23 Haziran 2013 Pazar

Oyuncak seçimi

İlk aylarda bebeğin ilgisi oyuncaktan çok annenin üzerinde oluyor. En dikkat çekici oyuncağa bile kısa bir süre bakıp hemen vazgeçiyor. Üç aydan sonra biraz daha ilgisini çeker oldu oyuncaklar Dora’nın. Odasını bir sürü oyuncakla doldurup onu da, kendimi de bıktırmamak için oyuncak konusunda seçici davranmaya çalıştım. Dora doğmadan önce planladığım oyuncakları almış ve kullanılacakları aylara göre odasına yerleştirmiştim. Hediyelerle birlikte eklemeler oldu tabi ama genelde istediğim gibi gidiyoruz. Ona bir şeyler kazandıracak oyuncaklar almayı tercih ediyorum, ilk aylar için hazırlananlar zaten genelde bu yönde. Şimdilik benim seçilerimle yetinmek zorunda ama büyüyüp oyuncaklarını kendi seçtiğinde de onu bu şekilde yönlendirmeyi planlıyorum.

Aldığım oyuncakların hepsini sevmedi, bazılarını henüz ben vermedim ama unutulmaz birkaç favori parçamız var ilk altı aya damgasını vuracak. İlki aktivite halısı; iki aylıktan itibaren üzerine yatırdığımız, başlarda uzun uzun seyrettiği kurbağayı şimdi uzanıp çekiştirmeye başladığı, üzerine astığımız oyuncaklar değiştikçe ilgi süresi artan favori mekanımız.

Aslında ilk dikkatini çeken yatağındaki dönence, her bebeğin mutlaka olmalı. Çok uzun süre kullanılamıyor ama kullanıldığı zaman bebeğin ilk gelişimlerini görmek açısından paha biçilemez. Başlarda hiç fark etmezken birkaç haftada takip ettiğini görmek çok mutluluk verici. Hele ki yapabildiği sadece buysa…

 Boyunun uzunluğu nedeniyle ilk uzanıp tutabildiği ve bizi çok mutlu eden, çok sevdiği, Zeynep Cemre’nin hediyesi tavşan Tiny bunny… Renkleriyle, çıkardığı seslerle olmazsa olmazımız, her zaman yanımızda. Aynı kategoride titreyen kuzu  Lily de var ama o aynı ilgiyi görmedi. Belki de onu çekebilmek için gücü yeni yeni yettiğinden…


Morhipo teyzenin hediyesi, yumuşak, mor bir hipopotam. Müziği, ışığı, diş kaşıyışı var, bunlar Dora’nın tercihleri ama makinede yıkanabiliyor olması, düğmesi-boncuğu olmaması, pilsiz olması, çekilerek kurulması ve asılabilmesi nedeniyle asıl benim favorim… Onu ailecek seviyoruz.

Maviş anneannenin aldığı, kızımın ilk bebeği… Yumuşak, dolgulu bir uyku arkadaşı. Dora doğmadan önce beraber almıştık. Ben seçmiştim ama zorlanmıştım. Saç ve göz renkleri farklı çeşitleri vardı. Dora doğduktan sonra doğru bir tercih yaptığımı fark ettim ama Dora henüz ısınamadı, bakalım, galiba bebek için erken.

İki çıngırağımız var, çok sevgili. Biri anneannenin aldığı, gerçekten çıngırdayan, dişlenebilen bir çiçek. Diğeri de daha çok sallandıkça öten yumuşak bir kuzu. İkisini de seviyoruz.


Organik diye beğenip aldığım, henüz dişlemek için kullandığı, yüzüne bastırmaktan hoşlandığı uyku arkadaşı wakamono da sırasını bekliyor.

Mama sandalyesine oturtmaya başladığımızdan bunun için yapılmış olan oyuncakla da tanıştı. Şirin bir palmiye, dönüyor, ses çıkarıyor ama kızım eli yetişmediği için ayaklarıyla ulaşabiliyor ve sanırım bu durumun acısını oyuncaktan çıkarıyor. Oturduğu anda tüm gücüyle tekmelemeye başlıyor, aralıksız, hızla saydırıyor. Canı yanıyor mu bilmiyorum ama çok şirin oluyor. Dikkatini çekip bize yemek yiyebileceğimiz zaman kazandırması nedeniyle vazgeçilmez, en azından bizim için...

Son zamanların favorisi Sophie… Güzel bir zürafa. Kauçuk, gıda boyasıyla boyanmış, bir sürü çıkıntısı var, ötüyor… Parisli olması da cabası. Ben görünce bayılmıştım, bulunca da hemen aldım. Kızım da çok sevdi. Şu sıralar dişleri de kaşınmaya başladığından sürekli ağzında, ben de en azından içim biraz daha rahat veriyorum…

Yavaş yavaş altı aydan sonra oynayacağı küpleri, topları da çıkarıyorum ama henüz ilgisini çekmedi. Sanırım zamanı var...

Bebeklerin 0-6 ay arası gelişimi son derece hızlıdır ve gün geçtikçe çevresinde daha fazla şey fark etmeye başlayacak, bu da onun hoşuna gidecektir. Bu süreçte seçilecek doğru oyuncaklar ona dünyayı tanımaya başlama uğraşında yardımcı olacaktır.

Yeni doğan bebekler dünyayı bulanık görür. Gözlerinden yaklaşık 20-30 cm arasındaki bir uzaklıkta olan nesnelere odaklanabilir. Doğumundan sonraki ilk ay içinde bebekle oynarken yüzü onun yüzünden 30 cm’den daha fazla uzaklaştırmamak gerekir.

Bebeklerin duyma yetisi doğdukları anda oldukça gelişmiştir. Ses duyduğunda başını sesin geldiği yöne çevirip oyuncakların yerini çıkardıkları seslerden tespit edebilir. Doğumdan sonraki ilk birkaç ay içinde bebekler en çok ses çıkaran ve görsel olarak ilgi çekici oyuncaklardan hoşlanacaktır. 0-6 ay arasındaki bebekler için müzikli dönenceler ve sesli oyuncaklar iyi bir seçim olacaktır.

Bebekler doğumdan itibaren kavrama yetisine sahiptir fakat ilk 3 ay nesneleri gerçek anlamda kavrayamazlar. Oyuncaklar bu becerisini geliştirmesine yardımcı olacaktır. Önünde bir oyuncak sallandığında uzanıp kavramaya çalışacaktır.

