11 Mart 2013 Pazartesi

Uyku mu?

Aslında benim kızımın canı gezmek istiyormuş.  Annemin sık sık tekrarladığı “kırk uçurmak” deyimi gerçekmiş. Şu bebek kırk günlük olunca dışarı çıkarmak ve sonra huyunun değişmesiyle ilgili olan. Biz dedemin vefatı, havanın çok soğuk olması ve Dora’nın gece uyumaması yüzünden “kırkımızı” evde geçirdik. On gün kadar sonra şartlar düzelince Dora’yı büyük babaanneyle tanıştırmaya götürdük. Annemler, parklar, alışveriş merkezleri derken kızım gezmeye alıştı. Baktık gündüz dışarda aktif olduğu günler gece uyumaya başladı biz de daha çok gezdik.

İki hafta kadar oldu ilk çıkışımızdan sonra, artık az da olsa gece uykusu uyuyabiliyorum. Meğer ne kıymetliymiş. Kendime geldim, psikolojim bile düzeldi.  Gündüz bulduğum her fırsatta uyumaya çalışıyordum, artık Dora’yla ilgilenebiliyorum, oyun oynayabiliyorum, bakımını yapabiliyorum.  Gece uyuduğu için onun da gündüz uyanık kalma süreleri uzadı, birbirimizden keyif almaya başladık.

Dora’yı uyutmak, eğer uyumak istiyorsa, hiçbir zaman zor olmadı. Artık gecenin son beslenmesi ve alt değişiminden sonra yatağına koyuyoruz, biraz agular yapıp uyuyor. Yeniden bizim odamıza da döndü, bize yakınken daha huzurlu oluyorum, aslında odasına geçmesi iyiydi ama biraz daha yanımızda kalsın istedim, beşiğe çok da uzun süre yatamayacak zaten. İyiyim, mutluyum, aktifim, herkese “maşallah”lar eşliğinde anlatıyorum. Demek ki gezmek iyiymiş, söyleyenler doğru söylemiş.

7 Mart 2013 Perşembe

Rotavirus

Artık aşıların birçoğu sağlık bakanlığı tarafından ücretsiz olarak yapılıyor. Bunun için eski “sağlık ocakları” yeni “aile sağlığı merkezleri” görevlendirilmiş durumda ancak şimdi özel hastaneler de sağlık bakanlığının karşıladığı aşıları ücretsiz olarak yapıyor. Belki ticari bir politika ama bence oldukça iyi bir uygulama. Dora’nın aşılarını da iki aydır bizzat Hayri bey kendi yapıyor, çalışmaya başlayana kadar böyle devam etmesini planlıyorum.

Bakanlığın henüz aşı takvimine koymadığı iki aşıdan biri Rotavirus. Çocuklarda şiddetli ishale neden olan bu virüs, su kaybına, beslenme bozukluğuna ve hastanede yatışa neden olabilen bir enfeksiyona yol açıyor. Aşı yapıldığında enfeksiyon çok daha hafif geçiriliyor. Ben hastalarıma da öneriyorum, Dora’nınkini de yaptırdım. Ağızdan verildiğinden uygulaması kolay ama tabi sağlık personelinin yapması gerekiyor. İki marka var; Rotarix ve Rotateq. Rotarix iki doz, Rotateq 3 doz yapılıyor, altıncı haftadan önce başlanamıyor, Rotarix’in 12. haftada, Rotateq’in 16. haftada bitirilmesi gerekiyor. Rotarix ile ilgili sevimsiz haberler çıktı ama genelde o tercih ediliyor, ben de Arda’ya da Dora’ya da onu yaptırdım. Arda hiç Rota ishali olmadı, üç yaşını bitirdi, umarım Dora’yı da aynı şekilde korur.

