10 Temmuz 2014 Perşembe

Anne derken?

Bir bebeğin büyürken geçtiği her gelişim basamağı anne için başka heyecan… İlk adımlarını attığında çok mutlu olmuştum ama 15 aylıkken “anne” dediğinde ilk defa, yaşadığım anlatılamaz. O günden sonra bol bol söyledi zaten. Hatta günde yüzlerce defa… Her seferinde ayrı bir mutluluk tabi ki…


Son dönemde fena halde “anneci”… Tatile annemlerle birlikte kalabalık olarak çıktığımızda bu durum zirve yaptı. Her gün, her şeyiyle birebir ilgilenen annemi bile yanına yaklaştırmaz oldu. Oynarken dede, baba iyi ama yemek yemek, bez değiştirmek, giyinmek, uyumak gerektiğinde hep aynı şey, “ı-ıh, anne”… Benim için çok zor olmadı, eğlenceli bile denebilir, zaten kısa süre, bir de annem ona fark ettirmeden yapmaya devam etti.

Tatilden dönünce hayat değişti. Bir gün sonra annemlerle yazlığa gitti. Dora etkilenir mi bilmiyorum ama bizim için zor bir dönem başladı. Sürekli fotoğraflarına bakıp videolarını izliyorum. Ona, sosyalleşmek ve biraz açık havada, doğal ortamda zaman geçirmek açısından iyi geleceğini düşünerek kendimi avutuyorum. Çocukların ilk üç yıl anne bağımlılığı bilinen bir gerçek. Dış dünyaya bağlantılarını anneleri sayesinde kuruyorlar, güvenmeyi anneleriyle öğreniyorlar. Bu nedenle anneyle iyi bir iletişim kurmak çok önemli, düzenli olarak paylaşım da bulunmak da tabi. Bunları düşünerek bir de onu özlemek zor. Kendime zaman ayırmaya çalışıp gün sayarak sabrediyorum…

17 Haziran 2014 Salı

Vezikoüreteral reflü

Biraz benim obsesyonum, biraz havuzdan kaynaklanan endişelerim, biraz klinisyenliğimi geri plana itmem, biraz da laboratuar güvenilirliğindeki sıkıntılar yüzünden Dora’nın idrar yollarındaki enfeksiyon hep bir soru işareti olarak kaldı. Dokuz aylıkken tesadüfen fark ettiğimiz şüpheli enfeksiyon sonrasında aylık kontrollerine devam ettim. Enfeksiyon bulgusuna rastlanmadı. Geçen ay yeniden idrar tetkikinde lökosit görünce canım sıkıldı. Yine üreme olmadı kültürde… Bu defa üroloji uzmanımızdan rica ederek sonda ile örnek aldık. Benim için de, Dora için de travmatikti, benim için daha fazla sanırım... Anlamlı sonuçlar olmayınca Pınar Abla’ya danışmaya kara verdim. Pınar Turhan tanıdığım en iyi pediatrik nefrologlardan… Şüphelendiği durumlar için tetkikler planladı, benim çekindiğim vezikoüreteral reflü için yapılan, sondalı film olarak bilinen Voiding Sistoüretrogram ve DMSA sintigrafisi için acele etmememi söyledi. Tetkikleri yaptırdık, içinde arter kan gazı bile vardı ki Dora’nın canını epey yaktı. Son defa, ki bu üçüncü oluyor, tanıdığım en iyi radyologlardan biri Alev Kadıoğlu üriner ultrasonunu yaptı. Tüm tetkikler normal sonuç verince biraz durdum. Sanırım basit bir laboratuar hatası için Dora’nın üriner isitemi de ayrıntılı olarak incelenmiş oldu. Yan dal muayenelerine bir çizik daha atmış olduk…


