7 Ocak 2014 Salı

Prenses 1 yaşında...

Prensesim doğalı tam bir yıl oldu. Mutlulukla, merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, ona bir şey olursa endişesiyle, sağlıkla doğması için dua ederek geçen 37 hafta 6 günden sonra geçen yıl bu gün kucağıma alabildim pamuk şekerimi... Çok istedim, çok bekledim, hayal ettim... Hayallerimden bile güzel bir melek girdi hayatıma...

Varlığı her gün şükrederek uyanmama sebep olan, bir gülüşü dünyalara değen, uyurken özlediğim güzel kızım iyi ki bizi seçmiş, iyi ki bizim kızımız olmuş. Ondan farklı bir bebek düşünemiyorum, sanki benim için yaratılmış. Gelişiyle her yer aydınlandı, daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu, daha inançlı, daha şefkatli bir insan oldum onunla...


Beni özlemesi, görünce kocaman gülümsemesi, heyecanla el çırpması, öğrendiklerini arka arkaya sıralamaya çalışması, alkış alınca tekrarlaması, ilk gülüşü, ilk adımı, ilk kelimesi... Hayatımın en özel, en güzel yılını yaşamama sebep oldu. Aklımın hep onda olduğu, kendimden önce onu düşündüğüm, yanımdayken huzur bulduğum, her hareketine aşık olduğum, ondan öncesini bana unutturan, güzeller güzeli minik prensesimi ve hayatıma kattığı güzellikleri çok seviyorum.
Günler geçtikçe, kızım büyüdükçe, bana bağımlılığı azaldıkça, kendi kendine idare etmeye başladığında bu yılı çok özleyeceğim. Kucağımda uyuduğu, yatağına koyduğumda ağlayarak bana uzandığı, alınca hemen uykuya daldığı, ulaşamadığı şeyler için benden yardım beklediği, banyo yaptırırken sevinç çığlıkları attığı, yemek yedirirken yüzüme püskürtüp sonra güldüğü, elleriyle yüzümü tutup kendine çekip öpmeye çalıştığı, onu taklit edince kahkahalar attığı, bana birçok güzellikler yaşattığı bu günler çok hızlı geçiyor. Onunla geçen her gün, her an birbirinden değerli ama ilk yılının unutulmaz olacağını düşünüyorum. Açlık ve uyku dışında tepki vermeyen minik bebeğim artık kendi tercihleri olan, ilgisini, kızgınlığını, sevgisini, sevincini gösteren küçük bir insan haline geldi ve ben bu değişimi, gelişimi an an izledim. Yoruldum, üzüldüm, mutlu oldum ama hep şükrettim. Bizimle olduğu için, bu kadar uysal, bu kadar mutlu, güleç, sabırlı, akıllı, meraklı, güzel bir bebek olduğu için, bu kadar harika bir bebek olduğu için çok ama çok mutluyum...



4 Ocak 2014 Cumartesi

Adım adım

İlk yılların çocukların zeka gelişimi için çok önemli olduğunu bildiğimden Dora'ya hep onu bu yönde destekleyecek oyuncaklar almaya çalıştım. Gelişim basamaklarını bildiğim için seçmek zor olmadı. Ama artık büyüdüğü için biraz daha ayrıntılı araştırma gerekmeye başladı. Yazın dışarda vakit geçirdiği için daha kolaydı ama kışın genelde evde olacak ve onunla annem ilgilenecek. Annem de neler yapması, ne öğretmesi gerektiğini bilemediği için zorluk yaşıyordu.
Hamileyken gittiğim bir fuarda tanıştım, Adım adım eğitim setleriyle... O dönemde ilgimi çekmişti. Ayrıntılı araştırma yapınca denemeye karar verdim. Dokuzuncu aydan itibaren başlıyor. Çocuğun ayına göre gelişimini takip etmeye yarayacak bilgileri ve gelişimini destekleyecek aktiviteleri içeren kutular her ay eve gönderiliyor. Bu ay hangi oyuncağı almalıyım sorularına da çözüm oluşturuyor. Ufak ufak materyaller var o ayki aktiviteleri desteklemek için. Ayrıca oyun ve eğitim önerilerini içeren bir de kitap gönderiliyor her ay.

Dora zaten kitaplara meraklı bir bebek olduğu için ilgisini çekti ilk ay. Yalnız aktiviteler ona biraz basit geldi. Dokuzuncu ay için öğretilmek istenen birçok şeyi zaten uzun zamandır yapabildiğinden kitabı çabucak bitirdi. Yine de tüm bebekler gibi tekrarlamaktan hoşlandığı için kitap ay boyunca elimizden düşmedi. Annem için de çok yardımcı oldu. Zaten en önemli amacı çocuklarla kaliteli vakit geçirmeyi desteklemek. Çünkü ailelerin en önemli sorunu çocukla birlikteyken ne yapacağını bilememek...
İnternet sitesinde verilen bilgiler çok etkileyici, şu anda dördüncü aydayız, bakalım devamında Dora'nın ilgisi nasıl olacak. Eğitim setleri dört yaşa kadar devam ediyor. Dora'nın tepkilerine göre yenileyip yenilememeye kara vereceğiz...

