8 Ekim 2014 Çarşamba

Birlikte büyüyoruz

Çok sık tatil yapamadığımız için bayramları tatil için kullanıyoruz. Aslında bu onayladığımız bir durum değil tabi ama zaten çok kalabalık bir aile olmadığımızdan ve sık görüştüğümüzden tatil yapmak cazip geliyor. Bu defa yakın bir yer seçip Ayhan’ın uzun zamandır görmek istediği İğneada’ya gittik. Doğası muhteşem bir yer, deniz, orman, göletler... Üçümüz bir güzel gezdik.


Bu bayram tatili bize bir çok şey öğretti. Üçümüz tatil yapmayı daha önce deneyimlemiştik ama bu kez ilk defa Dora için besin hazırlığı yapmadan çıktık. Henüz günlük yemeklere alışmadığından, evde onun için özel yemek piştiğinden başlangıçta çekinmiştim. Aslında bu doğru değil, bir yaşından sonra evde pişen her yemeği yemeli çocuk, hastalarıma da bunu öneriyorum. Ama ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bu defa oldu, sadece suyunu ve sütünü evden götürdük ve üç gün otel yemeğiyle besleyebildik. Tabi seçme şansımızın olması avantaj ama bu kadarı bile beni çok mutlu etti.

Sosyalliği açısından da güzel adımlar attığımız bir dönemeç oldu. Şimdiye kadar sadece benimle beraber sosyal ortamlara girebilen kızım, benim minik bebeğim, Mini Club’da tam 30 dakika yanlız kaldı. Benim için çok önemli tabi ki, her anne gibi. Evet bu kadar küçük yaşta kreşe giden çocuklar olduğu doğru, belki bebekken bu duruma alışmaları daha kolay olabilir ama bana en düşkün olduğu bu dönemde sorunsuz geçiş yapmak beni çok mutlu etti. Animasyon ekibinin ısrarları souncunda “bir bakmak” için gittik Mini Club’a... Önce bir durdu, ablaları, arkadaşları ve özellikle boya kalemlerini görünce isteyerek gitti. En küçük o olmasına rağmen biz 10 dakika izledikten sonra telefonumuzu bırakıp ayrıldık. 20 dakika sonra döndüğümüzde boya yapmaya devam ediyordu, beni görünce eliyle çağırıp “anne, gel gel” dedi sadece ve devam etti. O halini görünce hem mutlu oldum hem de bu kadar hızlı büyüdüğü için endişelendim.
 

O kadar hızlı değişen bir dönem ki çocuğun büyüme süreci, ayak uydurmakta zorlanıyoruz. Bizim için bazen aylar,  yıllar bile aynıyken onların günden güne gelişim göstermesi şaşırtıcı olduğu kadar da ürkütücü aslında... Bir “yetişememe” hali oluyor çoğu zaman. Son zamanlar ben biraz daha “durdum”. Yeni bir şeyler öğrenmesinden çok mutlu olmasını ve eğlenmesini istiyorum son zamanlarda. Bu yüzden kurslara, derslere bir süre ara verdik. Beraber parklara, kırlara, deniz kenarına gidiyoruz. Gülüyoruz, eğleniyoruz, sarılıyoruz ve birbirimizi öpüyoruz. Dora öpmeyi öğrendikten sonra bizi bol bol mutlu ediyor, günler güzel gidiyor...

29 Ağustos 2014 Cuma

Tatil bitti...

Bir yaz daha bitiyor. Artık her günümüz diğerinden farklı ama bu yaz gerçekten değişikti. Aslında bir kaç aydır planlıyorduk, Dora’nın annemlerle yazlığa gitmesini. Zaten gündüzleri birlikte oldukları için sorun çıkmaz diye düşünmüştüm. Hem annemlerin tatile ihtiyacı vardı, hem de oradaki doğal yaşam Dora’ya iyi gelecekti. Birçok konuda haklı çıktım ama planlayamadığım şeyler de gelişti. Annem Dora’nın çok sıkıntı yaşamadığını söylemişti. Döndüğünde bunun bir kısmının bizi üzmemek için böyle olduğunu anladım. Bizim kaldığımız evin önüne gidip “anne, baba” diye seslendiğini, cevap alamayınca “mama, gel” dediğini, onu “anneyle baba mama almaya gitti, gelecekler” diye oyaladıklarını önceden öğrensem daha fazla üzüleceğim kesin tabi.