 Takvimde olmayan bir diğer aşı HPV. Kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanserine, erkeklerde de penis kanserine, anüs (makat) kanserine, yenidoğan bebeklerde ise üst solunum yolları kanserine de neden olabilen bir virüs. Adölesan dönemde uygulanması öneriliyor, 9-12 yaşta kız çocuklarına yapılması planlanıyor. Henüz yaygın kullanıma geçilmedi. O dönemdeki duruma göre karar vermeyi planlıyorum Dora için.

Bakanlık çok sıkı denetliyor aşı uygulamalarını, genelde iyi şekilde yapılıyor. Şu sıralar aşıya ulaşamamaktan çok “doğal yaşam” takıntısını abartıp aşıya ve ilaca karşı olan aileler nedeniyle aşılarda aksamalar olabiliyor. Herkes istediğine inanabilir ama bence aşıdan mahrum bırakmak insanın çocuğuna yapabileceği en büyük kötülüklerden biri, bir çocuğun sağlıklı büyüme hakkını elinden almak bana korkunç geliyor.

Kalbi delik(miş)

Eski yerli filmlerde ve üçüncü sayfa haberlerinde üzüntü yaratacak bir durum, “kalbinde delik varmış” denmesi… Evet, şimdi ne olduğunu ve yakında kendiliğinde kapanacağını bilsek de Dora’nın kalbinde minik bir delik olduğunu öğrendik ve üzüldük.

Amacımız fetal ekoda belirlenen o odağın devam edip etmediğini öğrenmekti, Figen hoca da zaten kontrol önermişti. Belki rahatladığımdan, belki Dora iyi olduğundan, belki de daha fazla sorun istemediğimden biraz geciktirdik eko kontrolünü. Geçen hafta Ayhan’ın çalıştığı merkezin pediatrik kardiyoloğu Gülden Kafalı Dora’nın ekosunu yaptı ve minik bir delikle akciğerlere giden damarlarda darlık saptadı. Çöktüm yine, çok ciddi olmadığını ve zamanla düzeleceğini bilmeme ve hocanın tekrar tekrar söylemesine rağmen, artık Dora’nın sağlığı ile ilgili basit bir sorun bile zor geliyor, onu beklerken yeterince endişelendik biz. Ayhan da beni çok rahatlatmadı, söz konusu Dora olunca onun o pozitif halinden eser bile kalmadı. Hemen araştırdı, bir hoca daha Osman Küçükosmanoğlu’nu, bulup randevu ayarladı, bir de o yaptı ekoyu. Gülden hocadan bile daha olumluydu, deliğin kapanacağını, darlığa patolojik bile diyemeyeceğini, fizyolojik olduğunu, eğer daha fazla ağlatsak şimdiye kadar açılacağını ama kısa sürede açılacağını, 6 ay sonra kontrol edeceğini söyledi.

Delik ASD, darlık periferik pulmoner stenoz… PPS, bazı sendromlarla birlikte oluyor, eve gelince tabi ki tekrar kontrol ettim. Williams için Ayhan’ın arkadaşı uyardı ama kızımın zaten daha doğmadan kromozomları incelendi, genetik olarak bir sendrom taşıyıcılığı olmadığını biliyoruz. Bir de PPS idyopatik hiperkalsemilerde olabiliyor, bu gün ikinci ay aşıları vardı, destekçimiz Hayri bey kalsiyum değerine de baktırdı, bir sorun yok, içim rahatladı.

Obsesif bir anne olduğum çok açık ama durup dururken bir şey aramıyorum, sadece bir şey bulunca onunla ilgili olabilecek şeyleri bildiğim için ekarte etmeden içim rahat etmiyor. Osman hocanın da söylediği gibi birçok sorun arandığı için bulunuyor, doğum doktorum Süphan beyin söylediği gibi böyle küçük sorunlar hep sağlıkçılarda olmuyor bence, sadece daha çok kurcalıyoruz, ve hep söylediğim gibi ben Dora’yla birlikte bilmenin ne kadar zor olduğunu bir çok kez daha gördüm. Bu kardiyak durumlar da hayatımızı etkilemeyecek, sadece en az bir eko kontrolümüz daha olacak. Şimdilik bundan sonra her şey daha iyi olacağını umarak ve daha fazla kurcalamadan yolumuza devam ediyoruz.
 