1 Ocak 2014 Çarşamba

Oto koltuğu seçerken...

Oto koltuğunu değiştirmek için geç bile kaldığımız söylenebilir. Henüz maksimum tartıya ulaşmadı ama uzun boylu bir bebek olduğu için ana kucağı biraz zorluyor kızımı. Olabilecek en uzun süre arkaya dönük ana kucağında kalmasını istediğim için biraz geciktirdim aslında oto koltuğuna geçiş sürecini.

Bir süredir araştırıyorum. Markalar ve modellerle ilgili okudum, forumları gezdim, arkadaşlarıma sordum. Bir çok marka ve model olmasına rağmen öne çıkan bir kaç oto koltuğu vardı aslında. Öncelikli seçimimiz hangi boy almamız gerektiğiydi.
 
 
Tartıya göre gruplanabiliyor oto koltukları: Gr0+ (doğumdan itibaren 12 aya kadar 0-12 kg), Gr1(9ay-4 yaş, 9-18 kg), Gr2-3 (4-12 yaş, 15-36 kg) ve Gr1-2-3 (9 ay-12 yaş, 9-36 kg) en yaygın bulunan gruplardı. Dora iri bir bebek olduğu için Gr 1-2-3 almak önce mantıklı geldi ancak biraz okuyunca aynı oto koltuğunun 6 yıldan fazla kullanılmasının uygun olmayacağını öğrendim. Gr 1-2-3 oto koltukları uzun süre kullanılabilir, hatta 9 aydan 12 yaşa kadar çok uzun süre, ama 6 yıldan sonra güvenlik risklerinin oluşacağını 10 yıldan sonra kesinlikle kullanılmaması gerektiğini öğrenince önce Gr 1, dört yaş civarında da Gr 2-3 almanın daha uygun olacağına karar verdim.

Marka için çok düşünmedim açıkçası, her okuduğum yerde Britax Römer açık ara öne çıktı. Sadece araba markamızın bizim model için ürettiği oto koltuğunu araştırdım. Arabamızın güvenliği konusunda şüphem olmadığı için oto koltuğu için de güvenebileceğimi düşündüm, ayrıca görünümü çok daha şıktı ama sadece 15-36 kg arasına uygun olduğu için onu ertelemek zorunda kaldım.

Britax Römer Almanya kaynaklı bir marka. Güvenlik testleri açısından çok başarılı. Gr 1 için bir çok modeli var, biz en yeni ve en gelişmiş modeli olan Trifix'e karar verdik. İsofixli ve gayet güven verici bir model. İsofix arabanın metal aksamına sabitlediği için kemerle bağlanmaya göre çok daha güvenli oluyor. Konu Dora olunca ödün vermek gibi bir durum söz konusu olamıyor tabi ki. Güzel renkleri vardı, arabayla uyumlu olması açısından yeni rengi "stone grey" bize çok çekici geldi. Umarım güvenliğini hiç test etmek zorunda kalmayız ama en kötü ihtimali düşünerek hareket etmek gerekiyor.

Bir çok arkadaşım bebekleri arabada ana kucağında huzursuz olduğundan erken dönemde oto koltuğuna geçmek zorunda kaldı. Öne bakar şekilde gitmek çoğunu rahatlattı. Bir yaşından önce omurga gelişimi, öne bakar şekilde oturmak için yeterli düzeyde olamayacağından ben ertelemeyi tercih ettim. Zaten Dora'da huysuz bir bebek olmadığından, arabaya bindiğinde kısa sürede uyuduğundan çok zorluk da çekmedim. Şimdi öne bakar şekilde oturmak onu şaşırttı ama aynı zamanda çok da hoşuna gitti. Sürekli babasına sesleniyor. Artık araba yolculuklarımız daha keyifli olacak gibi...
 

Oto koltuğu seçerken
Bir oto koltuğu almak, bebeğin güvenliği konusunda yapabilecek sadece ilk adımdır, ama önemli olan bir diğer konu da oto koltuğunu arabaya doğru bir şekilde yerleştirilmesi olacaktır. Yapılan araştırmalara göre; oto koltuklarının %85’i doğru yerleştirilmemektedir. Bu yüzden kullanım talimatının iyi okunması gerekir. Oto koltuğu aracın koltuğuna mümkün olduğunca sıkı bir şekilde yerleştirilmelidir. Bir kez yerleştirildikten sonra, koltuğu mümkün olduğunca yerinden oynatmamak gerekir.

Koltuğa bebeği oturttuktan sonra oto koltuğunun emniyet kemerleri omuzlarından ve omuzlarının altından bebeği kavramalıdır. Emniyet kemerleri rahat ve düzgün bir şekilde durmalıdır.

