılar yürümeye başladıktan sonra daha bir önem kazandı. Hem rahat olmalı, hem yürüyüşünü etkilememeli ve şık görünmeli... Evde ve bahçede Crocs’lar oldukça kullanışlıydı. Plaj için yüzme derslerine giderken giydiği, o çok bilinen Nike sandaletlerini kullandık. Hakkında şikayete neden olan tek durum, tombik ayakları içine sığdıramamak bizim de başımıza geldi. Elbiselerinin altına giydiği şık ayakkabılar için Zara ve Gap baby genelde tercihim ama deneyip almak gerekiyor, tombik ayaklar her model ayakkabı da rahat edemiyor.
Kozmetik: Güneş kremi için yine Mustela ve Bella B ürünlerini kullandım, Buzzy Bee sinek ve böcek kovucu sprey oldukça iş görüyor. Şampuan ve diğer bakımlar için kullandığım Mustela ürünlerine devam ettim.

Geçen yıla göre daha az ve daha farklı bir ihtiyaç listesiyle bu yazı da bitirdik. Dora büyüdükçe ve ben tecrübe kazandıkça alıp da kullanmadığım eşyalar gittikçe azalıyor. Her zaman planlı biri olarak bu konuda da planlı davrandığım için rahat ve mutluyum. Havalar serinliyor, bu kış bizi farklı tecrübeler bekliyor olacak, bakalım...

 


Yepyeni bir hastane...

Tıp fakültesini tercih ederken, hep bilinen iş görüşmesi sıkıntılarını çekmemek de önemli bir faktördü benim için. Bu durumdan çekiniyordum. O dönemde doktor olursam çok fazla iş görüşmesi yapmayacağımı düşünüyordum. Tabi ki beklediğim gibi olmadı. Son bir yılda o kadar çok iş görüşmesi yaptım ki, bu korkum ne zaman ortadan kalktı emin olamıyorum. Yaptığım her görüşmenin sonunda “Ne zaman başlayabilirsiniz?” diye sormalarının bunda payı büyük elbette. Belki şanslıyım, belki başka nedenlerden, özel sektörde çalışacağım hastaneyi her defasında kendim seçme lüksüm oldu. Her zaman da birden fazla seçeneğim...
Evime yakın olduğu için çok mutlu olarak başladığım hastanede, çalışma saatlerinin uzunluğu ve yoğunluk nedeniyle daha fazla devam edemeyeceğime karar verince yeniden kamuya dönmek için başvurdum. Atandığım Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başlamak için istifa verdim. Hazırlıkları yaparken karşı konulamaz bir fırsat çıktı. Çok önceleri bana, “doğum için hangi hastaneyi önerirsin?” diye soran yakınlarıma verdiğim cevap “sağlık sigortası ve Amerikan Hastanesi” olmasından ve İstanbul’daki en iyi hastaneler sıralamasında çok yukarılarda bulunduğunu bildiğimden, “bir gün belki çalışırım” dediğim hastanede, bir de üzerine ortak çalışılacak Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev alma şansıyla birlikte çıkan bu fırsatı reddetmem mümkün olamazdı.

Sonuçta, Amerikan Hastanesi’nde çalışmaya başladım, Eylül ayında üniversite açıldığında oraya geçeceğim. Umarım bu defa emekli olacağım iş yerimi bulmuşumdur. Ne kadar sıkılgan olduğum açık olsa da çok önemli bir sebep çıkmadıkça başka bir hastanede çocuk uzmanı olarak çalışmak için ayrılacağımı düşünmüyorum. Bakalım zaman neler gösterecek.

10 Temmuz 2014 Perşembe

Anne derken?

Bir bebeğin büyürken geçtiği her gelişim basamağı anne için başka heyecan… İlk adımlarını attığında çok mutlu olmuştum ama 15 aylıkken “anne” dediğinde ilk defa, yaşadığım anlatılamaz. O günden sonra bol bol söyledi zaten. Hatta günde yüzlerce defa… Her seferinde ayrı bir mutluluk tabi ki…


Son dönemde fena halde “anneci”… Tatile annemlerle birlikte kalabalık olarak çıktığımızda bu durum zirve yaptı. Her gün, her şeyiyle birebir ilgilenen annemi bile yanına yaklaştırmaz oldu. Oynarken dede, baba iyi ama yemek yemek, bez değiştirmek, giyinmek, uyumak gerektiğinde hep aynı şey, “ı-ıh, anne”… Benim için çok zor olmadı, eğlenceli bile denebilir, zaten kısa süre, bir de annem ona fark ettirmeden yapmaya devam etti.