Tetkikler içinde kan sayımı ve demir düzeyi de vardı. Normal sınırlarda geldi. Dora’ya henüz hiç demir takviyesi vermedim. Bu durum aslında rutin demir proflaksisinin doğruluğunu sorgulayıcı yaklaşımımın ne kadar uygun olduğunun da kanıtı gibi… Büyüme çağında tüm vitaminler ve elementler çok önemli yer kaplıyor, eksikliği yeri doldurulamaz sorunlara yol açıyor ama iyi beslenmek de bu eksikliklerin oluşmaması için çok önemli ve öncelikli. Hastalarıma da bunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdilik bir endişe dalgası daha sorunsuz atlatıldı, çok şükür…

Vezikoüreteral reflü
Vezikoüreteral reflü, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçması demektir. Normalde idrar tek yönlü olarak böbreklerden üreterler yolu ile mesaneye gelir ve kesinlikle mesaneden böbreklere geri kaçmaz. Reflü böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) ve sonra böbrek hasarına (renal skar) neden olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonu geçiren tüm çocuklar, özellikle bu ateşli bir enfeksiyon ise, reflü açısından incelenmelidir. İnceleme voiding sistoüretrografi (VCUG: işeme sisto-üretrografisi) ile yapılır. Bu incelemede çok ince bir sonda ile mesane yani idrar kesesi radyoopak (renkli madde) madde ile doldurulur ve skopi (röntgen) yardımı ile reflü olup olmadığı ve varsa derecesi tespit edilir. Bu konuda uzmanlaşmış pediatrik radyologlar tarafından yapıldığında son derece basit ve hastayı az rahatsız eden bir incelemedir.


Böbrek enfeksiyonlarına bağlı, böbreklerde skar (hasar) gelişip gelişmediğini anlayabilmek için en güvenilir yöntem DMSA böbrek sintigrafisi olup, nükleer tıp uzmanlarınca yapılmalıdır.

Reflü özellikle küçük yaşlarda tanı almışsa ve çok yüksek dereceli değilse kendi kendine düzelebilir. Burada önemli olan düzelme için beklenirken çocuğun böbrek enfeksiyonu geçirmesine engel olabilmektir. Reflü tanısı alan çocukların büyük kısmında koruyucu (profilaktik) antibiyotik başlanarak beklemek başlangıçta yeterlidir. Beklemek ile düzelmeyen, ya da antibiyotiğe rağmen tekrarlayan enfeksiyonları olan çocuklarda cerrahi tedavi gerekir.

Özgürlük ilanı


Zamanın hızına, Dora’nın büyümesine yetişemiyorum. O büyüdükçe ben daha düşkün hale geliyorum, o daha bireyselleşiyor. Son zamanlarda ülkede çocukların başına gelen kötü olaylar, mutsuzluk yarattı, enerjimizi düşürdü ve beni “daha da endişeli” bir anne haline getirdi. Anlatmak, yazmak gelmedi içimden…

Dora hızla büyüyor, gelişiyor, içinden afacan bir çocuk çıktı ortaya… Ben sakin, zarif bir kız çocuğu olacağını düşünürken o oldukça rahat, aktif, dişli, istediği için uğraşan bir çocuk oldu. Kendi karakteri, tercihleri oturdukça yeni sürprizler yaşatıyor bize. Algıları açık bir çocuk olmasını seviyorum, gözlem yapmasını, tepki vermesini… Özgür ve rahat yetişmesini istiyorum, bize bağımlı olmamasını… Zaten pek de niyeti yok. Bizim yoğunluğumuz yüzünden bir hafta annemlerde kaldı, daha büyümüş, daha mutlu döndü. Yaz tatilini de yine annemlerle Akçay’da geçirecek, onun için iyi olacağını düşünüyorum ama bizim için kesinlikle çok zor olacak.