 

6 Mart 2013 Çarşamba

Boşver-me

Hayatta belli şeyler yaşamış, belli bir yere gelmiş insanlar olsak da hepimizin “boş verdiği” şeyler mutlaka oluyor. Birçok konuda sorumluluk sahibiyiz, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz ama arada “boş ver” deme lüksünü de yaşıyoruz. Yediğimize dikkat etmediğimiz, bir kadeh fazla içtiğimiz, spora gitmediğimiz, yapmamız gereken bir telefon görüşmesini ertelediğimiz, faturayı ödemeyi geciktirdiğimiz, rutin sağlık kontrollerini aksattığımız ve “boş ver” dediğimiz günlük hayattan durumların sanırım tek istisnası “bebek sahibi olmak”…

İki aydır en seyrek kullandığım kelimelerden biri “boş ver”… Konu Dora olunca, o minik canlının oldukça basit günlük yaşamındaki en ufak bir ayrıntının aksaması bile beni huzursuz ediyor. Beslenmesinin gecikmesine zaten o izin vermiyor ama gece saatinde uyanmazsa ben uyandırıp besliyorum hala. O gün ortalama aldığı anne sütünden az aldıysa, daha fazla mama yediyse canım sıkılıyor. Zaten her mama hazırladığımda mutsuz oluyorum. Banyosunun gecikmesi, vitaminlerinin verilmemesi, gece üstünü açması, biberonunun kirlenmesi, gün içinde onunla yeterince ilgilenememem, terlemesi, üşümesi, altını kirli kalması, bişey bişey bişey… Hiç birini boş veremiyorum.

Arda hastalandığı için annem gelemediğinde banyosu gecikip gözüme kirli ve zavallı göründü diye dakikalarca ağlamıştım, geçen hafta uyumadığı bir gece, üç saatte az az tam dört defa altını kirletti, her seferinde “bu defa uyuyakalır da altı pişerse” diye üşenmedim altını değiştirdim ama o sabah altıya kadar uyumadı. O gece geldi aklıma konu Dora olunca hiçbir şeyi boş veremediğim. Onunla yeterince ilgilenmediğimi düşündüğüm günler huzursuz yatıyorum, mutlaka biri ilgilenmiş olsa bile. zaten aksi mümkün mü?

Tüm anne babalar gibi onun için en iyisini istiyorum, hep mutlu olsun, canı hiç acımasın, hiç üzülmesin... Sorumsuz davrandığım için olumsuz bir şeyler yaşama ihtimalinden çok korktuğum için, her şeyin en kötü ihtimalini düşünüp ona göre davranıyorum, bana muhtaç olduğunu bilmek daha fazla “sorumlu” hissetmeme neden oluyor. Karmaşık, zor bir durum anne olmak, sanırım daha fazla sorumluluk sahibi yaparak insanı büyütüyor, psikolojisini de alt üst ediyor, hele ki bir de obsesif bir yeni anneysen...

25 Şubat 2013 Pazartesi

Uykusuz her gece...


Ben uyumayı çok severim, Ayhan da benden aşağı kalmaz bu konuda… Uykumu alamazsam sinirli oluyorum, etrafa sarıyorum, bu konuda da benden aşağı kalmaz… Ama bizim bir tanecik kızımız, minik prenses bize hiç benzemiyor, tam bir gece kuşu. Güneş batınca gözlerini faltaşı gibi açıyor, sabah yeniden doğana kadar bıcır bıcır… Bir gece, iki gece dayanılır, hatta eğlenceli bile ama bir aydır böyleyiz, 50 günlük hayatında. Kırkı çıksın umudu vardı herkeste ama bir değişiklik olmadı, Dora hala gecelerin insanı. Öyle ağlayıp, bağırması yok ama sürekli ilgi istiyor, o mızırdansın biz ona sürekli bir şeyler anlatalım keyfi yerinde, ama yatağına bırakırsak hiç hoşlanmıyor. Bir noktadan sonra da bünyemiz dayanmıyor, uykusuzluktan saracak yer arıyoruz. Arada annem gece kalıyor da karanlıkta uyumak nasıl bir şeydi hatırlıyorum…
 