Beş aylık olduğunda oyuncakları ağzına götürmeye başlar. Dil ve dudaklarını parmaklarına kıyasla çok daha rahat kullanabilir. Altı aylık olduğunda gelişimine ve fizyolojisine bağlı olarak bulunduğu yerde dik oturabilmeye başlar, bu sayede erişim alanı genişler ve erişebileceği oyuncak sayısı artar.

Ses çıkaran oyuncaklar bu ay grubundaki bebekler için çok ilgi çekicidir. Parlak ve zıt renklerin kullanıldığı oyuncaklar dikkatini daha çok çekecektir. 0-3 ay arasındaki bebekler hareketli oyuncaklardan çok hoşlanır. Oturduğu yerde doğrulabilinceye kadar müzikli dönenceler gibi uzanıp tutmaya çalışabileceği sarkan nesneler içeren oyuncaklar tercih edilebilir. Farklı dokuya sahip kitap ve oyuncaklar bebeğin dokunma duyusunu geliştirmesine yardımcı olacaktır.

0-6 ay grubu bebekler için oyuncak seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri de güvenliktir. Keskin ve sivri uçları olmaması, uzun tel ya da ip bulunmaması, küçük parçalara ayrılmaması, sağlam ve dayanıklı olması, güvenilir malzemeden yapılması, çok yüksek ses çıkarmaması önemlidir.

Öncelikle tercih edilebilecek oyuncaklar;
·         Çıngıraklar
·         Bebek oyun alanları
·         Yumuşak, sıkılabilen toplar
·         Halkalı plastik anahtarlar
·         Yumuşak bebekler
·         Küçük dolgu hayvanlar
·         Yetişkinler tarafından oynatılabilecek parmak kuklaları
·         Kırılmayan aynalar
·         Diş kaşıyıcılar

19 Haziran 2013 Çarşamba

Bebek kitapları

Kitaplarla aram her zaman iyi olmuştur, Ayhan’ın da öyle… Evimizdeki kütüphanemiz bizim için çok değerli. Kitap okumak istemeyen, bunu zorlamayla yapan çocukları gördükçe hep üzülürdüm. Dora’nın da kitap sevmesini çok istiyorum. Bunun için alışkın olması gerektiğini düşündüğümden daha doğmadan önce onun odasına bir kitaplık yapmaya başladım. Yurtdışındaki kadar seçenek olmasa da araştırınca birçok bebek kitabı buldum.

İlk aylarda renkler bebeklerin çok fazla ilgisini çekmiyor, görmeleri yetersiz olduğu için siyah-beyaz kontrast resimlere daha meraklı oluyorlar. Bu nedenle iki aydan itibaren siyah-beyaz, büyük bebek kartlarıyla başladım. Dördüncü aydan sonra önce kumaş kitaplara, sonra da sert kartondan yapılmış olanlara geçtik.

Renkler ve resimler çok ilgisini çekiyor, özellikle canlı renkli, tek parça resim olan sayfaları dakikalarca inceleyebiliyor. Resimleri hatırladığını düşünüyorum, çünkü ilk gördüğünde inceleme süresi hep daha uzun oluyor. Kumaş kitapları oyuncak gibi görüyor, katlıyor, sallıyor. Sert kartondan olanların sayfalarını çevirmeye çalışıyor, ayaklarıyla kontrol etmeyi deniyor, tabi ki ağzına götürüyor ve salya akıtıyor.

Çocuğu kitapla tanıştırmanın yaşı yok. Henüz bebekken kitapla tanışmak, insanın dil becerilerinin gelişimine büyük katkı sağlıyor. Bebek kitapları bezden, kalın kartondan ya da su geçilmez malzemeden yapılıyor. Kitaplar, bebeklerin bunları ağzına sokabileceği düşünülerek tasarlanıyor. Bazılarında bir tutamak, diş kaşıyıcısı ya da ses çıkaran bir parça da olabiliyor. Böylece kitap bebek için bir tür oyuncağa dönüşüyor.

Bebekler, kitaplarıyla oynarlarken birçok eylemde bulunuyorlar. Bu tip kitaplarda bulunan kapakları/kanatları açıp kapıyorlar; tüylü, parlak, kaygan, dokulu yüzeylere dokunuyor. Ona soru-cevap şeklinde iletişim kurmak çok hoşlarına gidiyor. Ayrıca sayfa çevirme alışkanlığı kazanıyorlar, farkında olmadan kitap imgesi zihinlerine yerleşiyor. İlk kitaplar bebeğin işitme, görme ve dokunma duyularına hitap ediyor. Kendileri de resimlere bakıp, işaret edip, duydukları sesleri taklit ediyorlar. Bu durum, ileride, konuşmaya başladıkları zaman, onların konuşma becerilerini de etkiliyor. Bebek kitaplarında genelde günlük yaşamda bebeğin sık sık karşılaştığı tanıdık nesnelerin resimleri olduğu için; bu kitaplar sayesinde bebeğin çevre algısı, sözcük bilgisi, sayı sayma becerisi gelişiyor. Renkler, hayvanlar, taşıtlar, meyveler gibi günlük yaşama ilişkin kavramları öğrenmeleri kolaylaşıyor.

Bazı uzmanlar üç yaşına kadar televizyon gibi kitapların da çocuklar için uygun olmadığını söylüyor. Kitabı açıp da iki boyutlu objeleri gösterip onları öğretmeye çalışmanın yanlış olduğunu, ilk üç yaş boyunca öncelik kitaptan çok elleyip görebileceği, üç boyutunu kavrayabileceği, dokunabileceği şeylerde olması gerektiğini savunuyorlar. Gördüğü şekli ezberleme ihtimali varmış. Ben zaten üç boyutlu bir dünyada yaşadıklarına göre, öğrendiklerini karşılarında gördüklerinde bağdaştırabileceklerini düşünüyorum, tecrübelerim de bu yönde. Üç yaşında bir çocuğun hiç tanımıyorken kitaplara alışmasının kolay olacağını sanmıyorum.

Dora’nın bebek kartları Monozebra, siyah-beyaz, üzerinde hayvan resimleri olan, büyük kartlar. Onları izlemekten zevk alıyor, hayvanlarla ilgili anlattıklarımızı da ilgiyle dinliyor.