Biraz geç olmakla birlikte ilk üç kişilik tatilimizi de yaptık. Şimdiye kadar hep annemler yanımızdaydı, bu kez üçümüz çıktık. Güzeldi, Dora ile olmak zorluk yaratmadı. Ortama uyum sağladı, parkta oynadı, hayvanları kovaladı, akşam yemeğindeki müzik hoşuna bile gitti. Uykuya düşkün olduğu için yatağını aradı sadece, benim yanımda uyudu, sonra yatağa koydum, bu da benim hoşuma gitti tabi… Bunu yapabilmiş olmak da rahatlattı beni. Tatil için endişem kalmadı artık.

Konuşması ilerliyor, bir süredir taleplerini daha güzel anlatıyor, çok düzgün “anne” diyor ve beni mest ediyor. Son numarası bezini kirlettiğinde yeni bez alıp, örtüsünü serip uzanması ki bu da annemi mest ediyor. Söylediğimiz çok şeyi anlıyor artık, istediklerini bazen kelimelerle, bazen işaretlerle de olsa anlatabiliyor. Kendi zevkleri, tercihleri var artık.

Açık hava, parklar tercih nedeni ama havuz her zaman favorisi, yüzmeye az kaldı gibi görünüyor. Suyu, suda bağımsız olmayı çok seviyor. Yiyeceklerini, giysilerini, oynayacağımız oyunu artık o seçiyor, bizim evde bir bebek değil, küçük bir çocuk var artık…
Az görüşmek her zaman en büyük derdim. Artık o da bunu çok açık gösteriyor. Benim yanımdayken diğer insanlara tepkileri değişiyor. Gün içinde birlikte olduğu annemden bile uzak duruyor. Her şeyi benimle yapmak istiyor ama bana da çok sinirleniyor. Sanırım onu bırakmama tepki olarak hırçınlaşıyor. Üzülüyorum ama en çok da onun etkilenmesine üzülüyorum. Yaz tatilini uzak geçirecek olması beni çok endişelendiriyor, bakalım nasıl olacak?


Babasıyla arası çok iyi, onu çok seviyor. Biraz gecikse telefon etmek istiyor. Telefonda sadece kahkaha ve “baba” diye çığlık atsa da çok mutlu oluyor babasıyla konuşurken. Dedeye de çok düşkün, bildiği “dede”, yani benim babam için o bir prenses zaten, hiç dayanamıyorlar birbirlerine, onu da çok özlüyor. Çok ilginç geliyor, geçen yılki o bebek bu yaz küçük bir insan oldu ve biz onu çok seviyoruz.



17 Nisan 2014 Perşembe

Diş perisi

Son zamanlarda bizim için en önemli konulardan biri Dora’nın dişleri… Altı buçuk aylıkken ilk dişini çıkardı, sonrası ardı ardına geldi. Genelde sıkıntısız çıktı dişleri, belki biraz iştahsızlıkla… Diş temizliğini genelde mendiller ve suyla yaptık uzun süre. Yaşına doğru artık diş fırçasını kullanmaya başlamamız gerektiğini düşündüm. İlk diş fırçasını ve macunun daha doğmadan almıştım, R.O.C.S. marka. İlk başlarken ağzını açması için bile çok uğraştım, dişlerini sıktı, fırçayı ısırdı, elimden alıp attı… Zamanla daha başarılı olmaya başladım, fırçalamaya izin veriyor artık. Sadece suyla fırçalıyoruz, gündüz kahvaltıdan sonra annem, gece yatmadan önce ben ya da Ayhan… Artık alıştı, en azından ne olacağını biliyor, yardımcı oluyor, kendi eline alırsa bir iki sürüp sonra ısırıyor… Olsun böyle öğrenek, en azından bir alışkanlık kazanması için önemli…

Bebeklerin ilk dişi çıktığında bir diş hekimi kontrolü öneriliyor. Dora 10 aylıkken alt iki dişinin ortasında bir sararma fark ettim, yıkıldım tabi. Demir damlaları boyar dişleri ama hiç demir kullanmadım Dora’ya, hiç ihtiyacı da olmadı. İdrar yolu enfeksiyonu için kullandığımız antibiyotik aklıma gelmeyince çürük olduğunu düşünerek çok değerli diş hekimim Yusuf Bey’in yanında aldı Dora soluğu. Ben gidemedim, Ayhan ve annem götürdü. Neyse ki antibiyotiğe bağlı boyama olduğunu söyleyerek içimizi rahatlattı, bir süre sonra geçti zaten.
 