Dora’ya istemediği bir şeyi yaptırmak daha şimdiden imkansız, buna uyumak da dahil. Tüm gece uyutmaya çalışıyorum, gözünü kırpmıyor, saat 6 olduğunda ise pıt diye uyuya kalıyor, kolları havada. Çok şirin, çok sevimli ama bir o kadar da yorucu. Biz daha doğmadan Dora’yı uyutmak için sallamamayı kafamıza koymuştuk, zaten doğmadan plan yapmak çok kolaydı. Şimdiye kadar ihtiyacımız olmadı, bir beşiği var elektrikli, o sallanıyor, sakinleşip uyumasına yetiyor. Ara sıra da odasındaki sallanan sandalyede beraber mayışıyoruz o kadar, sonra yatağında devam ediyor, tabi sabaha karşı. Arkadaşlarımdan ayakta sallayanları, battaniye içinde sallayanları, aynı yatakta yatanları duydukça korkmuyor değilim aslında, bir de gece uykumuz olmayınca önümüzdeki gecelere pek de umutla bakamıyorum. Belki biraz daha büyüdüğünde kızım geceyle gündüzü ayırabilirse gündüz biraz beraber zaman geçiririz, ben de gece uykularıma kavuşurum, evimize de sükûnet ve huzur gelir…
 

16 Şubat 2013 Cumartesi

Kolik

İlk günlerinde daha uykucu, daha düzenli bir bebek olmasına rağmen benim kızım büyüdükçe huysuzlaştı. Şu sıralar tek kelimeyle; uyumuyor. Arda hastalandığı için annem de gelemiyor, dört gündür gündüzleri ben oyalıyorum, akşam Ayhan gelince biraz uyuyor, sonra 23-02 arası ben uyuyorum, sonra yine nöbet bana geçiyor. Ama Dora hiç uyumuyor… 5-10 dakikalık şekerlemeler dışında şöyle uzun bir uykusu yok, sabah 6 gibi biraz duruluyor, 8’de Ayhan giderken ben gözümü açamıyorum ama yeni bir gün başlıyor. Uyuyamadığım için yemek de yiyemediğimden süt de oldukça azaldı. Bir sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum, kucağıma alınca sakinleşiyor, zaten öyle çılgınca ağlaması yok, uymuyor ama mızırdanıyor ve etrafı inceliyor.

Konuştuğum herkes bana gaz soruyor, hayır Dora’nın gazı yok, zaten besler beslemez şiddetle çıkarıyor, kalan olursa onu da aynı şiddetle popodan… Yaşadığımız kolik değil, kolik için hazırlıklıydım ama bu duruma ne yapacağımı bilemedim. Ayça’yla konuşurken minik Kuzey’in çok ciddi kolik sıkıntısı çektiğini, her gün 1-5 arası çılgınca ağladığını, ikinci hafta başladığını, Zinco kullandığını, sonrasında iki saatte 20 dakika emen Kuzey’in uyanmadığını, zorla uyandırırsa da 5 dakika emip yeniden uyuduğunu duyunca “daha önce niye düşünmedim?” dedim. Tıpkı bir kitap gibi kolik tariflemişti Ayça, nedeninin ne olduğunun tam olarak bilinmediği, nörolojik gelişimle ilgili olduğu düşünülen, erkek bebeklerde daha sık görülen ve 3 aydan sonra kendiliğinden geçen bu durumun tedavisi yoktu. Ona da klasik önerileri yaptım, akşam banyo, masaj, araba gezisi, saç kurutma makinası ya da süpürge sesi ve gaz damlaları… Zinco da onlardan biri, bitkisel bir damla, kolik için ben de sık reçete ediyorum, içinde bebeği sakinleştiren Melisa otu da var ve genelde uyumalarını sağlıyor. Kafamda bir ışık yanmasına sebep oldu ancak ikinci gece saat 3 gibi, biraz düşündüm ve bir sonraki beslenmede Dora’ya verdim, 5 doz oldu, henüz ciddi bir değişiklik yok amam umudumu koruyorum, sadece biraz uyumak istiyorum…