Güzel zaman geçirdi Dora, daha iyi uyudu, daha güzel beslendi, Arda ile oyun oynadı, paylaşmayı az da olsa öğrendi. Bunlar da iyi yönleri oldu. Döndüğünde değişen düzeninin nasıl devam edeceğinden endişeleniyordum. İlk günler endişelerini haklı çıkardı, yemek yemedi, yatağında uyumak istemedi, geceleri ağladı. Bir süre geçen yaz verdiğimiz uyku eğitimine geri mi döneceğiz diye düşündüm ama artık çok büyüdü, aynı şekilde olamazdı. Neyse ki kısa sürdü, 3-4 gün sonra eski rutinine geri döndü. Yemek yerken hala zorluyor, onu ancak annem yapıyor ama akşam yatağında uyumaya başladı yeniden. Ayhan masal okuyor, sütünü içiyor, yatağına yatırıp “iyi geceler” diliyorum, oyuncaklarına sarılıp uyuyor, eskisi gibi...
Bu yıl önce beraber tatile çıktık, sonra hemen ardından annemler Dora’yı alıp yazlığa gittiğinden bavullar hiç boşalmadan götürüldü. Bebekler büyüdükçe eşya açısından ihtiyaçları azalıyor. Geçen yıla göre daha az çantayla çıktık bu yaz, hem de çok daha uzun sürmesine rağmen. Ben yine bir kaç hafta önceden Dora’nın eşya listesini yapmaya başladım, bunun çok faydasını görüyorum.

Park yatak: Tatillerimizin demirbaşı. Otele gittiğimizde oradaki yatakları kullansak da, yolculuk yazlık, ev gibi bir yereyse mutlaka yanımıza alıyoruz.
Sterilizatör: Aslında bir yaşından sonra kullanmak gerekmiyor ama çeşme suyuna güvenmediğim zaman ve Dora hala sütü biberonla içtiği için yanımıza alıyoruz.
Beslenme gereçleri: Biberon, suluk, tabak, çatal, kaşık, yemek kapları... Henüz taşımaktan vazgeçemedim.
Giysiler: Bol miktarda body, şort, t-shirt, mayo, terlik, şapka, bez, mendil... Terlik ve ayakkabılar yürümeye başladıktan sonra daha bir önem kazandı. Hem rahat olmalı, hem yürüyüşünü etkilememeli ve şık görünmeli... Evde ve bahçede Crocs’lar oldukça kullanışlıydı. Plaj için yüzme derslerine giderken giydiği, o çok bilinen Nike sandaletlerini kullandık. Hakkında şikayete neden olan tek durum, tombik ayakları içine sığdıramamak bizim de başımıza geldi. Elbiselerinin altına giydiği şık ayakkabılar için Zara ve Gap baby genelde tercihim ama deneyip almak gerekiyor, tombik ayaklar her model ayakkabı da rahat edemiyor.
Kozmetik: Güneş kremi için yine Mustela ve Bella B ürünlerini kullandım, Buzzy Bee sinek ve böcek kovucu sprey oldukça iş görüyor. Şampuan ve diğer bakımlar için kullandığım Mustela ürünlerine devam ettim.

Geçen yıla göre daha az ve daha farklı bir ihtiyaç listesiyle bu yazı da bitirdik. Dora büyüdükçe ve ben tecrübe kazandıkça alıp da kullanmadığım eşyalar gittikçe azalıyor. Her zaman planlı biri olarak bu konuda da planlı davrandığım için rahat ve mutluyum. Havalar serinliyor, bu kış bizi farklı tecrübeler bekliyor olacak, bakalım...

 


Yepyeni bir hastane...