 

Dişler her zaman sıkıntı olmuştur bizim için. Benim hassasiyetimin yanında 20 yaş dişlerim yönlerini şaşırıp yatay çıkmaya çalıştıkları için operasyonla alındılar, diş hekimlerinin çekindiği bir operasyon olunca tanışmıştım Dt. Yusuf Atuğ ile… Zor bir operasyondu, sonrası ataklarla benim için de ağır oldu ama sonuç başarılıydı. Daha sonra Ayhan’ın TUS’a cebinde anestezik iğnelerle girmesine neden olan diş problemini de çözünce bizim için çok önemli biri oldu. Artık Dora’nın da diş hekimi, onunla ilgili ilk verdiği haberler güzeldi, umarım hep böyle olur…

Çocuk ağız ve diş sağlığı (Pedodonti)                                                          

Çocukların dişleri niye çürüyor?

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.

Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürük oluşumu engellenebilir mi?

Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" denilen malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçük azı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı gibi maddelerin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçük azı dişlerine de uygulanabilir.

Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Süt dişlerinin önemi nedir?

Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır.
Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.

Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?

Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.

Çocuklarda diş yaralanmaları                  

Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır.  Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.

Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen diş hekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.

Bebeklerde ağız bakımı                                              

Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.

Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.

Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?

Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.

Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında) başlanması uygundur.

Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.


Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.


Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım? 

Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.

Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri:

1) Diş Gıcırdatma:

Nedenleri
Stres, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.

Belirtileri
Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.

Tedavisi
Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilen bir gece plağı yapılır.

2) Parmak Emme:

Nedenleri

Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı basınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.

Tedavisi
Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hem de daha kolay bırakılabilir.
Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır.
Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır.
Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir.
Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.

3) Emzik

Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.

4) Biberon çürüğü

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce ya da uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?
Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?

Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.

Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.

Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.

Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.

İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğü önemli midir?
Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü sebebi ne olabilir?
Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.


Çocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır?

Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu  kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır. Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.

Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürsüz diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır. 6 yaşından sonra florürlü macunlar kullanılmalıdır.

Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuk dişlerinde acil durumlar            

Diş ağrısı:
Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış  yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.

Isırılmış dil, dudak, yanak:
Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.

Diş Tümüyle Çıkmışsa:
Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.

Süt veya sürekli dişlere travma:
Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.
Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa kırık diş parçalarını saklayın.

Süt dişleri:
Süt dişleri toplam 20 tanedir.

Süt dişlerinin aralarının açık olması normaldir. Bunun nedeni yerlerine gelecek daimi dişlere yer sağlamaktır.

Süt dişlerinde de çürük oluşabilir. Bu çürüklerinde mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Süt dişleri iltihaplanmış ise önce kanal tedavisi denenmeli, mümkün olmazsa diş çekilmelidir.

Süt dişleri zamanından önce çekilirse, alttan gelen daimi dişe yer kalmaz ve yer darlığı oluşur.

Süt dişlerindeki çürükler; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir. Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.
 

6 Mart 2014 Perşembe

Su kuşu

Dora suyu sevdiğinden, bir de bebeklerin suda daha rahat olduklarını bildiğimden erken dönemde yüzme öğrenmesini istemiştim. Aslında planım 6. ayda başlamaktı ama, önce aşılarının eksik olması sonra da yaşadığımız idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle bir türlü yüzme derslerine başlayamamıştık. Üç ay idrar kontrolünde sorun çıkmadı, ultrason normal ve geçirdiği enfeksiyon da şüpheli olunca bu ay denemeye karar verdim.