Tatilden dönünce hayat değişti. Bir gün sonra annemlerle yazlığa gitti. Dora etkilenir mi bilmiyorum ama bizim için zor bir dönem başladı. Sürekli fotoğraflarına bakıp videolarını izliyorum. Ona, sosyalleşmek ve biraz açık havada, doğal ortamda zaman geçirmek açısından iyi geleceğini düşünerek kendimi avutuyorum. Çocukların ilk üç yıl anne bağımlılığı bilinen bir gerçek. Dış dünyaya bağlantılarını anneleri sayesinde kuruyorlar, güvenmeyi anneleriyle öğreniyorlar. Bu nedenle anneyle iyi bir iletişim kurmak çok önemli, düzenli olarak paylaşım da bulunmak da tabi. Bunları düşünerek bir de onu özlemek zor. Kendime zaman ayırmaya çalışıp gün sayarak sabrediyorum…

17 Haziran 2014 Salı

Vezikoüreteral reflü

Biraz benim obsesyonum, biraz havuzdan kaynaklanan endişelerim, biraz klinisyenliğimi geri plana itmem, biraz da laboratuar güvenilirliğindeki sıkıntılar yüzünden Dora’nın idrar yollarındaki enfeksiyon hep bir soru işareti olarak kaldı. Dokuz aylıkken tesadüfen fark ettiğimiz şüpheli enfeksiyon sonrasında aylık kontrollerine devam ettim. Enfeksiyon bulgusuna rastlanmadı. Geçen ay yeniden idrar tetkikinde lökosit görünce canım sıkıldı. Yine üreme olmadı kültürde… Bu defa üroloji uzmanımızdan rica ederek sonda ile örnek aldık. Benim için de, Dora için de travmatikti, benim için daha fazla sanırım... Anlamlı sonuçlar olmayınca Pınar Abla’ya danışmaya kara verdim. Pınar Turhan tanıdığım en iyi pediatrik nefrologlardan… Şüphelendiği durumlar için tetkikler planladı, benim çekindiğim vezikoüreteral reflü için yapılan, sondalı film olarak bilinen Voiding Sistoüretrogram ve DMSA sintigrafisi için acele etmememi söyledi. Tetkikleri yaptırdık, içinde arter kan gazı bile vardı ki Dora’nın canını epey yaktı. Son defa, ki bu üçüncü oluyor, tanıdığım en iyi radyologlardan biri Alev Kadıoğlu üriner ultrasonunu yaptı. Tüm tetkikler normal sonuç verince biraz durdum. Sanırım basit bir laboratuar hatası için Dora’nın üriner isitemi de ayrıntılı olarak incelenmiş oldu. Yan dal muayenelerine bir çizik daha atmış olduk…


Tetkikler içinde kan sayımı ve demir düzeyi de vardı. Normal sınırlarda geldi. Dora’ya henüz hiç demir takviyesi vermedim. Bu durum aslında rutin demir proflaksisinin doğruluğunu sorgulayıcı yaklaşımımın ne kadar uygun olduğunun da kanıtı gibi… Büyüme çağında tüm vitaminler ve elementler çok önemli yer kaplıyor, eksikliği yeri doldurulamaz sorunlara yol açıyor ama iyi beslenmek de bu eksikliklerin oluşmaması için çok önemli ve öncelikli. Hastalarıma da bunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdilik bir endişe dalgası daha sorunsuz atlatıldı, çok şükür…

Vezikoüreteral reflü
Vezikoüreteral reflü, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçması demektir. Normalde idrar tek yönlü olarak böbreklerden üreterler yolu ile mesaneye gelir ve kesinlikle mesaneden böbreklere geri kaçmaz. Reflü böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) ve sonra böbrek hasarına (renal skar) neden olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonu geçiren tüm çocuklar, özellikle bu ateşli bir enfeksiyon ise, reflü açısından incelenmelidir. İnceleme voiding sistoüretrografi (VCUG: işeme sisto-üretrografisi) ile yapılır. Bu incelemede çok ince bir sonda ile mesane yani idrar kesesi radyoopak (renkli madde) madde ile doldurulur ve skopi (röntgen) yardımı ile reflü olup olmadığı ve varsa derecesi tespit edilir. Bu konuda uzmanlaşmış pediatrik radyologlar tarafından yapıldığında son derece basit ve hastayı az rahatsız eden bir incelemedir.


Böbrek enfeksiyonlarına bağlı, böbreklerde skar (hasar) gelişip gelişmediğini anlayabilmek için en güvenilir yöntem DMSA böbrek sintigrafisi olup, nükleer tıp uzmanlarınca yapılmalıdır.