Kolik

Çoğunlukla bebeğin ikinci ya da üçüncü haftasında ortaya çıkıp üç ayda son bulan, kendini şiddetli ağlamalarla belli eden bir huzursuzluk dönemidir. Günde 3 saatten fazla düzenli ağlama nöbetleri (tıbbi bir sorun olmadığı halde) oluyorsa nedeni büyük ihtimalle koliktir. Genelde uzun bir günün sonunda başlar, kolik ağrısı çeken bebekler uyaranlara karşı çok hassastır bazı bebekler ciddi şekilde gaz sancısı çeker. Bazı emen bebekler annenin yediklerinden etkilenerek gaz sancısı çekerler. Çevrenin korku ve telaşı da bebekteki rahatsızlık durumunu artırır. Gaz sancısı genelde, 3 haftalıktan itibaren başlar ve 4-6 haftada pik yapar. Genellikle çok uzun sürmez, 6 haftadan sonra durum daha iyiye gider ve 12 haftadan sonra kaybolur. Eğer halen devam ediyorsa başka sorunlar ele alınmalıdır.

Bebek sakin ve normalken, aniden ağlamaya başlar, bacaklarını karnına doğru çeker, yüzü kızarır. Karnı şişip, gerginleşir, ellerini sıkar hatta kısa sürelerle nefesini bile tutar. Çoğunlukla öğleden sonra başlayan bu huzursuzluk nöbetleri bebek yorgun düşüp uyuyuncaya kadar ya da bağırsak hareketleri düzelip gaz çıkarıncaya kadar sürebilir. Genelde sancılar günün aynı saatlerinde başlar en çok rahatsızlık akşam saatlerinde olur. Atak aniden başlar. Ciddi karın ağrısına neden olsa da bebeklerin beslenmesi ve kilosu etkilenmez.

Kolik tanısı koyabilmek için şunlar olmalıdır:
Tekrarlayan ağlama atakları
Ağlamaların haftada 3 günden daha sık olması
Günde 3 saat veya daha uzun sürmesi
 Hayatın yaklaşık 3. haftasında başlayıp 3-4.aylarda sona ermesi
 Bebeğin büyüme ve gelişmesinin normal olması
Fizik muayenede bir sorunla karşılaşılmaması

 Teşhis genellikle ailenin ağlama şeklini ve durumu tanımlanmasıyla konur. Tedavide deneysel gözlemin yeri büyüktür, kolik ağrıyı tetikleyen etmenlerin ortadan kaldırılmasıyla yapılır. Sarmak, karnına sıcak havlu koymak, sallamak, ninni söylemek, dik tutmak denenebilir. Doktora danışılarak ilaç tedavisi uygulanabilir.

Gaz damlaları:
Zinco Gaz Giderici Damla 30ml: Rezene yağı 1 mg, Badem yağı 11 mg, Anason yağı 6 mg, Kimyon yağı 0,62 mg, Dereotu yağı 0,28 mg, Ayçiçeği yağı 20,54 mg, Melissa yağı 0,06 mg, Elementel çinko 0,0033 mg / 1 damla
Günde 3 defa 4 er damla (1 damla:0,04 ml) kullanılır.