 
Yüzme dersi için merkezleri daha önce araştırmıştım zaten. Denenebilecek seçenekleri ikiye indirmiştim. Aquababies daha popülerdi ilk dönemde ama dersler için otel havuzlarını kullanmaları beni düşündürdü. Suyun soğukluğu için yüzme giysisi öneriyorlar ama otel havuzunun bir bölümü onlara ait oluyor,  müşteriler de kullanmaya devam ediyor. Temizleme de klorla yapılıyor elbette. Bir yaşına kadar havuza sokmak benim zaten onaylamadığım bir durum, bir de otel havuzları kafamı karıştırmıştı. Sonra Aqua-tots’u keşfettim. Havuz sadece bebek ve çocukların kullanımı için tasarlanıp, özel olarak ısıtılıyor. Havuz suyu 32 derece, havuz çevresindeki hava sıcaklığı ise 30 derece. Bu şekilde çocuklar havuzun içinde oldukları sürede veya çıktıklarında üşümüyorlar. Havuz ozonlama sistemi ile temizleniyor ve su değerleri gün içinde 5 defa Aqua-tots tarafından haftada iki defa ise profesyonel bir laboratuar tarafından test ediliyor. Bu şartlar bana oldukça güven verdiği için Aquababies’i denemeden karar verdim.

 
Kayıt yaptırmayı planlayarak Dora’nın tepkilerini ölçmek için deneme dersine gittik. Bir gün önce ajansın fotoğraf çekiminde çok huysuz olduğu ve çekime izin vermediği için suyu sevdiği halde kafamda sorular oluşmuştu. Büyüdükçe yabancılara tavrı daha sert olmaya başladı. Dersimizin sabah saatlerinde olmasını tercih ettim, Dora öğleden sonra keyifsiz olabiliyor çünkü.  Pazar sabahı olunca erkenden vardık, iyi de oldu, ortama alıştı, hatta saatimizi beklerken havuza gitmek istedi.

 
Öğretmenimiz bizi çağırdığında onu yabancıladı, gitmek istemedi. İlk dakikalarda komutları hiç önemsemedi, oturur pozisyonda kaldı, ağladı, sadece bana sarıldı, hatta yapıştı. Ayhan’la birbirimize bakıp, olmayacak, diye düşündük. Öğretmenimiz çok tatlı ve anlayışlı olduğu için Dora’nın suyuna gitmeye çalıştı. Bir süre sonra birden patladı, kollarını, bacaklarını çırpmaya, kahkahalar atmaya başladı. Sudan çıkarınca kendi atlamak istedi. Öğretmenimiz dahil herkes tavrındaki ani değişikliğe şaşırdı ama çok da hoşumuza gitti. Ders sonunda hepimiz mutlu olduk. Kesinlikle yüzme okuluna devam etmeye karar verdik.

Hem Dora’nın sosyalleşmesi, hem de suya alışması için iyi olacağını düşünüyorum. Gymboree de keyifli ama suda olmak daha cazip. Dönüşümlü olarak yapabiliriz sanırım ama şimdilik yüzme okulunu tercih ettik. Dora’yla geçirebileceğimiz sadece hafta sonlarımız olduğu için en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz. Yanında havuza girebilmek için Ayhan’la yarışıyoruz şimdilik, sanırım sırayla yapmak zorunda kalacağız…

 
Aqua-tots’da bebekler yaşlarına ve sudaki durumlarına göre  seviyelere ayrılıyor, derslerle arttıkça seviyeler de ilerliyor:

1.Seviye - Minik Kurbağalar (6 ay - 18 ay)
Bu seviye Dora’nın dahil olduğu sınıf. Bebekleri havuz ortamına alıştırmak ve gerekli ana becerileri çocuklara ve ebeveynlere kazandırmak için tasarlanmış. Eğitim boyunca sosyal etkileşimi ve eğlenmeyi teşvik eden bir ortamda ebeveyn ve bebekler suya alıştırma teknikleri, başlangıç seviyesinde nefes kontrolü ve su yüzünde kalabilmeyi, baloncuk çıkarmayı, suya girip çıkma, sırt üstü durma ve ayak çırpma tekniklerini öğreniyorlar.