Reflü özellikle küçük yaşlarda tanı almışsa ve çok yüksek dereceli değilse kendi kendine düzelebilir. Burada önemli olan düzelme için beklenirken çocuğun böbrek enfeksiyonu geçirmesine engel olabilmektir. Reflü tanısı alan çocukların büyük kısmında koruyucu (profilaktik) antibiyotik başlanarak beklemek başlangıçta yeterlidir. Beklemek ile düzelmeyen, ya da antibiyotiğe rağmen tekrarlayan enfeksiyonları olan çocuklarda cerrahi tedavi gerekir.

Özgürlük ilanı


Zamanın hızına, Dora’nın büyümesine yetişemiyorum. O büyüdükçe ben daha düşkün hale geliyorum, o daha bireyselleşiyor. Son zamanlarda ülkede çocukların başına gelen kötü olaylar, mutsuzluk yarattı, enerjimizi düşürdü ve beni “daha da endişeli” bir anne haline getirdi. Anlatmak, yazmak gelmedi içimden…

Dora hızla büyüyor, gelişiyor, içinden afacan bir çocuk çıktı ortaya… Ben sakin, zarif bir kız çocuğu olacağını düşünürken o oldukça rahat, aktif, dişli, istediği için uğraşan bir çocuk oldu. Kendi karakteri, tercihleri oturdukça yeni sürprizler yaşatıyor bize. Algıları açık bir çocuk olmasını seviyorum, gözlem yapmasını, tepki vermesini… Özgür ve rahat yetişmesini istiyorum, bize bağımlı olmamasını… Zaten pek de niyeti yok. Bizim yoğunluğumuz yüzünden bir hafta annemlerde kaldı, daha büyümüş, daha mutlu döndü. Yaz tatilini de yine annemlerle Akçay’da geçirecek, onun için iyi olacağını düşünüyorum ama bizim için kesinlikle çok zor olacak.

Biraz geç olmakla birlikte ilk üç kişilik tatilimizi de yaptık. Şimdiye kadar hep annemler yanımızdaydı, bu kez üçümüz çıktık. Güzeldi, Dora ile olmak zorluk yaratmadı. Ortama uyum sağladı, parkta oynadı, hayvanları kovaladı, akşam yemeğindeki müzik hoşuna bile gitti. Uykuya düşkün olduğu için yatağını aradı sadece, benim yanımda uyudu, sonra yatağa koydum, bu da benim hoşuma gitti tabi… Bunu yapabilmiş olmak da rahatlattı beni. Tatil için endişem kalmadı artık.

Konuşması ilerliyor, bir süredir taleplerini daha güzel anlatıyor, çok düzgün “anne” diyor ve beni mest ediyor. Son numarası bezini kirlettiğinde yeni bez alıp, örtüsünü serip uzanması ki bu da annemi mest ediyor. Söylediğimiz çok şeyi anlıyor artık, istediklerini bazen kelimelerle, bazen işaretlerle de olsa anlatabiliyor. Kendi zevkleri, tercihleri var artık.

Açık hava, parklar tercih nedeni ama havuz her zaman favorisi, yüzmeye az kaldı gibi görünüyor. Suyu, suda bağımsız olmayı çok seviyor. Yiyeceklerini, giysilerini, oynayacağımız oyunu artık o seçiyor, bizim evde bir bebek değil, küçük bir çocuk var artık…
Az görüşmek her zaman en büyük derdim. Artık o da bunu çok açık gösteriyor. Benim yanımdayken diğer insanlara tepkileri değişiyor. Gün içinde birlikte olduğu annemden bile uzak duruyor. Her şeyi benimle yapmak istiyor ama bana da çok sinirleniyor. Sanırım onu bırakmama tepki olarak hırçınlaşıyor. Üzülüyorum ama en çok da onun etkilenmesine üzülüyorum. Yaz tatilini uzak geçirecek olması beni çok endişelendiriyor, bakalım nasıl olacak?


Babasıyla arası çok iyi, onu çok seviyor. Biraz gecikse telefon etmek istiyor. Telefonda sadece kahkaha ve “baba” diye çığlık atsa da çok mutlu oluyor babasıyla konuşurken. Dedeye de çok düşkün, bildiği “dede”, yani benim babam için o bir prenses zaten, hiç dayanamıyorlar birbirlerine, onu da çok özlüyor. Çok ilginç geliyor, geçen yılki o bebek bu yaz küçük bir insan oldu ve biz onu çok seviyoruz.