Tıp fakültesini tercih ederken, hep bilinen iş görüşmesi sıkıntılarını çekmemek de önemli bir faktördü benim için. Bu durumdan çekiniyordum. O dönemde doktor olursam çok fazla iş görüşmesi yapmayacağımı düşünüyordum. Tabi ki beklediğim gibi olmadı. Son bir yılda o kadar çok iş görüşmesi yaptım ki, bu korkum ne zaman ortadan kalktı emin olamıyorum. Yaptığım her görüşmenin sonunda “Ne zaman başlayabilirsiniz?” diye sormalarının bunda payı büyük elbette. Belki şanslıyım, belki başka nedenlerden, özel sektörde çalışacağım hastaneyi her defasında kendim seçme lüksüm oldu. Her zaman da birden fazla seçeneğim...
Evime yakın olduğu için çok mutlu olarak başladığım hastanede, çalışma saatlerinin uzunluğu ve yoğunluk nedeniyle daha fazla devam edemeyeceğime karar verince yeniden kamuya dönmek için başvurdum. Atandığım Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başlamak için istifa verdim. Hazırlıkları yaparken karşı konulamaz bir fırsat çıktı. Çok önceleri bana, “doğum için hangi hastaneyi önerirsin?” diye soran yakınlarıma verdiğim cevap “sağlık sigortası ve Amerikan Hastanesi” olmasından ve İstanbul’daki en iyi hastaneler sıralamasında çok yukarılarda bulunduğunu bildiğimden, “bir gün belki çalışırım” dediğim hastanede, bir de üzerine ortak çalışılacak Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev alma şansıyla birlikte çıkan bu fırsatı reddetmem mümkün olamazdı.

Sonuçta, Amerikan Hastanesi’nde çalışmaya başladım, Eylül ayında üniversite açıldığında oraya geçeceğim. Umarım bu defa emekli olacağım iş yerimi bulmuşumdur. Ne kadar sıkılgan olduğum açık olsa da çok önemli bir sebep çıkmadıkça başka bir hastanede çocuk uzmanı olarak çalışmak için ayrılacağımı düşünmüyorum. Bakalım zaman neler gösterecek.

10 Temmuz 2014 Perşembe

Anne derken?

Bir bebeğin büyürken geçtiği her gelişim basamağı anne için başka heyecan… İlk adımlarını attığında çok mutlu olmuştum ama 15 aylıkken “anne” dediğinde ilk defa, yaşadığım anlatılamaz. O günden sonra bol bol söyledi zaten. Hatta günde yüzlerce defa… Her seferinde ayrı bir mutluluk tabi ki…


Son dönemde fena halde “anneci”… Tatile annemlerle birlikte kalabalık olarak çıktığımızda bu durum zirve yaptı. Her gün, her şeyiyle birebir ilgilenen annemi bile yanına yaklaştırmaz oldu. Oynarken dede, baba iyi ama yemek yemek, bez değiştirmek, giyinmek, uyumak gerektiğinde hep aynı şey, “ı-ıh, anne”… Benim için çok zor olmadı, eğlenceli bile denebilir, zaten kısa süre, bir de annem ona fark ettirmeden yapmaya devam etti.

Tatilden dönünce hayat değişti. Bir gün sonra annemlerle yazlığa gitti. Dora etkilenir mi bilmiyorum ama bizim için zor bir dönem başladı. Sürekli fotoğraflarına bakıp videolarını izliyorum. Ona, sosyalleşmek ve biraz açık havada, doğal ortamda zaman geçirmek açısından iyi geleceğini düşünerek kendimi avutuyorum. Çocukların ilk üç yıl anne bağımlılığı bilinen bir gerçek. Dış dünyaya bağlantılarını anneleri sayesinde kuruyorlar, güvenmeyi anneleriyle öğreniyorlar. Bu nedenle anneyle iyi bir iletişim kurmak çok önemli, düzenli olarak paylaşım da bulunmak da tabi. Bunları düşünerek bir de onu özlemek zor. Kendime zaman ayırmaya çalışıp gün sayarak sabrediyorum…

17 Haziran 2014 Salı

Vezikoüreteral reflü

Biraz benim obsesyonum, biraz havuzdan kaynaklanan endişelerim, biraz klinisyenliğimi geri plana itmem, biraz da laboratuar güvenilirliğindeki sıkıntılar yüzünden Dora’nın idrar yollarındaki enfeksiyon hep bir soru işareti olarak kaldı. Dokuz aylıkken tesadüfen fark ettiğimiz şüpheli enfeksiyon sonrasında aylık kontrollerine devam ettim. Enfeksiyon bulgusuna rastlanmadı. Geçen ay yeniden idrar tetkikinde lökosit görünce canım sıkıldı. Yine üreme olmadı kültürde… Bu defa üroloji uzmanımızdan rica ederek sonda ile örnek aldık. Benim için de, Dora için de travmatikti, benim için daha fazla sanırım... Anlamlı sonuçlar olmayınca Pınar Abla’ya danışmaya kara verdim. Pınar Turhan tanıdığım en iyi pediatrik nefrologlardan… Şüphelendiği durumlar için tetkikler planladı, benim çekindiğim vezikoüreteral reflü için yapılan, sondalı film olarak bilinen Voiding Sistoüretrogram ve DMSA sintigrafisi için acele etmememi söyledi. Tetkikleri yaptırdık, içinde arter kan gazı bile vardı ki Dora’nın canını epey yaktı. Son defa, ki bu üçüncü oluyor, tanıdığım en iyi radyologlardan biri Alev Kadıoğlu üriner ultrasonunu yaptı. Tüm tetkikler normal sonuç verince biraz durdum. Sanırım basit bir laboratuar hatası için Dora’nın üriner isitemi de ayrıntılı olarak incelenmiş oldu. Yan dal muayenelerine bir çizik daha atmış olduk…


Tetkikler içinde kan sayımı ve demir düzeyi de vardı. Normal sınırlarda geldi. Dora’ya henüz hiç demir takviyesi vermedim. Bu durum aslında rutin demir proflaksisinin doğruluğunu sorgulayıcı yaklaşımımın ne kadar uygun olduğunun da kanıtı gibi… Büyüme çağında tüm vitaminler ve elementler çok önemli yer kaplıyor, eksikliği yeri doldurulamaz sorunlara yol açıyor ama iyi beslenmek de bu eksikliklerin oluşmaması için çok önemli ve öncelikli. Hastalarıma da bunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdilik bir endişe dalgası daha sorunsuz atlatıldı, çok şükür…

Vezikoüreteral reflü
Vezikoüreteral reflü, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçması demektir. Normalde idrar tek yönlü olarak böbreklerden üreterler yolu ile mesaneye gelir ve kesinlikle mesaneden böbreklere geri kaçmaz. Reflü böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) ve sonra böbrek hasarına (renal skar) neden olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonu geçiren tüm çocuklar, özellikle bu ateşli bir enfeksiyon ise, reflü açısından incelenmelidir. İnceleme voiding sistoüretrografi (VCUG: işeme sisto-üretrografisi) ile yapılır. Bu incelemede çok ince bir sonda ile mesane yani idrar kesesi radyoopak (renkli madde) madde ile doldurulur ve skopi (röntgen) yardımı ile reflü olup olmadığı ve varsa derecesi tespit edilir. Bu konuda uzmanlaşmış pediatrik radyologlar tarafından yapıldığında son derece basit ve hastayı az rahatsız eden bir incelemedir.


Böbrek enfeksiyonlarına bağlı, böbreklerde skar (hasar) gelişip gelişmediğini anlayabilmek için en güvenilir yöntem DMSA böbrek sintigrafisi olup, nükleer tıp uzmanlarınca yapılmalıdır.

Reflü özellikle küçük yaşlarda tanı almışsa ve çok yüksek dereceli değilse kendi kendine düzelebilir. Burada önemli olan düzelme için beklenirken çocuğun böbrek enfeksiyonu geçirmesine engel olabilmektir. Reflü tanısı alan çocukların büyük kısmında koruyucu (profilaktik) antibiyotik başlanarak beklemek başlangıçta yeterlidir. Beklemek ile düzelmeyen, ya da antibiyotiğe rağmen tekrarlayan enfeksiyonları olan çocuklarda cerrahi tedavi gerekir.

Özgürlük ilanı


Zamanın hızına, Dora’nın büyümesine yetişemiyorum. O büyüdükçe ben daha düşkün hale geliyorum, o daha bireyselleşiyor. Son zamanlarda ülkede çocukların başına gelen kötü olaylar, mutsuzluk yarattı, enerjimizi düşürdü ve beni “daha da endişeli” bir anne haline getirdi. Anlatmak, yazmak gelmedi içimden…

Dora hızla büyüyor, gelişiyor, içinden afacan bir çocuk çıktı ortaya… Ben sakin, zarif bir kız çocuğu olacağını düşünürken o oldukça rahat, aktif, dişli, istediği için uğraşan bir çocuk oldu. Kendi karakteri, tercihleri oturdukça yeni sürprizler yaşatıyor bize. Algıları açık bir çocuk olmasını seviyorum, gözlem yapmasını, tepki vermesini… Özgür ve rahat yetişmesini istiyorum, bize bağımlı olmamasını… Zaten pek de niyeti yok. Bizim yoğunluğumuz yüzünden bir hafta annemlerde kaldı, daha büyümüş, daha mutlu döndü. Yaz tatilini de yine annemlerle Akçay’da geçirecek, onun için iyi olacağını düşünüyorum ama bizim için kesinlikle çok zor olacak.

Biraz geç olmakla birlikte ilk üç kişilik tatilimizi de yaptık. Şimdiye kadar hep annemler yanımızdaydı, bu kez üçümüz çıktık. Güzeldi, Dora ile olmak zorluk yaratmadı. Ortama uyum sağladı, parkta oynadı, hayvanları kovaladı, akşam yemeğindeki müzik hoşuna bile gitti. Uykuya düşkün olduğu için yatağını aradı sadece, benim yanımda uyudu, sonra yatağa koydum, bu da benim hoşuma gitti tabi… Bunu yapabilmiş olmak da rahatlattı beni. Tatil için endişem kalmadı artık.

Konuşması ilerliyor, bir süredir taleplerini daha güzel anlatıyor, çok düzgün “anne” diyor ve beni mest ediyor. Son numarası bezini kirlettiğinde yeni bez alıp, örtüsünü serip uzanması ki bu da annemi mest ediyor. Söylediğimiz çok şeyi anlıyor artık, istediklerini bazen kelimelerle, bazen işaretlerle de olsa anlatabiliyor. Kendi zevkleri, tercihleri var artık.

Açık hava, parklar tercih nedeni ama havuz her zaman favorisi, yüzmeye az kaldı gibi görünüyor. Suyu, suda bağımsız olmayı çok seviyor. Yiyeceklerini, giysilerini, oynayacağımız oyunu artık o seçiyor, bizim evde bir bebek değil, küçük bir çocuk var artık…
Az görüşmek her zaman en büyük derdim. Artık o da bunu çok açık gösteriyor. Benim yanımdayken diğer insanlara tepkileri değişiyor. Gün içinde birlikte olduğu annemden bile uzak duruyor. Her şeyi benimle yapmak istiyor ama bana da çok sinirleniyor. Sanırım onu bırakmama tepki olarak hırçınlaşıyor. Üzülüyorum ama en çok da onun etkilenmesine üzülüyorum. Yaz tatilini uzak geçirecek olması beni çok endişelendiriyor, bakalım nasıl olacak?


Babasıyla arası çok iyi, onu çok seviyor. Biraz gecikse telefon etmek istiyor. Telefonda sadece kahkaha ve “baba” diye çığlık atsa da çok mutlu oluyor babasıyla konuşurken. Dedeye de çok düşkün, bildiği “dede”, yani benim babam için o bir prenses zaten, hiç dayanamıyorlar birbirlerine, onu da çok özlüyor. Çok ilginç geliyor, geçen yılki o bebek bu yaz küçük bir insan oldu ve biz onu çok seviyoruz.



17 Nisan 2014 Perşembe

Diş perisi

Son zamanlarda bizim için en önemli konulardan biri Dora’nın dişleri… Altı buçuk aylıkken ilk dişini çıkardı, sonrası ardı ardına geldi. Genelde sıkıntısız çıktı dişleri, belki biraz iştahsızlıkla… Diş temizliğini genelde mendiller ve suyla yaptık uzun süre. Yaşına doğru artık diş fırçasını kullanmaya başlamamız gerektiğini düşündüm. İlk diş fırçasını ve macunun daha doğmadan almıştım, R.O.C.S. marka. İlk başlarken ağzını açması için bile çok uğraştım, dişlerini sıktı, fırçayı ısırdı, elimden alıp attı… Zamanla daha başarılı olmaya başladım, fırçalamaya izin veriyor artık. Sadece suyla fırçalıyoruz, gündüz kahvaltıdan sonra annem, gece yatmadan önce ben ya da Ayhan… Artık alıştı, en azından ne olacağını biliyor, yardımcı oluyor, kendi eline alırsa bir iki sürüp sonra ısırıyor… Olsun böyle öğrenek, en azından bir alışkanlık kazanması için önemli…

Bebeklerin ilk dişi çıktığında bir diş hekimi kontrolü öneriliyor. Dora 10 aylıkken alt iki dişinin ortasında bir sararma fark ettim, yıkıldım tabi. Demir damlaları boyar dişleri ama hiç demir kullanmadım Dora’ya, hiç ihtiyacı da olmadı. İdrar yolu enfeksiyonu için kullandığımız antibiyotik aklıma gelmeyince çürük olduğunu düşünerek çok değerli diş hekimim Yusuf Bey’in yanında aldı Dora soluğu. Ben gidemedim, Ayhan ve annem götürdü. Neyse ki antibiyotiğe bağlı boyama olduğunu söyleyerek içimizi rahatlattı, bir süre sonra geçti zaten.
 
 

Dişler her zaman sıkıntı olmuştur bizim için. Benim hassasiyetimin yanında 20 yaş dişlerim yönlerini şaşırıp yatay çıkmaya çalıştıkları için operasyonla alındılar, diş hekimlerinin çekindiği bir operasyon olunca tanışmıştım Dt. Yusuf Atuğ ile… Zor bir operasyondu, sonrası ataklarla benim için de ağır oldu ama sonuç başarılıydı. Daha sonra Ayhan’ın TUS’a cebinde anestezik iğnelerle girmesine neden olan diş problemini de çözünce bizim için çok önemli biri oldu. Artık Dora’nın da diş hekimi, onunla ilgili ilk verdiği haberler güzeldi, umarım hep böyle olur…

Çocuk ağız ve diş sağlığı (Pedodonti)                                                          

Çocukların dişleri niye çürüyor?

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.

Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürük oluşumu engellenebilir mi?

Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" denilen malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçük azı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı gibi maddelerin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçük azı dişlerine de uygulanabilir.

Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Süt dişlerinin önemi nedir?

Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır.
Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.

Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?

Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.

Çocuklarda diş yaralanmaları                  

Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır.  Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.

Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen diş hekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.

Bebeklerde ağız bakımı                                              

Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.

Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.

Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?

Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.

Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında) başlanması uygundur.

Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.


Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.


Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım? 

Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.

Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri:

1) Diş Gıcırdatma:

Nedenleri
Stres, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.

Belirtileri
Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.

Tedavisi
Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilen bir gece plağı yapılır.

2) Parmak Emme:

Nedenleri

Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı basınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.

Tedavisi
Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hem de daha kolay bırakılabilir.
Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır.
Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır.
Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir.
Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.

3) Emzik

Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.

4) Biberon çürüğü

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce ya da uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?
Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?

Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.

Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.

Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.

Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.

İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğü önemli midir?
Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü sebebi ne olabilir?
Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.


Çocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır?

Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu  kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır. Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.

Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürsüz diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır. 6 yaşından sonra florürlü macunlar kullanılmalıdır.

Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuk dişlerinde acil durumlar            

Diş ağrısı:
Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış  yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.

Isırılmış dil, dudak, yanak:
Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.

Diş Tümüyle Çıkmışsa:
Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.

Süt veya sürekli dişlere travma:
Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.
Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa kırık diş parçalarını saklayın.

Süt dişleri:
Süt dişleri toplam 20 tanedir.

Süt dişlerinin aralarının açık olması normaldir. Bunun nedeni yerlerine gelecek daimi dişlere yer sağlamaktır.

Süt dişlerinde de çürük oluşabilir. Bu çürüklerinde mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Süt dişleri iltihaplanmış ise önce kanal tedavisi denenmeli, mümkün olmazsa diş çekilmelidir.

Süt dişleri zamanından önce çekilirse, alttan gelen daimi dişe yer kalmaz ve yer darlığı oluşur.

Süt dişlerindeki çürükler; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir. Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.