2.Seviye - Minik Balıklar (18 ay - 3 yaş)
Bu seviye, çocukların bağımsız birer yüzücü olmalarını sağlamak amacıyla kas koordinasyonlarını artırmak için tasarlanan bir çocuk yüzme dersi seviyesidir. Ebeveynler ve çocuklar yüzme eğitmenleri ile beraber çalışarak su yüzeyinde kalma ve nefes kontrolünü pekiştirir, kaymayı, suya batmayı, ayak çırpmayı ve kendi başlarına suya girip çıkmayı öğrenirler. Minik Balıklar'da yüzme derslerinin düzeni ve öğretilen beceriler Minik Kurbağalar'a benzemekle beraber program yeni yürümeye başlayan çocuklara özgü ihtiyaçların karşılanması ve artmış olan kas koordinasyonu için özel olarak tasarlanmıştır.

3.Seviye - Kurbağalar (30 ay - 3 yaş)
Bu seviye, neredeyse tek başına yüzebilen ve suda kendini rahat hisseden çocuklara yöneliktir. Kurbağalar düzeyinde amaç ebeveyn olmadan yüzmeyi kolaylaştırmak, akıcı hale getirmek daha ileri seviyelerde öğrenecekleri tekniklerle çocukları tanıştırmaktır.

4.Seviye - Denizatları (4 yaş ve üstü)
Bu seviye, çocuklara bağımsız yüzme tekniklerini öğretmek için tasarlanmıştır. Amaç onların suda kendilerine güvenmelerini sağlayarak daha güçlü ve güvenli yüzücüler yaratmaktır. Bu seviyede çocuklar yüzüstü ve sırtüstü kaymalar, ayak vuruşları ve dönmeler üzerinde çalışır, seviye sonunda da bağımsız yüzmeye başlarlar.

5.Seviye - Denizyıldızları (4 yaş ve üstü)
Bu seviye, suda kendini tamamen rahat hisseden çocuklar içindir. Çocuklar serbest yüzme stili ve bazı sırtüstü yüzme teknikleri ile tanışır. Aynı zamanda suda serbestten sırtüstüne, sırtüstünden serbeste geçiş teknikleri öğrenirler ve dayanıklılık geliştirmeye başlarlar.

6.Seviye - Fok Balıkları (5yaş ve üstü)
Bu seviye, havuzu baştan başa desteksiz yüzebilen çocuklar için. Amacı onların güçlerini dayanıklılıklarını artırarak serbest stil ve sırtüstü yüzüş sırasında doğru nefes almalarını sağlamak ve kurbağalama yüzme stiliyle tanıştırmaktır.

7.Seviye - Köpekbalıkları (6 yaş ve üstü)
Bu seviye, çocuklara beş yüzme stilinin de doğru kulaç tekniklerini öğretmeyi amaçlar (serbest, sırtüstü, kurbağalama, kelebek ve yan yüzme), yüzücüler doğru uygulama, kuvvet ve dayanıklılığa odaklanırlar.

8.Seviye - Vatozlar (6 yaş ve üstü)
Bu seviye, tüm stillerin mükemmelleştirilmesine ve yüzücülerin sportif yarışmalara hazırlanmasına odaklanır.





19 Şubat 2014 Çarşamba

Yeni yıl, yeni yaş, yeni Dora...

Yeni yıl ve kızımın yeni yaşıyla yine hayatımızda değişiklikler olmaya başladı. Dora büyüdüğünü bize çok net hissettirdi bu ay. Artık tepkileri daha net ve anlaşılır, Yürüyor, kendi uyuyabiliyor. Bu ayın hatta yeni yaşının en önemli getirileri bunlar. Yürümek ona inanılmaz bir özgürlük duygusu verdi, çok daha mutlu artık.