Oto koltuğuyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalar
Yolculuk çok kısa bile olsa her zaman oto koltuğunuzu kullanılmalı.
Oto koltuğunu arabaya doğru biçimde yerleştirmek için kullanım kılavuzundaki talimatları iyi bir şekilde okunmalı.
Alınacak oto koltuğunun araba koltuğuyla uyumlu olup olmadığını kontrol edilmeli.
Oto koltuğunun test edilmiş ve standartlara uygun olmasına dikkat edilmeli.
Her araba yolculuğundan önce oto koltuğunun iyi bir şekilde yerleşip yerleşmediğinden emin olunmalı.
6 yıldan daha eski oto koltuğu değiştirilmeli. 10 yıl ve daha fazla eski olanlar kesinlikle kullanılmamalı.
Araba hareket halindeyken bebek koltuktan çıkartılmamalı.
En az 1 yaşına kadar ve 9 kg'a ulaşıncaya kadar bebeğin yüzü arkaya dönük biçimde 45°lik açıyla oturtulmalı. Bebek 1 yaşın altındayken; kemikleri, yüzü öne dönük pozisyonda omuriliği korumak için yeterince güçlü değildir. Ama bebek 1 yaş civarındayken, kemikler güçlenmeye başlar ve bebek daha az incinir.
5 nokta kemer sistemi en iyi korumayı sağlar, çünkü kemerler bebeğin hem omuzlarından hem de kalçasından tutacak şekilde kavrar. Kemer en iyi korumayı sağlamak için rahat biçimde durmalıdır, bebeği çok sıkmamalıdır.

 
Oto koltuğu alırken nelere dikkat edilmelidir?
Bebek mağazalarında çok çeşitli oto koltukları olduğundan dolayı, anne babalar hangisini alacaklarına karar verirken büyük bir sıkıntı çekiyorlar. Çünkü, doğal olarak bebeklerine maksimum korumayı verecek olan ürünü almak istiyorlar.

Bebeğin yaşına ve ağırlığına göre çeşitli oto koltukları vardır.

1) 0-9 kilo arasındaki bebekler için:
Sadece yüzü arka koltuğa dönük şekilde kullanılır.
Bebeklerin kemiklerinin gelişimi henüz tamamlanmadığı için yatar pozisyonda kullanılmalıdır.
Yüzü arkaya dönük biçimdeyken omuzlarından ve omuzlarının altından geçen emniyet kemerleri vardır.
Taşınabilir parçaları ve elde taşımak için bir sapı olan modelleri de mevcuttur. (Arabayı kullanırken taşıma sapının aşağıda ve kilitli pozisyonda tutulması gerekir.)

2) 9-18 kilo arasındaki küçük çocuklar için:
Yaş olarak yaklaşık 9 aylıktan 4 yaşına kadar küçük çocuklar için kullanılabilir. Bu yaşlardaki çocuklar oturabilir, ama güvenli oturma yüzeyine ihtiyaç duyar, bu nedenle bu koltuklara çocuk güvenlik koltuğu denir.
Yüzü öne dönük olarak kullanılmaya başlandığında, kemerleri yukarı hareket ettiren kuvvetlendirilmiş delikleri vardır.
Çocuğu 18 kg ye ve 90cm oluncaya kadar yüzü öne dönük kullanımda korur.

3) 15-22 kilo arasındaki çocuklar için:
Yaklaşık 3-7 yaş arası çocuklar için kullanılabilir.
Bu yaşlardaki çocuk serbestçe oturtulabilir, ancak yetişkinler için düşünülmüş emniyet kemeri, tek başına çocuk için gerekli, güvenceli yolculuğu sağlamaz. Bu nedenle çocuk güvenlik koltuğuna ihtiyacı vardır.

4) 22-36 kilo arasındaki çocuklar için:
Yaklaşık 6-12 yaş arası çocuklar için kullanılabilir.
Yetişkinler için tasarlanan emniyet kemeri yalnız başına gerekli güvenli yolculuğu sağlamaz. Bu nedenle çocuk güvenlik koltuğuna ihtiyacı vardır.

5) 15-36 kilo arasındaki çocuklar için:
Yaklaşık 3-12 yaş arası çocuklar için kullanılabilir.
Çeşitli aparatlarla yaşına uygun hale getirilebilir.

6) 9-36 kilo arasındaki çocuklar için:
Yaklaşık 9 ay-12 yaş arası çocuklar için kullanılabilir.
Çok uzun süreli kullanım olanağı sağlayan bu modeller çocuğun yaşına göre değiştirilebilir. Kullanım süresini uzun olması güvenlik sorunlarına neden olabilir.

7) Booster koltukları:
Sadece yetişkin kucağındayken ve omuz kemeri ile kullanılır.
Çocuk 18 kg civarındayken ve 36 kg ye gelene kadar kullanılır.
 

İlk biten yıl...

Güzel kızım yaşını tamamlamasına 7 gün kala ilk yılbaşını da yaşadı. Ağaç süslendi, hindi yendi, noel anne kostümü giyildi, hediye paketleri açıldı… Hepsi bir yana çocukların mutlu olması her şeye değer. Annemlerde girdik yeni yıla, Arda ve Dora çok keyif aldı, biz mutlu olduk…

2013 bize güzellikler getirdi ama birçok değeri, sevdiklerimizi götürdü. Kızımın doğduğu yıl bitti, benim için özeldi. Birlikte sağlıkla, mutlulukla günler geçirmeyi dileyerek girdik yeni yıla, umarım iyilik ve güzelliklerle dolu bir yıl olur…

13 Aralık 2013 Cuma

İlk enfeksiyon

Dora'nın rutin tetkiklerini yaparken idrar kontrolünü de atlamak istemedim. Herhangi bir sıkıntı olmamasına rağmen tahlilde idrar yolu enfeksiyonun bulguları çıkınca idrar kültürü de verdim. Şüpheli bir üreme oldu, risk almamak için antibiyotik başladım. Kontrol için aldığım ikinci kültürde üreme olmadı ama başladığım tedaviyi tamamladım. Bu arada ultrason kontrolünü de yaptırdım, bir sorun saptanmadı.

Tedavi sonrası yapılan tetkiklerinde enfeksiyon bulgusuna rastlanmadı. Açıkçası emin olamadım, çünkü hiç bir klinik belirtisi yoktu. Ne ateş, ne de kusma, iştahsızlık... Altı bağlanan kız bebek olduğu ve küvette yıkandığı için tedavi verdim sadece. Şimdi aylık kontroller yapacağım, umarım tekrarlamaz, sadece bir laboratuvar hatasıdır.
 
 
Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu
İdrar yolu enfeksiyonları, çocuklarda oldukça sık görülür. 5 yaşına gelene dek kız çocukların % 8’i, erkeklerinse yaklaşık % 1-2 ‘si en az bir idrar yolu enfeksiyonu geçirmiş olurlar. İdrar yolu enfeksiyonu mesanede ise sistit, böbrekte ise piyelonefrit adını alır. Bu enfeksiyonların en sık nedeni, dışkıda bulunan E.coli adlı bir bakterinin idrar yollarına bulaşmasıdır. Kızlar, anatomik olarak idrar yolu enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Sünnet olmamış erkek çocuklarda da sıklık, sünnet olmuş akranlarına göre daha yüksektir.
İdrar yolu enfeksiyonlarında çeşitli belirtiler görülebilir:
•      İdrar yaparken acıma
•      İdrara çıkma sıklığında değişiklik, sık idrara çıkma
•      İdrarın görünüm ve kokusunda değişiklik
•      Ateş, titreme (yüksek ateş daha çok piyelonefritte görülür)
•      İştahsızlık
•      Bulantı, kusma
•      Karın ağrısı
•      Sırt ağrısı
 
Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, bu belirtileri saptamak zorlaşır. Küçük bebeklerde, sadece ateş, huzursuzluk, ağlama görülebilir. Eğer bir bebekte ateş var ve nedeni açıklanamıyorsa, idrar yolu enfeksiyonu olasılığı da mutlaka düşünülmelidir. Bazen de gece yatak ıslatma nedeniyle incelenen çocuklarda tesadüfen üriner enfeksiyonlar saptanabilir. Bazı çocuklarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları gelişebilir. Bunlar uygun tedavi edilmezse, özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda böbrek hasarına, zaman içinde hipertansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilirler.
 
İdrar yolu enfeksiyonlarında altta yatan çeşitli sebepler olabilir.
 
Vezikoüreteral reflü (VUR): Bazı çocuklarda, doğuştan olan yapısal bir bozukluk nedeniyle idrar mesaneden geriye, idrar yollarına ve böbreğe doğru kaçar, buna vezikoüreteral reflü adı verilir. Eğer enfeksiyon varsa, sonuçta piyelonefrit gelişir. Zaman içinde böbrekler zarar görür.
 
Hidronefroz: Tek veya çift taraflı olarak böbreklerdeki genişlemeye hidronefroz denir. Bu durum, vezikoüreteral reflü veya idrar yollarındaki bir tıkanıklığa bağlı olabilir. Hidronefroz, daha bebek anne karnındayken yapılan ultrason incelemeleriyle anlaşılabilir. Bu bebeklerin yaklaşık yarısında, hidronefroz doğum sonrası dönemde kaybolmaktadır.
 
Disfonksiyonel işeme: Bazı çocuklar yeterli sıklıkta idrara çıkmaz veya idrar yaparken kaslarını yeterince gevşetemezler. Disfonksiyonel işeme dediğimiz bu durum da idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadır.
 