Oyuncakla kitap arasındaki ilk geçiş renkli kumaş kitaplarla oldu, onlara beklediğim ilgiyi göstermedi. Belki çok desenli olduğu için ya da figürler gerçekçi olmadığı için kısa süre bakıp geçti ama çıkardığı sesleri ve yumuşak dokularını seviyor. Fisher-Price bu konuda bence oldukça başarılı.

Küçük karton kitapları denediğimde ilgisini çektiğini fark ettim. Gerçek fotoğraflı sayfaları daha bir dikkatle inceliyor, dokunması için yapılmış farklı dokularını seviyor. Sayfaları karşısında çevirdiğimde, öğrendi, eliyle ya da ayağıyla çevirmeye çalışıyor. Ağzına götürüp tadına da bakmayı ihmal etmiyor. Resimlerdekileri söylemeye çalışıyorum ama çok ısrarcı olmuyorum, sadece görüntülere, seslere alışkanlık kazanmasını istiyorum. Onunla konuştukça o da değişik sesler çıkarmaya çalışıyor. Doğan Egmont İlk Kitabım serisini ben, Bebek Dokun Hisset kitaplarını annem almıştı. Ece de İlk kütüphanem isimli bir set alınca elimizde bir çok bebek kitabı oldu.

 
 
Bir de bir sayfada birkaç resmin bulunduğu büyük kitapları var. Onlar için boyutlarından dolayı erken olduğunu düşünüyordum ama Ayhan’ın kucağındayken önüne koydum. İki elini kocaman kitabı üzerine koyup öyle dikkatli incelemeye başladı ki, tam zamanıymış dedim. Çok ama çok şirin oluyor. Ona göre çok büyük olan sayfaların neredeyse üzerine çıkıyor, küçücük parmaklarıyla çevirmeye çalışıyor. Remzi Kitapevinin ilk serisi, bence başarılı.




İlk altı ay kitaplarla tanışma süreciydi. Henüz ona kitap okumaya başlamadık. Dinleyemeyeceğini biliyorum ama adapte olması için denemeye başlayacağım. Hikaye ve masal kitapları da var, bakalım hangilerini sevecek? Genelde güvenebileceğim yayınevlerini tercih ediyorum, büyüdükçe seçmek eminim daha zor olacak. Araştırıp iyi tercihler yapmayı planlıyorum, tabi biraz daha büyüdüğünde kitaplarını kendisinin seçmesi için ona şans da vereceğim.

15 Haziran 2013 Cumartesi

BPA

Son zamanlarda kafama takılan konulardan biri de çevremizdeki kimyasallar. Modern hayatın sağlığımıza verdiği zararlar artık daha net ortaya çıkıyor. Çocuk sahibi olduktan sonra daha fazla düşünmeye ve dikkat etmeye başladım. Dora ilk aydan sonra mama yediği için su kullanmaya çok erken başladık, pet şişeler, plastik damacanalar her zaman kafamı karıştırmıştı. Dora’nın mamalarını cam şişede aldığımız su ile hazırlıyoruz, kendimiz için de BPA içermeyen damacana kullanan su firmasını tercih etmeye başladık. Dora’nın tüm biberon, emzik gibi plastik eşyaları zaten BPA içermeyen malzemeden üretilmiş. Şimdi içim biraz daha rahat ama o kadar çok şey var ki, günlük hayatımızda değiştirmemiz gereken. En azından kızım için daha dikkatli olmam gerekiyor.
BPA, Bisfenol A’nın kısaltması olup, günümüzde özellikle plastik, naylon, polyester ve PVC gibi maddelerin üretilmesinde etkin rol oynamaktadır. Polikarbon plastiklerde, konserve kutuları ve meyve suyu kutuları gibi gıda ambalajlarının iç kısmında kaplama malzemesi olarak da kullanır. Kullanıldığı plastik geri dönüşümlü plastiktir. BPA temas ettiği gıdaya geçer ve bu geçme işi sıcaklık ile artar.
BPA’nın en tehlikeli kullanım alanlarından biri biberonlar ve alıştırma bardaklarıdır. Eğer bebeğin sütünü biberonda ısıtılıyorsa bu madde kolaylıkla süte geçer. BPA günlük hayatta daha çok su şişelerinde, saklama kaplarında, damacanalarda, bardaklarda karşımıza çıkar.
Su içtiğimiz pet şişelerin tekrar kullanmaması ve çizilmiş olanlarını atılması önemli. Saklama kaplarında ise mikrodalgada kullanılanlar tercih edilmeli. Yine de mikrodalgada plastik ürünleri kullanmak doğru değil. Streç plastikler de ısıtma esnasında kullanılmamalı ve gıdaya değmemelidir. Özellikle bu plastik kapların bulaşık makinesinde yüksek ısı ile yıkanmaları ile birlikte içeriğindeki kimyasal maddeler dışa daha hızlı çıkabiliyor ve yiyeceklere daha hızlı bulaşıyor.
BPA’dan korunmak için mutfakta cam her zaman en güvenli bir alternatiftir. Oyuncaklar konusunda ise kurşunsuz boya ile tahtadan üretilmiş doğal ürünler tercih edilmeli. Ayrıca plastik eşyalarda “BPA yoktur” ibareli ürünler seçilmeli.

BPA’nın Sağlığa Zararları
BPA’ya maruz kalmış anne karnındaki ceninlerde, yeni doğmuş bebeklerde ve çocuklarda büyüme ve davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.
Polikarbonat plastik şişe ve ambalajlardan tüketilen su ve gıda maddeleriyle birlikte vücuda giren BPA maddesi prostat, beyin gelişimi, kalp hastalıkları, karaciğerde enzim bozuklukları ve diyabet hastalıklarına sebep oluyor.
Polikarbonat bebek biberonlarla beslenen çocuklar erken cinsel olgunlaşmaya maruz kalıyor.
BPA maddesi vücutta östrojen hormonunu taklit ediyor ve kadınlık hormonuna dönüştüğü için sperm üretiminde ciddi bir düşüse sebep oluyor.
Erişkinlerde göğüs ve prostat kanseri riski oluşturuyor.
Obeziteye, astıma neden olduğu saptanmış ve tiroid foksiyonlarını azalttığı belirlenmiştir.

Hangi ürünler BPA içerir?
Sert şeffaf plastiklerden yapılmış eşyalar, genelde ürün tabanında No 7 olarak işaretlenmiş, genelde BPA içerir
Her tür 3 veya 6 ile numaralandırılmış plastiklerden yapılmış eşyalar
No 3 (PVC) ve No 6 (polistiren)’nın ayrıca zararlı kimyevi maddeleri geçirdikleri bilinir
BPA ile astarlanmış konserve kutu ve kapları
Plastik oyuncaklar

Kaynaklar:
http://www.cocuklahayat.com/2009/03/evimizdeki-zehir-bpa/http://www.gidaraporu.com/plastik-kaplar-risk-tasiyor_g.htm
http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.healthobservatory.org/library.cfm?RefID=77083
http://www.environmentcalifornia.org/reports/environmental-health/environmental-health-reports/toxic-baby-bottles
http://www.ehponline.org/members/2005/7713/7713.html
http://www.foodproductiondaily.com/news/ng.asp?n=60333-common-plastics-packaging
http://www.ourstolenfuture.org/newscience/oncompounds/bisphenola/2003/2003-0401huntetal.htm
http://www.endo.endojournals.org/cgi/content/abstract/en.2005-0340v1
http://www.wikipedia.org/wiki/Bisphenol_A
http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.kimyamuhendisi.com/content/view/246/1
http://www.ehponline.org/docs/2009/0900604/abstract.html
http://www.hsph.harvard.edu/news/press-releases/2009-releases/bpa-chemical-plastics-leach-polycarbonate-drinking-bottles-humans.html
http://www.pagev.org.tr/contents.asp?a=341&b=11
http://www.ehponline.org/members/2009/0900604/0900604.pdf.
http://en.wikipedia.org/wiki/Bisphenol A

4 Haziran 2013 Salı

Beşinci ay

Günler hızla geçiyor, artık Dora dışında herhangi başka bir şeyle ilgilenmek imkansız gibi bir hal aldı. Gündüzleri çok kısa süre uyuyor, uyanık olduğunda da mutlaka yanında birilerini istiyor. Beş ayı bitmek üzere, bu ay oldukça ilerleme kazandık. Artık beni çok iyi tanıyor ve her şeye, herkese tercih ediyor. O kocaman gülümsemesinin yerini artık sesli kahkahalar aldı, çok şirin oluyor. Tepkileri çok daha net şimdi, bir şeyi sevmediğinde yüzü değişiyor, severse mutluluğunu belli ediyor. Oyuncaklara uzanmaya başladı, eskisi gibi tırnaklarıyla yüzünü çizmiyor, elleri açıksa oyuncağa uzanıp sıkı sıkı tutmaya başladı ve tabi ağzına götürmeye, her şeyin tadına bakma zamanı geldi. Yüzümü yaklaştırınca elini uzatıp yüzüme dokunmaya çalışması, başarınca da mutlu olup sevmesi her şeye değer.

Artık kasları da daha güçlü, yatakta dönebiliyor, ayaklarını kaldırıp vuruyor, kendini dik tutabiliyor. Kesinlikle sırtüstü yatmak istemiyor bu ay, mutlaka oturacak, tercihen kucakta. Mama sandalyesine de oturmaya başladı. Yemek yerken bize eşlik ediyor. Sofra düzenine alışması için önemli olduğunu düşünüyorum. Mümkün olduğunca yanımızda olmasını sağlamaya çalışıyorum. Yabancılamaya da başladı, sık gördüğü insanlar dışındakilere uzaktan gülümsüyor ama kucağa almaya çalıştıklarında hiç hoşuna gitmiyor cimcimenin.

Havalar oldukça iyi gittiğinden dışarda daha fazla zaman geçirebiliyoruz. Bahçede olmayı seviyor, genelde uyuyor ama hoşuna gittiği kesin, gece bile daha sakin ve huzurlu oluyor. Biz de fırsat buldukça hava alması için kendimizi dışarı atıyoruz.

Uykularımız da çok daha iyi şimdi, biraz fazla iyi. Hatta benim altıncı aydan sonra planladığım gece beslenmesini kaldırma olayını Dora 4 aylıkken yaptı. Bu ay gece uyanma olayı bitti. En son akşam sekizde emiyor, mamasını yiyor, dokuzda uyuyor, sabah yediye kadar uyanmıyor. Benim çaba harcamam gerekmedi, kendi kendine ve birden yaptı. Geçen ay gece üçte mırıldanınca kalkıp mama verirdim o da uyanmadan yer ve uykuya devam ederdi, bir gece mama vermedim, biraz mırıldandı ve uyudu, sabah altıya kadar dayandım, sonra acıkmıştır diye mama verdim. Sonraki gecelerde mırıldanmalar da olmadı ve yediye kadar uyumaya başladı. Hem de mutlu uyanıyor ve güne gülücüklerle başlıyordu. Bir ay oldu, sanırım artık bunu da rutine koyduk. Uyku törenimiz tam şirinlik artık. Bakımını yapıyorum, uykusu geldiğinde kendine ninni mırıldanmaya başlıyor. Uzun uzun, hem de melodili sesler çıkarıyor, ben de eşlik edince bir süre sonra uyuyakalıyor, tam yemelik. Müziği zaten hep sevmişti, şimdi kendisi yapmaya çalışıyor. Bana bu ayın bir faydası da pompadan tamamen kurtuldum, sabah iyi uyandığı için önce emiyor, iki saat kadar sonra da mama yiyor, günde dört defa emme ve mama rutinimiz var, şimdilik oldukça keyifli, umarım fikrini değiştirmez.

Ben de daha iyiyim, uyuyabildiğim için annem geldiğinde spora gidebiliyorum, daha iyi hissediyorum. Şimdilik çalışmaya başlamayı düşünmüyorum. Yaz bitsin bir plan yapacağım, şimdilik Dora’yla zaman geçirmenin keyfini çıkarıyorum, gittikçe de daha eğlenceli hale geliyor…

5.ay bebek gelişimi

Bu ay sonunda bebek doğumdaki kilosunun yaklaşık iki katına ulaşacaktır. Bu aydan itibaren, birinci yaşının sonuna kadar her ay yaklaşık 500 gr almalıdır. Ancak kilosu her zaman aynı ölçüde artmayabilir. Kilo aldıkça bebeğinizin kendi fiziksel sınırlarını keşfetme konusundaki ilgisi de artacaktır. “Uçak” hareketini sıkça deneyecektir; karnının üzerine yatırıldığında kollarını ve bacaklarını iki yana açar ve kafasını yukarı kaldırır. Bu, sırt ve boyun kaslarını geliştirmek için mükemmel bir harekettir. Gelişimi normal devam eden bir bebek bu ay sonunda bir ayağını göbeğine kadar kaldırabilir; hareketli bir bebek ise karnının üzerindeyken her iki ayağını da iterek yatakta ilerleyebilir.

Beş aylık bebek muhtemelen artık kolayca yatağında sırtüstünden yüzükoyun, yüzükoyun durumdayken sırtüstü dönebiliyordur; her iki tarafa da dönmeyi ise birkaç hafta içinde tamamlayacaktır. Dönüşleri öğrenmesi için biraz yardıma ihtiyacı olabilir.

Minik bebek artık zamanının büyük bir kısmını en son geliştirdiği motor becerilerini denemekle geçirecektir; yani “konuşma”, “dinleme” ve uzanabileceği her şeyi “keşfetme”. Sabahları, adeta sabırsızca, çabucak ve tamamen uyanır. Her zaman değilse de, bebeklerin çoğu genelde ailenin diğer bireylerinden önce uyanır. Eğer uyandığında bir süre kendi kendine oyalanıyorsa, biraz daha uyuma şansı var demektir; bunun için akşam yatarken yatağına sevdiği birkaç oyuncağı koymak yararlı olur. Bebekler bazen, gün içinde sadece bir uykuyla yetinebilir. Uyumaya niyetli görünmese bile, bir süre dinlenmesi ve rahatlaması için yatağına konulabilir.

Artık oturabildiği için pusetiyle dolaşmak bebeğe keyif vermeye başlar. Etrafında görecek, koklayacak ve duyacak öylesine çok şey vardır ki... Eğer henüz oynayacağı bir aynası yoksa, kırılmayan bir tane edinmenin zamanı gelmiştir. Tabii, kırılmayan bir ayna olmasına dikkat etmelisiniz. Aynadan annesini ve kendisini birlikte seyretmekten de hoşlanacaktır.

Beşinci ayda bebek artık ana kucağında da rahatlıkla hareket edebilmektedir ve mama sandalyesinde de oturabilir. Artık ona bir yaylı salıncak ya da benzer bir oyun sandalyesi alınabilir. Bebek yardımsız ve tam olarak oturana kadar yemeklerini ana kucağında vermeye devam etmek uygun olacaktır.

Bu ay bebeklerin emme ihtiyacında artış olabilir, bunu daha çok sakinleşmek ve dinlenmek için yaparlar. Bazı bebekler bu dönemde el parmakları gibi ayak parmaklarını da emerler. Bebeğin uzanma ve ulaşma isteği de gelişmektedir. Bu dürtü, emeklemenin temelini oluşturur. Her ne kadar uzağa ulaşamasa da gözleri ellerine rehberlik eder. Bir elindeki nesneyi diğerine rahatlıkla geçirebilir veya iki eliyle birden kavrayabilir. Bu keşiflerinin bir parçası olarak nesneleri ağzına götürmesi kaçınılmazdır, ancak şimdi durum biraz daha farklıdır: ağzına götürdüğü her şeyi çiğner.

Bebeğiniz artık farklı eylemlerden farklı sonuçlar çıktığını öğrenmeye başlamıştır, biberonu tutuşundan veya bir oyuncağı kavramasından bunu anlaşılabilir. Düşen bir nesneyi gözleri ile arar, fakat bir nesneyi sakladığınızı görse bile isterse onu bulabileceğini düşünemez. Ancak elleri göz hizasından kaybolsa bile onların nerede olduğunu biliyordur.

Artık cinsel organını da keşfetmeye başlamıştır. Birçok ebeveyn bu yeni gelişmeden fazla memnun olmaz. Ancak bebek, tıpkı parmaklarını ve ayaklarını keşfettiği gibi cinsel organını da hissederek ve kurcalayarak keşfedecektir. Bu bölgeyle özel olarak ilgilenmelerinin tek sebebi, bu alanın vücudundaki diğer bölgelerin aksine genelde kapalı olması ve her istediğinde ulaşamamasıdır. Yaptığının “kötü” veya “kaka” olduğunu anlatmaya çalışmak yerine tanımasına izin verilmelidir. Sosyalleşme bebek ve bebeğin yanındakiler için giderek daha eğlenceli bir hal alır. Artık dudaklarını büzer, tükürür, agu’lar yapar ve hatta dilini çıkartır. Daha birçok hareketi taklit etmeye çalışır. Çıkardığı sözler, duyduğu seslerin taklidi gibidir. Sanki soru sorarmış gibi, çıkardığı seslerin son hecesinde sesini yükseltir. Çıkardığı seslere verilen olumlu tepkiler onu cesaretlendirir ve sesini çok daha sık kullanmaya başlamasını sağlar. Tabii, ne dediğinin pek farkında değildir, ancak bir süre sonra bağlantı kurmaya başlar. Bu arada annenin de bu heceleri beraber taklit etmesi çok hoşuna gidecektir.

Bir sonraki ay içinde “insan yadırgama” belirtileri ortaya çıkabilir. Bebek aniden aile dışından olanlara tepki vermeye başlar ve yanına gelen bu “yabancıların” yüzlerini uzun uzun inceleyebilir. Bebeği çok sık göremeyen aile büyüklerine bu durumu açıklamak bazen zor olabilir. Eğer bebeğin, onları güvenli bir yerden (örneğin annenin kucağından) inceleme şansı olursa, sosyalleşmesi daha kolaylaşır. Bu “yabancılara” bebeğe nasıl yaklaşacakları konusunda yardımcı olmak gerekir; genel olarak önce bebeği görmezden gelmeleri iyi bir yol olabilir. Bu durum bebeğe yabancıyı inceleme ve ilk adımı atma şansını verir. Tabii eğer bu “yeni arkadaşları” sevdiyse!

Evi bebeğe göre yeniden düzenlemek için bu emekleme öncesi dönem uygun olabilir. Daha şimdiden bir bardağı yere atabilir, sıcak çay bardağına elini sokabilir, elektrik fişlerini çekebilir ve daha birçok şekilde kendine zarar verebilir. Kırılacak ve bebeğe zarar verebilecek objeleri ortadan kaldırmanın tam zamanıdır. Bebek hareketlendikçe, ona bazı sınırlamalar koymak gerekecek, o da bunlara direnecektir. Bu sınırlamalar bebeğe disiplin ve bazı olumlu alışkanlıklar kazandırsa da, ondan yapabileceğinden fazlasını istememek gerekir.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Demir eksikliği anemisi

Anemiyle çok sık karşılaştığımdan benim için fobi haline geldi. Gebelik planlarken kendime ciddi bir demir takviyesi yaparak hemoglobin düzeyimi 15gr/dl’ye kadar yükseltmiştim. Bu sayede hiç destek almadan doğum yapana kadar anemi düzeyine düşmedi. Böylece Dora için de iyi bir depo oluşturduğumu düşünüyorum. Demir eksikliğine bağlı erken dönemde oluşan kayıpların geri dönüşünün olmadığını bildiğim için bu durumu önemsiyorum.

Sağlık Bakanlığı ve ulusal çalışmalar dördüncü ayda demir desteğinin başlanmasını öneriyor. Çalıştığım popülasyonlarda bunun ne kadar önemli olduğunu gördüm, anne sütü alan bebeklerin neredeyse tamamında altıncı ayda anemi gelişmişti. Sindirim sistemi üzerine yan etkileri ve tolere edilmesindeki güçlükler nedeniyle anneler zaten demir replasmanına hiç sıcak bakmadıkları için onları vazgeçirecek en ufak bir etken hemen demiri bırakmalarına ve aneminin kronikleşmesine neden oluyordu. Sonra da iştahsız, büyümesi geri, başarısız çocuklar…

Dora anne sütü yanında formül mama da aldığından ve mamalardaki demir oranı yüksek olduğundan ona dördüncü ayını tamamladığında demir replasmanı başlamadım. Altıncı ayını bitirmeden önce kızamık için antikor baktırmayı planlıyorum. Kızamık salgını nedeniyle aşı 6. aya çekildi ancak etkinliği ile ilgili sıkıntılar olduğu için koruyucu antikorları azaldıysa aşı yaptıracağım. O dönemde tetkik için kan alınırken hemogram ve demir düzeyi kontrolü yaptırıp sonucuna göre gerekirse demir başlayacağım. Aslında en doğrusu bu ancak sağlık politikaları bireysel olmadığı ve genelde replasmana ihtiyaç duyulduğu için hemogram kontrolü yapılmadan demir replasmanı başlanmasına da asla karşı değilim, hatta sonuçları bu kadar önemliyken destekliyorum.
Bebeklerde beslenmeye bağlı demir eksikliği anemisi
Demir eksikliği bütün dünyada süt çocuklarında sorun oluşturmaya devam etmektedir. Anne sütü bile alsalar, 6 aydan sonra süt çocuklarına demir vermek gerekliliği çok iyi bilinmektedir. Erkenden inek sütü eklenen süt çocuklarında demir desteği daha da erken, hatta 4 aydan itibaren olmalıdır. Demir, yaşayan organizmaların en önemli elementidir. Demirin vücutta tüm hücrelerin çalışmasında ve birçok nörolojik işlevde gerekli olduğu bilinmektedir. Beynin büyük kısmı demir eksikliğinin yaygın olduğu ilk yıllarda miyelinize olmaktadır. Sağlıklı süt çocukları ilk yıl içinde demir desteğinden, daha sonra da demirden zengin gıdalardan gelişimsel ve davranışsal olarak etkilenebilirler.
Demir çok sayıda nörolojik işlevde önemlidir. Anemi olmasa da demir eksikliğinde apati, iritabilite, letarji, konsantrasyon bozukluğu, anksiyete, hipoaktivite, kognitif işlevlerde azalma ve dikkat eksikliği görülebilir. Bu belirtiler için beyin demirinde azalma, hipomiyelinizasyon, dopaminerjik işlev azalması ve gecikmiş nöromatürasyon suçlanmaktadır (1,2,3). Hatta neonatal demir eksikliğinin geriye dönüşümsüz değişikliklere neden olduğu gösterilmiştir(4). Ancak çok uzun sürmemiş demir eksikliklerinde demir tedavisi ile kognitif fonksiyonlar geriye dönebilir(5). Demir eksikliği olan çocuklarda anemi varsa anemik olmayanlara göre nörolojik sorunlar daha ağır ve uzun sürmektedir(6). Büyüme çağında demir desteği çocukların davranış ve büyümelerine pozitif yönde etki etmektedir (7).
Demir aynı zamanda bağışıklık sisteminde de önemli görevler üstlendiği uzun zamandır bilinmektedir(8). Demir eksikliğinde çocuklar daha sık hastalanırlar ve tedavi ile bu durum düzelir (9).
Gıdalardaki demir miktarı değişkendir. Gelişmiş ülkelerde besinlerle günlük demir alımı 10-20 mg iken gelişmemiş ülkelerde 4-5 mg’a kadar düşmektedir (10). Diyetle alınan demirin yaklaşık üçte biri hemoglobin ve miyoglobin içindeki hem demiridir. Gıdalarla alınan diğer demir çeşitleri besinlerin pişirilmesiyle veya işlenmesiyle açığa çıkan demir tuzları ve demir-aminoasit bileşikleri şeklinde olur. Büyümenin hızlı olduğu çağlarda demir gereksinimi de artar. Bu durum süt çocuklarında demir konusunun önemini arttırmaktadır.
Demir emilimi onikiparmak barsağı ve üst jejunum epiteli tarafından hem, ferrik ya da ferröz formda emilir. İnsanlarda hem mukoza hücresinden direk olarak az miktarda plazmaya geçebilmektedir (11,12). Eğer besinle alınan demir miktarı gereğinden fazla olursa o zaman barsak hücrelerinde ferritin olarak saklanır. Bu hücrelerin süresi dolunca da villuslardan barsak lümenine dökülürler. Ancak bu fizyolojik mekanizma zehirlenme gibi durumlarda aşırı demirle karşılaşınca çalışmaz ve emilim artar. Oksalat, fitat ve fosfatlar demir ile bileşim oluştururlar ve emilimini azaltırlar. Askorbat, laktat, piruvat, süksinat, fruktoz ve sorbitol demir emilimini arttırırlar.
Süt çocuklarında demir eksikliği genellikle yetersiz alım ile ilgilidir. Yaşamın ilk yılında süt çocuğu 160 mg demire gereksinim duyar. Bu miktar prematürelerde 240 mg’a çıkar. Bu miktarın 50 mg’ı yenidoğan dönemindeki fetal eritrositlerin yaşamın ilk haftasında yıkılmasından sağlanırsa da geri kalan diyetle alınmalıdır. Annede ağır demir eksikliği olduğunda yenidoğanın demir desteği gereksinimi de doğal olarak artacaktır(13). Bebek beslenmesinde ilk 6 ayda ana besin anne sütüdür. Anne sütü alan süt çocuklarında demir eksikliği görülmez. Ancak 6′ncı aydan sonra sadece anne sütü almakta olan süt çocuklarında da demir eksikliğine bağlı anemi tespit edilir (14). Emzirme süresince anne sütünün demir içeriğinin de zamanla azaldığı gösterilmiştir (15). Günümüzde 1 yaşın altında inek sütü tercih edilmese de anne sütü olmaması halinde demir ile takviye edilmemiş inek sütü kullanıldığında demir eksikliği daha erken gelişmektedir ve bu çocuklarda 4′üncü aydan sonra demir takviyesi önerilmektedir.(16, 17)
Günümüzde bebek dostu olmanın koşutu ilk 6 ay sadece anne sütü vermektir. Ama 6′ncı aydan itibaren sadece anne sütü vermek doğru kabul edilmez, çünkü çocuğun gereksinimi olan kaloriyi karşılamakta yetersiz kalır. Ayrıca 1 yaşındaki hedefimiz çocuğun sofraya oturması ve gıdaları çiğneyerek kendisinin yemesidir. Yani çiğnemeyi öğretmek için ilk dişlerin çıktığı 5. aydan itibaren eğitmemiz gerekir. Pratikte pek çok annenin sorunu budur. Bir yaşına kadar çocuğuna beslenme eğitimi vermeyen ya da veremeyen anne daha sonra elinde tabakla oda oda hatta parklarda bebeğinin peşinde dolaşır durur. İşte inek sütü de bu açıdan yani kolaylığı açısından sık tercih edilen bir gıda olmuştur. Oysa inek sütünün içindeki maddeleri çocuk tam olarak hazmedemez. Ayrıca içine şeker katmamızın nedeni de budur. Bu şekilde bebeği daha erken yaşta şekere de alıştırıyoruz. Dolayısı ile herhangi bir işlemden geçirilmemiş, katkısız inek sütü insan bebekleri için doğru bir beslenme kaynağı değildir. Birincisi inek sütünde demir miktarı yetersizdir. İkincisi demir başka gıdalarla verilirse onların içindeki demiri bağlar ve işe yaramaz hale getirir. Üçüncüsü de alerjik nedenlerle onikiparmak barsağında kanama yapar. Bu da gizli bir kan kaybıdır.
Bebeğe yoğurt peynir gibi süt ürünlerini vermek de demir eksikliğine neden olur, bu gıdalar da besinlerdeki demirin emilimini azaltır. Bu gıdalar demirli gıdalardan ayrı bir zamanda verilmelidir. Demir emilimini azaltan durumlar: Mideden asit salgısının azalması (tok olmak), antiasit kullanımı (gaz damlalarının bazılarında antiasit var), kalsiyum (inek sütü kalsiyumu tam danaların gereksinimlerine göredir), çay kahve, barsak hareketlerinin hızlanması, yeşil gıdalardaki bazı fitatlar ve oksalatlar. Sabah kahvaltısında aslında demir içeren bir gıdamız olmadığı için peynir vermekte demir açısından bir sorun yoktur. Ama diğer öğünlerde su yerine süt verilmesi gıdalardaki demiri kullanılmaz hale getirir.
Demir eksikliği anemisi nörolojik etkileri nedeniyle hastanın günlük yaşantısını etkileyecek kadar önemli bulgular verebilir. Halsizlik, iritabilite, başağrıları gibi belirtiler dışında anemiye bağlı solukluk gibi bulgular da eşlik eder. Anemisi olmayan demir eksikliği olan kişilerde bu belirtiler görülmediğinde bile egzersiz toleransları bozulmuştur. Pika, yani kil, kireç, kül gibi alışılagelmemiş şeyleri yeme arzusu demir eksikliğinin klasik bir bulgusudur ve tedaviyle kaybolur. Bazı süt çocuklarında demir eksikliği ile birlikte dalak büyümesi görülebilir.
Ülkemizde demir eksikliği ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır ancak sağlık bakanlığının yaptığı geniş bir tarama mevcut değildir. Bütün bu çalışmalar belirli illerde ve merkezlerde rastgele örnekleme ile yapılmış araştırmalardır (18,19,20,21). Ancak yine de çalışmaların yapıldığı dönem için bize bir fikir verebilmektedirler. En sık anemi görülme yaşı 6 ay 2 yaş arasında bulunmaktadır ve bir yaş civarında en fazla sayıya ulaşmaktadır. Bu çalışmalarda süt çocuklarında anemi sıklığı %31-75 arasında değişmektedir. Bazı çalışmalarda neredeyse araştırmaya alınan çocukların dörtte üçü anemik bulunduğundan demir eksikliğinde aneminin buzdağının görünen ucu olduğunu kabul edersek çocukların tamamına yakınında demir eksikliğinin az ya da çok bulunabileceğini kestirmek mümkündür. Ancak bu çalışmaların Sağlık Bakanlığı’nın 4 aydan sonra düzenli demir profilaksisi uygulamasından önce yapıldıklarını, ülkemizde geniş kapsamlı yeni çalışmalara gerek olduğunu söyleyebiliriz. Gelişmiş ülkelerde bu oranlar karşılaştırılamayacak kadar düşüktür. Amerika Birleşik Devletlerinde bu oran bazı eyaletlerde %7’ye kadar düşmüştür(22). Gelişmekte olan ülkelerde bildirilen oranlar bizdeki oranlara benzemektedir.
Bebek beslenmesini takip ederken anne sütünün tek başına yeterli olduğu ilk 6 aydan sonra eğer bebek erkenden inek sütüne başlatılmışsa, ek gıda olarak günde en az 40-50 gr kırmızı et almıyorsa, iki aydan fazla süreyle demir takviyesiz süt ürünü verilmişse, prematüre doğduğu halde gerekli demir replasmanı yapılmamışsa incelenmeli ve demir takviyesi ya da gerekirse tedavisi yapılmalıdır. Demir takviyesi prematürelerde 2m/kg, miadında doğanlarda 1mg/kg olarak günlük miktar 15 mg’ı geçmeyecek şekilde bölünmüş dozlarda ve aç karnına verilmelidir. Demir takviyeli mama kullanan bebeklerde ilave demir verilmesine gerek yoktur ancak bebekler yakından takip edilmelidir. Düzgün et takviyesi yapılamayan bebeklerde demir ilavesi bir yaşından sonra da devam edebilir. Demir profilaksisi ferrik ya da ferröz demir tuzu içeren ilaçlarla yapılabilir. Ferröz demir preparatlarının etkinliği daha yüksektir. Ancak yan etkileri daha belirgin olabilir ve ilaca uyumluluğu etkiler. Ferrik demir preparatlarının yanında C vitamini verilmesi ile de etkinlikleri artar. Annenin demir preparatını düzenli kullanıp kullanmadığı yakından incelenmeli ve gerekirse tedavi değiştirilmelidir.
Anne sütü ilk altı ay mutlaka tek başına tavsiye edilir. Ama çoğul gebelik ya da başka nedenlerle anne sütü yetmiyorsa bebeğin ayına uygun mamalar tercih edilmelidir. Bu mamalarda bebeğin gereksinimi olan demir gibi ek gıdalar da düzenlenmiştir. Altıncı aydan itibaren bebeklere anne sütü veya mama yanında çiğnemeyi öğrenene kadar değişik sebze çorbaları da verilmelidir. Meyve, sebze ve ete ikinci altı ayda alışmalıdırlar. Günümüzde mamalar mümkün olduğu kadar bebeğin gereksinimlerine göre düzenlenmişlerdir. Geçiş döneminde anne sütü yanında ek mamaların da alıştırılmasıyla bebeğin yeterli gıda alırken beslenme terbiyelerinin de geliştirilmesi tavsiye edilir.
Kaynaklar
Prof. Dr. Hilmi Apak
(1) Larkin E,Crao G. İmportance of fetal and neonatal iron: adequacy for normal development of central nervous system. In: Brain, behaviour and iron in infant diet (Dobbing J ed), pp43-63. Springer Verlag, London, Uk.
(2) Yu GS, Steinkirchner TM, Rao GA, Larkin EC. Effect of prenataliron deficiency on myelinationin rat pups. AM J Pathol 125: 620-24, 1986.
(3) Roncagliolo M, Garrido M, Walter T,Peirano P, Lozoff B. Evidence of altered central nervous system development in infants with iron deficiency anemia at 6 mo: delayed maturation of auditory brainstem responses. Am J Clin Nutr 68:683-90, 1998.
(4) Beard J, Erikson KM, Jones BC. Neonatal iron deficiency results in irreversible changes in dopamine in rats. J. Nutr. 133:1174-1179, 2003.
(5) Murray-Kolb LE, Beard JL. Iron treatment normalizes cognitive functioning in young women Am. J. Clinical Nutrition, 85(3): 778 – 87, 2007.
(6) Grantam S,M, Ani C. Iron defiency anemia: Reexamining the nature and magnitude of the public health problem. Journ Nutr. Suppl, 649-68, 2001.
(7) Lozoff B, Andraca ID, Castillo M, Smith JB et al. Behavioral and developmental effects of preventing iron deficiency anemia in health full term infants. Pediatrics, 112: 846-54, 2003.
(8) Dallman PR. Iron deficiency and the immune response. American Journal of Clinical Nutrition, Vol 46, 329-34, 1987.
(9) Silva A, Atukorala S, Weerasinghe I, AhluwaliaN. Iron supplementation improves iron status and reduces morbidity in children with or without upper respiratory tract infections: a randomized controlled study in Colombo, Sri Lanka. Am J Clin Nutr, 77; 234-41, 2003.
(10) Rodriguez SC, Hotz C, Rivera JA. Bioavailable Dietary Iron Is Associated with Hemoglobin Concentration in Mexican Preschool Children. J Nutr 137(10): 2304 – 10, 2007.
(11) Weintraub R, Weinstein MB, Huser HJ, Rafal S. Absorbtion of hemoglobin iron: the role of heme-splitting substance in the intestinal mucosa. J Clin Invest 47:531, 1968.
(12) Turnbull A, Cleton F, Finch CA. Iron absorbtion. IV. The absorbtion of hemoglobin iron. J Clin Invest. 41:1897, 1962.
(13) A. Kumar, A. K. Rai, S. Basu, D. Dash, and J. S. Singh. Cord Blood and Breast Milk Iron Status in Maternal Anemia. Pediatrics, 121(3): e673-7,2008.
(14) Saarinen UM. Need for iron supplementation in infants on prolonged breast feeding. Jpediatr. 93:177-80, 1978.
(15) Siimes MA, Vuori E, Kuitunen P: Breast milk iron: A declining concentration during course of lactation. Acta Pediatr Scand 68(1):29-31, 1979.
(16) Walter T, Dallman PR, Pizarro F, Velozo L, Pena G et al. Effectiveness of iron fortified cereal in prevention of iron deficiency anemia.
(17) Calvo EB, Gnazzo N. Prevalence of iron deficiency in children aged 9-24 mo from large urban area of Argentina. Am J Clin Nutr 52:534-40,1990.
(18) Çetin E, Aydın A. İstanbul’da Yaşayan Çocuk ve Adolesanlarda Anemi Prevalansı ve Anemilerin Morfolojik Dağılımı: Çocukların Yaş, Cinsiyet ve Beslenme Durumu İle Anne-Babaların Ekonomik ve Öğrenim Durumunun Anemi Prevalansı Üzerine Etkileri. Turk Ped Ars (34); 1-5, 1999.
(19) Revanlı M, Tosun SY, Tanyeli F. Manisa İlinde Cocuk Doneminde Demir Eksikliği Anemisinin Karşılaştırılması. İzmir Ataturk Eğitim Hastanesi Tıp Dergisi 40(1): 59-62, 2002.
(20) Şukru A, Genel F, Atlıhan F, Serdaroğlu E. 6 ay – 15 yaş Arası Cocuklarda Demir Eksikliği Anemisi Sıklığı. Ege Pediatri Bulteni 7(4): 175-80, 2000.
(21) Soylu H, Ozgen U, Babalıoğlu M, Aras Ş, Sazak S. Iron Deficiency and iron Deficiency anemia in: Infants and Young Children at Diferent Socio Economic Groups in İstanbul. Turkish Journal of Haematology 18(1): 019-025, 2001.

(22) Sherry B, Mei Z, Yip R. Continuation of the decline in prevalence of anemia in low-income infants and children in five states. Pediatrics 107:677—82, 2001.