Nurse Harvey’s Gaz Giderici Bitkisel Şurup 145 ml: Dereotu yağı, Karaman kimyon yağı ve %1 oranında sodyum bi carbonat, içermektedir.
Gaz sancısı, kolik ve diğer ağrılı durumların giderilmesinde emzirme sırasında veya sonrasında 1-6 ay arasındaki bebeklerde 24 saatte 30 mL'yi geçmeyecek şekilde istenilen sıklıkta 5 mL uygulanır. (1 kapak 5ml'ye eşittir.)
6-12 ay arasındaki bebeklerde 24 saatte 60 mL'yi geçmeyecek şekilde istenilen sıklıkta 10 mL uygulanır. (2 kapak 10ml'ye eşittir.)

OM-X Bitkisel Şurup 100 ml: Dereotu Yağı, Zencefil Ekstresi, Sodyum Bikarbonat, Elementel Çinko, Su, Fruktoz.
15 gün ile 1 aylık arası bebeklerde günde 4 defa 2.5 ml,
1-6 aylık arası bebeklerde günde 4 defa 5 ml,
6 aylıktan daha büyük bebeklerde günde 5 defa 10 ml verilebilir.

Babuline bitkisel şurup: Her bir 5 ml içeriği: Sajikhar (Sodyum bikarbonat) 45 mg, Suwa Tel (Dereotu yağı) 0.00075 ml, Variyali Tel (Anason yağı) 0.000375 ml, Jira Tel (Karaman Kimyon yağı) 0.000375 ml, Pudina Sat (Nane ruhu) 0.5 mg, ve Şekerli su
1 Tatlı Kaşığı = 5 ml
1 Çay Kaşığı = 2.5 ml
Tercihen yemeklerden sonra, yenidoğanda günde 1/2 çay kaşığı 2.5 ml ile 5 ml
1 aydan 6 aya günde 2-3 defa 1 tatlı kaşığı
6 aydan 1 yaşına günde 3-4 defa 2 tatlı kaşığı
1 yaşından 3 yaşına günde 3-4 defa 2-3 tatlı kaşığı
3 yaşından büyüklere günde 3-4 defa 3-4 tatlı kaşığı

Metsil 66,6 Mg 30 Ml Damla: Simethicone 66,6 mg/ml
Yenidoğan ve süt çocuklarında (2 yaş altı) günde 4 kez 8 damla (20 mg)
2 yaş üstündeki çocuklarda: Günde 4 kez 15 damla (40 mg) yemeklerden sonra ve yatarken su ile veya bebeğin herhangi bir içeceğine karıştırılarak verilebilir.
 
 
Sab Simplex® Süspansiyon: 1 ml (yaklak 25 damla) süspansiyon, 69,19 mg Simetikon  (Dimetikon Simetikon) (Dimetikon 350-Silisyumdioksit  92,5:7,5 oranında ) içerir. 
İçerikteki diğer maddeler: Sodyum sitrat, sitrik asit monohidrat, sodyum siklamat, sodyum benzoat, sakarin sodyum, karbomer, metilhidroksipropilselüloz 50 cps, ahududu aroması, vanilya aroması, saf su 
Süt çocuklar ve biberonla beslenen bebeklerde kullanımı: Günde dört defaya kadar her biberona 7 damla (0,3 ml) Sab Simplex® damlatabilirsiniz. Sab Simplex® diğer sıvılarla örn: sütle kolayca karışır. Süt emen bebeklere emzirmeden önce küçük bir kaşıkla verebilirsiniz. 
2 yaş üzeri çocuklarda kullanımı: 15 damla (0,6 ml) Sab Simplex® yemek öncesi veya yemek sonrası alınabilir. Gerekirse uykudan önce de 15 damla Sab Simplex® alınabilir. 
Okul çocuğu: 20-30 damla ( 0,8-1,2 ml )
Erişkin: 30-45 damla ( 1,2-1,8 ml ) Bu dozlar 4-6 saatte bir alınmalıdır.
Sab Simplex® yemek öncesi ve sonrası, gerekirse uyku öncesi alınabilir.

Colinox oral damla: Simetikon (demineralize suda %30'luk emülsiyon), Lactobacillus sporogenes sporları (minimum 1.5 milyar/g), fruktoz, sodyum benzoat ve aroma.
Erişkinler ve çocuklarda günde 2-4 kez bir sıvı içerisinde çözülmüş olarak 20 damla, bebeklerdeyse günde 2-4 kez bir sıvı içerisinde çözülmüş olarak 10 damla kullanılır.

Melila damla 20 ml: Melissa officinalis (Melisa yağı), Anthemis nobilis (Papatya yağı), Humulus lupulus (Şerbetçi otu yağı), Lavandula angustifolia ( Lavanta yağı), Helianthus annuus (Ayçiçeği yağı).
Melissa officinalis (Melisa yağı)= Oğulotu
0-4 ay: 2 damla ile başlanır, gerekirse gün içinde 2 damla daha verilebilir
4-8 ay: 3 damla ile başlanır, gerekirse gün içinde 3 damla daha verilebilir
8-12 ay: 4 damla ile başlanır, gerekirse gün içinde 4 damla daha verilebilir
1-4 yaş: Yatarken 5 damla, gerekirse 1 saat sonra tekrar 5 damla
4-12 yaş: Yatarken 6 damla, gerekirse 1 saat sonra tekrar 6 damla
Yetişkinler: Yatarken 7 damla, gerekirse 1 saat sonra tekrar 7 damla

8 Şubat 2013 Cuma

Aşılandık

Kızımın bir ayı bitti, artık yenidoğan değil, bu güne bu gün o bir süt çocuğu… Sütle arası pek iyi değil ama sıfatı böyle. Henüz pek güçlü ememiyor, bu yüzden pompaya devam ama süt de oldukça azaldı, idare edemiyoruz artık, bolca mama alıyor, mamayla arası iyi neyse ki. İlk günler çok üzüldüm bu duruma ama artık geçti, üzülmemin daha fazla zarar verdiğini fark ettim. Gözümün önünde büyüyor minik prensesim, çok güzel bir şey bu. Gülmeyi öğreniyor bu aralar, olur olmadık minik gülümsemeleri o kadar şirin ki. Gece hayatımız aynen devam ediyor, gündüz uyku, gece aktivite, daha değiştiremedik ama benim enerjim yetmiyor artık.

Birinci ayımız bittiği için dün aşımızı olduk, Hepatit B ikinci doz… Kalça ultrasonumuz yapıldı, kendi minik ama kalça eklemleri gelişimini tamamlamış kızımın, bir de yaptıramadığımız işitme testi yapıldı, kulaklarımız da iyi, keyifle döndük evimize. Aşılarını sağlık ocağında yaptırmayı planlıyordum ama doğduğu hastanede yapılıyormuş, isabet oldu. Rotavirus ve HPV dışında tüm aşılar bakanlıkça yapılıyor artık. Benden başka bir çocuk doktoru daha var kızımın, doğumda tanıştık Hayri beyle ama bana çok yardımcı oluyor, tetkiklerimizi hallediyor, aşımızı da yaptı...
Doğum fotoğraflarımız da geldi bu hafta, çok ama çok güzel olmuş, onları görünce kızımın ne kadar büyüdüğünü daha net fark ettim, ödemleri de gidince daha bir güzel şimdi. Arayıp teşekkür etmek geldi içimden fotoğrafçıma, kesinlikle çok başarılı, her şeyi ona bırakmak çok iyi fikirmiş. Benim şu geçtiğimiz ay ne fotoğraf görecek ne de seçecek halim yoktu, kesinlikle. Arada keyifli şeyler de oluyor ama günlerim genelde yorucu geçiyor, kendimi bitkin, çirkin, bakımsız hissediyorum, kızımla geçen her an çok güzel ama onun dışında hayat oldukça zor. Bakalım yoluna girecek diye umuyorum, hep söylenen “ilk ay zordur” cümlesindeki ilk ay bitti, hayat çok farklı, daha neler yaşatacak kim bilir?