Diğer nedenler: Ayrıca kronik kabızlığı, bağırsakta kıl kurdu gibi parazitleri olan çocuklar, genital bölgede yapışıklıkları olan kız çocuklar ( labial adhezyon) veya spina bifida gibi nörolojik sorunları olan çocuklar idrar yolu enfeksiyonları için artmış risk taşırlar.
İdrar yolu enfeksiyonundan şüphelenince doktor, idrar tetkiki ve idrar kültürü testlerini isteyecektir. İdrar kültüründe üreyen mikrobun hangi antibiyotiklere hassas olduğu ise, yapılacak antibiyogramda saptanacaktır.
 
Eğer tekrarlayan enfeksiyonlar olursa, altta yatan anatomik bir bozukluğun olup olmadığına bakmak gerekecektir. Bunun için çeşitli görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Ultrason, böbrek sintigrafisi, voiding sistoüretrogram (sonda takılarak işeme sırasında çekilen ilaçlı film), IVP (damardan ilaç verilerek böbreklerin görüntülenmesi) gibi yöntemler gerekebilir. Bu tarz araştırmalar, erkek bebekte ilk enfeksiyonda, kızlarda ise, anatomik olarak dışkının ön tarafa bulaşması daha kolay olduğundan, ikinci defa enfeksiyon geçirdiklerinde istenir.
 
İdrar yolu enfeksiyonunda, idrar tetkiki ve kültürü alındıktan sonra antibiyotik tedavisine başlanır. Tedaviye başlamak için, antibiyogram sonucu beklenmez, gerekirse sonradan antibiyotik tedavisi yeniden düzenlenir. Özellikle yüksek ateş, kusma gibi belirtiler varsa, hasta küçük bir bebekse, ağızdan antibiyotik yeterli olmayabilir, bu durumda iğne gerekecektir. Eğer altta reflü gibi anomaliler saptanırsa, tedavi bitiminde de düşük doz halinde koruyucu antibiyotik verilir. İleri derece VÜR, hidronefroz gibi bazı durumlarda cerrahi tedavi gerekebilir.
 
 
İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için çeşitli tedbirler alınabilir:
•      Bezli bebeklerde, dışkının genital bölgeyle temasını önlemek için sık sık bez değişikliği yapılmalıdır.
•      Kız bebeklerde alt temizliği önden arkaya doğru yapılmalı, tuvalet eğitimi sırasında da temizliğin bu şekilde yapılması öğretilmelidir.
•      Bol sıvı alımı sağlanmalıdır.
•      Küvette yıkanmamalı, genital bölge temizliğinde tahriş edici olabilecek parfümlü sabunlar kullanılmamalıdır.
•      Çok dar olmayan, pamuklu iç çamaşırları tercih edilmelidir.
•      Çocuğun sık sık tuvalete gitmesi sağlanmalıdır. Özellikle okul çağındaki kızlar, okulda tuvalete gitmemekte, uzun süre idrarı tutarak enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadırlar.

8 Aralık 2013 Pazar

Yaşa bir kala...

Yaşımızı tamamlamamıza son bir ay kaldı. Kuzu 11 aylık oldu. Bu ay pek fazla görüşemedik. Yoğun çalışmanın zorluklarını iyice hissettim. Gün boyunca kızımı sadece bir kaç saat görebilmek çok üzücü. Çok özlüyorum, onun da beni özlediğini fark ediyorum. Sarılmayı öğrendi bu hafta, akşam sırayla bir bana bir Ayhan'a sarılıyor, minik kuş, çok tatlı oldu.

Sürekli daha aktif hale geliyor. Bu ay oyun parkı yetmez oldu. Çıkıp evin içinde dolaşmak istiyor. Gymboore'den sonra emeklemenin güzelliğini keşfetmişti ama çabuk vaz geçti, tutunarak yürüyebiliyor artık. Evde istediği yeri kafasına koyunca mutlaka ulaşıyor. Oturup kalkması da daha kontrollü, eskisi gibi kendini bırakmıyor, kontrol ederek yavaşça oturuyor. Sadece yerden bir şey alacaksa oturmadan eğilip alabiliyor.

Yemek yemekle aramız iyi bu aralar, yemek saatinde sofrada oturmasının tek yolu elinde yiyecek bir şeyler olması. Bisküvi, kek, meyve, salatalık fark etmiyor, yiyebileceği bir şey varsa bitene kadar sakince onunla uğraşıyor. Ortalığı batırıyor, yere çok düşürüyor ama kendini beslemeye çalışması çok güzel, masada olmaya da alışıyor böylelikle.
 
İşaret parmağı bu ay başrolde, sürekli bir şeyleri gösterip, istiyor. Oyuncak, yemek, gitmek istediği yer, hiç fark etmez. İşaret parmağını uzatıp sadece "ıh, ıh" diyerek komutlar veriyor. Söylenenleri eskiye göre çok daha iyi anlıyor, canı isterse yapıyor. Kendi başına daha uzun zaman geçirebiliyor, odada yalnız kalmak eskisi kadar korkutmuyor artık. Küçük ayrıntıları daha fazla fark ediyor, değişiklikler dikkatini çekiyor.

İnsanlara karşı tavrı da biraz daha netleşti bu ay. Kalabalık ortama girdiğinde önce içerdekileri ve çevreyi inceliyor. Yavaş yavaş yaklaşıyor. Temas etmezlerse insanlarla iletişim kuruyor, gülücükler, sesler olabiliyor ama güvenli alanını geçip yaklaşmaya çalışanlara hemen tepki verip huysuzlanıyor. Bence çok da kötü bir şey değil bu, sözel ve davranış olarak iletişim kurabiliyor ama temas edilmesinden hoşlanmıyor.

Uykuları genel olarak düzenli devam ediyor. Ben eve geldiğimde akşam yemeğini yemiş oluyor. Bazen meyvesini yedirip onunla oynuyorum, belki kitap bakıyoruz. Sonra sütünü içiyor, odasında sallanan koltukta kucağımda uyuyor. Sabah ben çıkarken uyanmamış oluyor. Gün boyunca onu görebildiğim sadece akşam bir kaç saat. Umarım bu durumdan olumsuz etkilenmiyordur. Annemi her zaman gördüğü için ona tepki göstermiyor ama beni yeterince göremiyor. Evde olduğumda uyuyana kadar onunla ilgilenmeye çalışıyorum. Bazen yemeğimi bile o uyuduktan sonra yiyebiliyorum.

Minik meleğim çok hızlı büyüyor, çok değişim gösteriyor. Çok değil bir ay sonra artık bebeklikten çıkıp çocuk kabul edilecek. Çok değerli, çok güzel günler bunlar, kıymetini bilmek gerek...

11. ay bebek gelişimi
Bu ayda bebek artık rahatlıkla ayakta durabilir ve bunu yaparken her türlü yardımı reddeder. Ayrıca, ayakta iken yavaş yavaş eğilip, düşmeden oturma pozisyonuna geçebilir. Bunu yaparken arada durur ve eğilip iki bacağının arasından bakar. Etrafını farklı açılardan görmek onu heyecanlandırır. Bebekler ortalama olarak 11 aylıkken, sehpa kenarına tutunarak yürüyebilirler. Ancak bu her bebekte değişen bir durumdur ve bazen de bunu daha erken ya da daha geç becerebilir. Sehpa kenarında çok rahat yürümeye başladıktan sonra yavaş yavaş ellerini bırakacaktır veya tutunmayı aniden unutacaktır. Tek ayağının üzerinde ve parmak ucunda yürümeyi deneyecektir. Tüm desteğini tek eline vererek eğilip yerden bir oyuncak almaya çalışabilir.

Bebekler ayağa kalkıp, tutunarak da olsa yürümeye başladığında ayakkabı giymeye hazır demektir. Ancak ayak kaslarının güçlenmesi için ev içinde mümkün olduğunca çorapla yürümelidir. Bebek çok iyi yürümeye başlayana dek ayakkabılar yumuşak ve elastik olmalıdır. Birçok anne, bebeğinin kalın ve sert tabanlı ayakkabı giymesi gerektiğini düşünür, ancak bu yanlış bir kanıdır. Sert ayakkabılar ayağının burkulmasına neden olabilir.

Merdivenler hemen hemen tüm çocukların ilgisini çeker. Çoğu bebek yukarı çok rahat çıkar ve merdiven başına vardığında nasıl ineceğini bilemediğinden korkarak ağlamaya başlar. En az bir sonraki aya kadar merdiven inmeyi beceremeyecektir. Bebekler merdiven çıkmayı öğrendiğinde sürekli olarak gözetim altında olmalıdır. Tüm bunları denerken birçok kez düşecektir. Eğer bu düşmelere çok büyük tepkiler gösterilmezse, bebek de, çok canı acımadığı sürece, tepki vermez. Eğer bir düşme sonrasında, ağlayacak gibiyse ona sarılmak ve sanki çok komik bir hareket yapmış gibi gülmek, onu da güldürmeye çalışmak yerinde olacaktır.

Bebeğin uyku düzeni de bu ay değişebilir. Uykuları gün içinde kısalıp, geceleri uzayabilir. Ya da gün içinde iki uykuyu birleştirip bir kez, ancak uzun süreli uykuya yatabilir. Bu gibi durumlarda bebek tüm öğleden sonra uykusuz kalacağından akşam yemeğine doğru huysuzlaşabilir. Bu yüzden belki de en iyi yol, öğle yemeğini erken verip, hemen yemek sonrasında uyumasını sağlamak, yani tek uykuyu mümkün olduğunca geçe almaktır. Bebek geceleri uykuya dalmakta zorlanıyorsa, banyosunu gece yaptırmak denenebilir. Ilık bir banyo, onun tüm gece boyunca uyumasına yardımcı olacaktır.

On birinci ayda bebek fiziksel gelişiminin yanı sıra diğer birçok alanda da gelişim gösterir. Örneğin, mutfaktan gelen ses ve kokulardan, akşam yemeğinin hazırlanmakta olduğunu anlar. Bunu önceden anlayarak, fazla "sabır" gösteremese de, herhangi bir şey için bekleyebilmeyi öğrenir. Bazı zamanlarda yaptığı işle o kadar meşgul olur ki söyleneni duymaz, cevap vermek istemez.

Birinci senesinde çok az bebek kelime söyleyebilir ve bilinenin aksine konuşma bir zeka belirtisi değildir. Birçok bebek pasif kelime hazinesine sahiptir, yani söyleyemese bile yaklaşık on nesnenin anlamını bilir ve istediğinde basit talimatlara uyabilir. Talimatlara "lütfen" ve "teşekkür ederim"i eklemek için en uygun zamandır. Bebek konuşmaya başladığında, bu kelimeler doğrudan konuşmasına yansıyacaktır.
Bebek artık çok düzgün olarak nesneleri kavrar ve parmaklarını daha iyi kullanabilir. Başparmak ve işaret parmağı ile nesneleri daha kolay tutar; örneğin bir muz parçasını ustalıkla tabaktan alabilir. Keşfetmeye yönelik davranışları onu oyuncak ve diğer nesneleri sınıflandırmaya yönlendirir. Bebek sürekli olarak şekil ve ebatları inceler; örneğin plastik bir kap ile cam bardağın arasındaki farkı anlamaya çalışır. Küçük bir kabın büyüğün içine gireceğini, ama tam tersinin olamayacağını bilir.

Bebeğe kitap okumak ve resimler göstermek bebeğin etrafındaki nesneleri daha iyi tanımasını sağlar. Ancak ona bu dönemde harf veya kelime öğretmeye çalışmak yerine kitaba bakmayı sevimli bir oyun haline dönüştürmek daha önemlidir. Bu dönemde bebek "oyuncak nerede?" oyununu oynamaya bayılır. Saklanan oyuncağı daha ustalıkla arayabilir. Eğer oyuncak daha önce saklanan yerde değilse bile mutlaka başka bir yerde gizlenmiş olduğunu bilir ve aramaya devam eder.

Anne ve babanın bebekle ilişkileri farklıdır, ancak her ikisi de çok değerlidir. Farklı görünüşler, farklı fikirler ve farklı iletişim bebeğin insanları ve çevresini daha rahat anlamasını sağlar. Anne bebeğini tek başına büyütüyorsa, karşı cinsten insanlarla iletişim kurmasına olanak tanımalıdır. Bebeğiniz hala daha annenin desteğinize ihtiyaç duyar. Ona her sarıldığında veya ilgi beklediğinde karşılık göreceğinden emin olmalıdır.

5 Aralık 2013 Perşembe

Hastalık mevsimi

Havaların soğumasıyla çocukların hasta olma durumlarında artış başladı. Arda kreşe gittiği için sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor. Okula başlayan çocuklarda ilk yıl genelde böyle olur zaten. Dora'yı korumak için kalabalık ve klimalı yerlerden uzak tutmaya çalışıyoruz Arda'da zaten hastayken yaklaşmıyor. Grip aşısı 6. aydan itibaren yapılabiliyor ama bu ara çok aşısı olduğu için Dora'ya yapmadım, onun dışında tüm aile aşılandık.
Grip aşısı tüm soğuk algınlıklarından korumasa da ciddi enfeksiyon geçirilmesini önlüyor. Bu nedenle Eylül-Ekim aylarında bu aşıyı yaptırmak önemli. Seneye de Doracık da payına düşeni alacak...
 
 
Çocuklarda kış hastalıkları
Çocuklarda mevsimler hastalıklar açısından önem taşır. Havaların serinlemesiyle kalabalık ve kapalı alanlarda daha uzun zaman geçirilmeye başlanması kış hastalıklarının daha kolay yayılmasına neden olur. Bu hastalıkları tanımak, birbirinden ayırmak ve uygun tedaviyi yapmak önemlidir. En sık rastlanan hastalıklar soğuk algınlığı, grip, farenjit, tonsillit, krup ve bronşit gibi genelde solunum sistemini ilgilendiren hastalıklardır.

Soğuk algınlığı:
Tüm yaş gruplarında en sık görülen virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En sık etkenler rhinoviruslar ve adenoviruslardır. İnsanlardan bulaşması kolay olduğundan kreş ve okul çocuklarında yaygın olarak görülür. Halsizlik, burun akıntısı, hapşırık ve öksürük ile başlar. Ateş genellikle çok yükselmez. Astım, sinüzit gibi kronik hastalığı olan çocuklarda bu hastalıkların aktifleşmesine neden olabilir. Tedavi semptomatik olmalıdır, istirahat önemlidir. Ateş düşürücüler ve burun tıkanıklığı için serum fizyolojikli damlalar yeterlidir. Eklenen bakteriyel hastalık yoksa ve doktoru önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamalıdır.

Grip:
İnfluenza virüsun neden olduğu, küçük çocuklarda ve yaşlılarda ağır seyreden, sistemik semptomlar yapan bir hastalıktır. Toplu alanlarda kolayca yayılır. Eylül-ekim aylarında yapılan aşıyla korunma sağlanabilir. Halsizlik, iştahsızlık, ateş, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı gibi belirtilerle başlar. Boğaz ağrısı, burun akıntısı, gözlerde yanma ve öksürük ilerleyen günlerde eklenir. Özellikle çocuklarda karın ağrısı ve ishal ile birlikte olabilir. Tedavisi soğuk algınlığı gibi semptomatiktir, antibiyotik kullanılmaz, dinlenmek esastır, bulaştırıcılığı da azaltacağından salgınlar açısından da önleyicidir. Virüs eşyaların yüzeylerinde de uzun süre canlı kalabildiğinden temizlik ve hijyen korunma da önemlidir.

Farenjit:
Farinks denilen ağız ile soluk borusu arasındaki bölgenin iltihabıdır, genellikle virüsler etkendir. Boğazda  ağrı-yanma, yutma güçlüğü, öksürük ve ateş gibi belirtiler ile başlar, boyundaki lenf bezlerinde şişme olabilir. Genellikle virüsler nedeniyle oluştuğu için semptomatik tedavi yeterli olur, aşırı sıcak ya da soğuk yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Doktor tarafından bakteriyel etken düşünülüyorsa antibiyotik başlanabilir.

Tonsillit:
Bademcik diye bilinen, boğazdaki tonsil denilen lenf bezlerinin iltihabıdır. Viral ya da bakteriyel kaynaklı olabilir. Boğazda şişlik-ağrı ve yutma zorluğu şiddetlidir. Bakteriyel kaynaklı olma ihtimali nedeniyle doktor kontrolü gereklidir. Halka arasında “beta mikrobu” diye bilinen A grubu beta hemolitik streptokok bakterisi nedeniyle oluşan tonsillit sonrasında ortaya çıkabilen Akur romatizmal ateş tablosu kalp ve eklemleri tutan ciddi bir hastalıktır ve antibiyotik tedavisi ile engellenebilir.

Krup:
6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda bahar ve kış aylarında sık görülen, salgınlar oluşturabilen ve gürültülü bir tablo ile seyrettiğinden korkutucu olabilen bir hastalıktır. Etkeni parainfluenza virüstür. Üst solunum yollarında iltihabi reaksiyon ve ses tellerinde ödem nedeniyle solunum sıkıntısı ve “havlar tarzda” öksürük kliniği ile ortaya çıkar. Öksürük özellikle geceleri şiddetlenir. Ailenin ve çocuğun sakin olması önemlidir, temiz hava ve soğuk buhar rahatlama sağlayabilir.

Otit:
Orta kulağın iltihabi hastalığıdır. Üst solunum yolu hastalıkları ve alerjik hastalıklarla birlikteliği sık görülür. Kulak ağrısı ateş ve akıntı şikayetleriyle ortaya çıkar. Yakın takiple antibiyotik kullanmadan geçirilebilir ancak genellikle antibiyotik tedavisi gerekir. Biriken iltihabı boşaltmak gerekebilir.

Sinüzit:
Yüz kemikleri arasındaki sinüs denilen boşlukların iltihaplanmasıdır. Genellikle solunum yolu enfeksiyonlarına eşlik eder. Baş ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ile kendini gösterir, solunum yolu enfeksiyonu 10 günden sonra devam ediyorsa düşünülmelidir. Yeterli tedavi edilmediğinde ya da yapısal anomali varlığında kronikleşebilir, görüntüleme yöntemleri ile tanı konulabilir. Anfeksiyonun tam olarak tedavi edilmesi önemlidir, gerekirse cerrahi yöntemlere başvurulabilir.

Pnömoni:
Zatürre olarak bilinen akciğerlerdeki hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Hayatı tehdit edici bir enfeksiyondur. Çeşitli etkenlerle oluşabilir. Solunum sıkıntısına sebep olur. Halsizlik, ateş , şiddetli öksürük, bulantı-kusma, karın ağrısı belirtileri ile başlar, ilerledikçe çocuk hızlı soluk alıp vermeye çalışır. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Etkene göre uygun tedavi ve destek tedavisi uygulanır.

Bronşit:
Bronş adı verilen hava yollarının iltihaplanmasıdır., tedavi edilmezse pnömoni gelişebilir. Genelde viral etkenlerle oluşur. Üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ortaya çıkması sıktır. Burun akıntısı, öksürük, hafif ateş ile seyreder. Doktor tarafından tanı konulup tedavi edilmesi gereklidir. Sigara dumanı şikayetleri ve tekrarlama riskini arttırır.
Çocuklardaki solunum yolu enfeksiyonlarının birbirinden farklı olduğu göz önünde bulundurulmalı, doktor kontrolü olmadan gereksiz antibiyotik kullanılmasının faydadan çok zarar getireceği unutulmamalıdır.