Uyku eğitimi benim için her zaman ürkütücü ve stresliydi. Genelde Dora’ya istemediği bir şeyi yaptıramadığım için mümkün gelmiyordu. Onu gün içinde çok az görebildiğim içinde uyutma aktivitesinden vazgeçmek cazip değildi benim için. Yine onun istediği oldu. Doğum gününden birkaç gün önce artık onu uyutamaz oldum, kucağımda uykuya dalıyor, bırakınca uyanıyordu. Yine o kabus günler geri mi geldi diye düşünmeye başlamıştım. Sonunda yatağa bıraktığımda uyanırsa da kucağıma almamaya karar verdim. Bir kaç gün arkamdan ağladı, odadan çıktım, kapısını kapattım. Birkaç dakikayı geçmedi, sustu ve uykuya daldı. Bir süre sonra sütünü içip kucağımda biraz bana sarıldıktan sonra yatağını göstermeye başladı. Yatağa koydum, sevinçle ellerini ayaklarını sallayıp yüzüstü döndü ve uyudu. İlk defa da inanamadım ama bir ayı geçti artık akşam ritüelimiz bu. Kucakta uyumuyor artık, yatağını istiyor ve kendisi uyuyor. Gece uyanırsa yatağında müzikli oyuncakları çalıştırıyor, sesini duyuyoruz ama yanına gitmiyoruz, kısa sürede yeniden uyuyor. Kendimi uyku eğitimi vermiş gibi hissetmiyorum, Dora’nın ilk aydan sonra hiç uyku sorunu olmadı. Bunu da kendi kendine hallettiğine göre onu hiçbir şey için zorlamama kararımın ne derece doğru olduğunu bir kez daha gördüm. Umarım hep böyle iyi huylu, algısı kuvvetli ve uyumlu bir bebek olur…
 
 
Bu ay benim hayatımla ilgili bir başka değişiklik de çalıştığım hastane oldu. Akşam biraz gecikirsem iki saati aşan yol ve Dora’yı görememek katlanılmaz olunca eve yakın bir hastane arayışım arttı. Tam bu sırada daha önce düşündüğüm tam dört hastanede kadro açıldı. Görüşmeler sonucunda eve 15 dakika yürüme mesafesinde olan bir hastaneye geçtim. Eski bir hastane Ethica İncirli Hastanesi. Fiziki şartlar diğer hastaneyle karşılaştırılamasa da işe yürüyerek gidip gelebilmek İstanbul şartlarında çok büyük bir lüksmüş. Spora gidemediğim için de benim için ayrı bir lüks. Şimdilik yeniden alışma dönemi zor geliyor tabi ki ama ilki gibi olmaz herhalde, özel sektörde buna alışmalıyım. Ne de olsa artık her şeyde öncelik Dora için…
 
 
 

25 Ocak 2014 Cumartesi

Çok sosyal medya...

Dora'nın anne bebek dergilerinde yer almasından sonra medyanın bize ilgisi arttı sanki. Komik ama aynı hafta bir fuar organizasyonundan bir de televizyon programından uzman konuşmacı olmak için teklif aldım. Çocuk uzmanı olmam cazip geldi tabi ki.

Fuar zaten bol bol tecrübe ettiğim anne bebek fuarı, geçen yıl da "anneysen" sitesi için konuk olmuştum. Bu defa "Bebeğim ve Biz" dergisi standında annelerle buluştuk. Güzeldi ama benim için süpriz Dora'nın kapak olduğu sayının kocaman basıldığı bir panonun önünde söyleşi yapmaktı. Hastane ekibi de beni yalnız bırakmayınca iyi bir gün geçirdik.


Ertesi gün Star TV sabah haberlerinde emzirmeyle ilgili bir söyleşi için teklif geldi. Kısa ama keyifliydi. Hazırlanma aşaması hariç tabi, o kısmı sıkıcıydı... Bu tarz şeylerin faydalı olacağını düşünüyorum. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek...