2 Temmuz 2013 Salı

Antikor karmaşası

Obsesif kişiliğim, Dora’nın kromozom kırığı taşıyıcılığı ile birleşince hayat benim ve hatta bizim için zor olmaya devam ediyor. Ne kadar güzel ki kızımın şimdiye kadar bir sağlık problemi olmadı ama ben kurcalayarak sorun çıkarmayı becerebiliyorum. Kalbindeki delik gibi mesela. Kızamık salgını nedeniyle altı aylık olmadan antikor baktırmayı, belki aşı yaptırmayı düşünüyordum zaten, bir defa kan alınacakken hemogram ve demir de baktırmak istedim. Rutin 9 aylıkken bakılması gerekiyor ama mama yediği için ben demir proflaksisi başlamadım, bu yüzden görmek istedim. Derken biyokimya da bakalım kısaca, hadi immunglobulinlerini de görelim diye kızıma epeyce tetkik yaptırdım. Aslında altıncı ayda immunglobulinler düşer ama normal olduğunu görürsem kafamda bir soru daha biter diye ummuştum.

Bir çok kişiden duyduğum gibi “kurcalarsan bir şeyler bulursun” savı yine gerçek oldu. Hemogram, demir, biyokimya normal, kızamık IgG ne yazık ki negatif, kızamığa karşı koruyuculuğu yok. Buna üzülürken IgA düzeyinin alt sınırda, IgM’nin normalin altında olduğunu fark ettim. İmmun yetmezlik aklımdan hızla geçti tabi ama yaşı küçük ya, değildir diye düşündüm. Bir de klinik bulguları olur mutlaka, enfeksiyonlar, büyüme-gelişme gerilikleri, döküntüler, hepatosplenomegali, abseler… Neyse ki Dora’da hiç biri olmadı. Peki ya daha klinik oturmadıysa… Biraz araştırdım, referans aralıklarını ayına göre vermişler, IgA 8-80, IgM 35-102 arası 4-6 ay için normal değerler. Dora’nın IgA:8, IgM:29…Düşünüyorum, IgA eksikliği gördüm, sık enfeksiyona yakalanıyorlar ama IgM eksikliği hiç görmedim. Biraz literatür tanıdım, görmemiş olmam normal, görülenler yayın olmuş zaten, çok seyrek rastlanıyor, sık ve dirençli enfeksiyonlarla seyrediyor beklediğim gibi ama değerler Dora’nınkilere yakın, tabi yaşları çok daha büyük. Zaten bu 10. kromozomun neyi etkilediği bilinmiyor, her patoloji kafamda bir “acaba?” oluşmasına neden oluyor, yine yıkıldım tabi…

Biraz literatür karıştırıp canımı iyice sıktıktan sonra aklıma Mehmet abiyi aramak geldi, Göztepe’den allerji uzmanı Mehmet Özdemir. Zaten çok iyidir, çok severim, tezime de inanılmaz yardımcı olmuştu. Üzüldü duyunca, yanlış bakılmış olabileceğini, takip, belki antibiyotik proflaksisi gerekebileceğini, hayatında bir defa gördüğünü, çocuğun baş edemediği enfeksiyonları olduğunu anlattı. Kızımın böyle bir sıkıntısı olmaması onu da rahatlattı. Allerjiye yoğunlaştığı için immünoloji açısından daha iyi olan Öner beyin telefonun verdi, ona sormamı istedi. Doç. Dr. Öner Özdemir ben bitirdikten sonra Göztepe’ye başlamış, çok başarılı bir immunolog. Bir de Haluk hocayla da görüşmemi önerdi. Prof. Dr. Haluk Çokuğraş Cerrahpaşa’dan bir hoca, birkaç defa Göztepe’de seminerine katılmıştım. Önce Öner beyi aradım, çok iyi karşıladı, kliniğin olmamasının iyi olduğunu ama referans aralığını farklı hatırladığını, yanında kitap olmadığını, endişelenmememi söyledi. Ardından Haluk hocadan randevu almak istedim, sekreteri doktor olduğumu söyleyince telefonunu verdi. Hoca daha temkinliydi ama o da IgA’nın sınırda olduğunu, IgM’in ise uyarı almadığı için düşük olabileceğini söyledi. Gerçekten de Dora’yı o kadar koruyarak büyüttüm ki enfeksiyon etkenleriyle karşılaşıp IgM üretecek durumu olmadı. Biraz daha rahatlamışken ertesi gün Öner bey aradı, unutmamış, üşenmemiş, kitaplarına ulaşınca bakmış ve beni aramış. Referans aralıklarının değiştiğini, bizdeki değerlerin eski olduğunu, yeni çalışmalarda IgA eksikliği için 7’nin altı olması gerektiği, IgM normal değerlerinin 10-80 olarak yazdığını söyleyerek beni çok ama çok mutlu etti. Endişelerim tamamen olmasa da geçti. Obsesyonlarım sıkıntısını bir kez daha yaşamış oldum. Birkaç ay sonra tekrar kontrol baktırıp yükseldiğini görmek istiyorum, ancak o zaman tamamen rahatlayabilirim.

İmmun yetmezlik

İmmün sistem bir arada çalışarak vücudu istilacılardan koruyan, organlar, dokular, hücreler ve bu hücrelerin ürettiği salgılardan oluşan bir mekanizmadır. İmmün sistem vücudu dış etkenlerden (virüsler, bakteriler, mantarlar) ve içte ortaya çıkan hastalıklardan (kanser) korur. Ancak bazen immün sistemin kendisi, hastalık nedeni olabilmektedir.

İmmün sisteme dâhil olan hücrelere lökosit denir (akvuyar). Lökositler istilacı dış etkenleri arar, bulur ve tahrip eder. Lökositler vücutta çeşitli organ ve dokularda depolanmış halde beklemektedir. Mesela dalak, timus, lenf bezleri ve kemik iliği. İşte bu nedenle bu organlara “lenfoid dokular” denir. Lökositlerin bir kısmı da kan ve lenf damarları boyunca dolaşımda keşif halinde olup sorun yaratabilecek istilacıları arama halindedir.

Kabaca 2 çeşit lökosit vardır. Lenfositler: Yabancı hücrelerin tanınması, daha önce karşılaşılan yabancı hücrelerin “hatırlanması” ve yok edilmesine yardım edilmesi görevi üstlenirler. Fagositler: Yabancı maddeleri doğrudan “yerler”. Birkaç çeşit fagosit vardır. Bunlardan en bilineni nötrofil hücreleridir ki ana görevleri “bakterileri yemek”tir. Bundan dolayı bakteriyel enfeksiyonlar sırasında nötrofil sayısı artmaktadır. Kan sayımlarında artan nötrofil sayısı, bakteri enfeksiyonunun göstergesi olup bağışıklık sisteminin doğru düzgün çalıştığını anlatır.

Lenfositlere gelince: 2 çeşit lenfosit vardır: B ve T lenfositleri. İlk olarak kemik iliğinde kök hücrelerden türeyen lenfositlerin farklılaşması sonucu B ve T lenfositleri oluşur. Timüse gidenler T lenfositi olur ve asker görevi üstlenerek doğrudan istilacılarla savaşır. Kemik iliğinde kalarak B lenfositine farklılaşanlar ise “askeri istihbarat” görevi üstlenir yani yabancı hücreleri tanır, onlara yapışır ve onların immün sistemin diğer hücreleri tarafından tanınmasını sağlar.

Aşılamada da esas olay vücuda zayıflatılmış veya öldürülmüş mikropları vererek immün sistemin bunları tanımasını, daha sonra gerçek mikrop vücuda girdiğinde hemen bertaraf edilmesini sağlamaktır.

Vücutta bin antijen varlığı bağışıklık hücrelerince fark edildiğinde (mesela zararlı bir mikrop veya aşıyla verilen virüs) birçok hücre birlikte çalışmaya başlar. Mesela daha önce bu hücreyle vücut karşılaşmışsa “hafıza hücreleri” devreye girer ve B lenfositlerini uyarır. B lenfositleri de antikor üreterek mikrobun öldürülmesini kolaylaştırır. Antikorlar mikrobun üzerini kaplar, T lenfositleri de antikor kaplı mikropları da “yer”. Antikorlar aynı zamanda mikropların ürettiği toksinleri de bertaraf etmeye yararlar.

Üç tür bağışıklık vardır: Doğumsal, edinsel ve pasif immünite. Doğumsal İmmünite: Mesela deri bariyeri doğal savunmadır. Tükürük ve gözyaşındaki bazı maddeler, kulak kirindeki doğal antibiyotikli yapışkan salgı, midenin asidi de doğal bağışıklığın parçalarıdır. Ayrıca bazı virüslere ve canlılara da insan “doğal olarak” bağışıktır.

Edinsel İmmünite: Yaşam boyu karşılaşılan mikroplarla hastalanarak edinsel bağışıklık gelişmektedir. Ana sınıfına başlayan çocuğun sık sık hasta olması ama zamanla hastalık sayı ve sıklığının azalması gibi. Aynı şekilde aşılamayla da edinsel olarak hastalıklara karşı bağışıklık gelişmektedir.

Pasif İmmünite: Başka yerden “ödünç” alınan immünitedir. Anne sütüyle geçen antikorlar anneden bebeğe geçen, “annenin” immünitesidir. Ayrıca yılan sokmasında kullanılan serumdaki antikorlar da başka kişilerin kanından elde edilen antikorlardır.

İmmün sistemin başlıca 4 tür hastalığı vardır:

İmmün yetmezlikler: İmmün sistemin değişik komponentlerinin bozukluğudur. Doğuştan olabildiği gibi AIDS veya kanser tedavisinde kemoterapi ilaçlarının etkisiyle sonradan da olabilir. Hücrelerde sayı eksikliği, hücrelerde işlev bozukluğu, antikor üretim eksikliği vs. değişik hafif veya ağır çok sayıda immün yetmezlik tanımlanmıştır.

İmmünglobülin A Eksikliği: En sık rastlanan immün yetmezliktir. Toplumda her 700 kişiden birinde rastlanmaktadır. B lenfositlerinin ürettiği antikor çeşitlerinden biri olan A tipi immünglobulini değişik derecelerde eksikliği görülür. İmmünglobülinin eksiklik düzeyine göre hastalığın şiddeti de ağırlaşır. IgA ne kadar düşükse hastalıklar o kadar sık ve ağır olur. Bu bebeklerde 6. aydan itibaren sık sık ateşli enfeksiyon geçirme, sık bronşiolit geçirme hikayesi vardır.

Otoimmün hastalıklar: Bu hastalık grubunda bağışıklık sistemi, değişik vücut dokularını “yabancı” olarak algılamakta ve vücut kendi kendine zarar vermektedir. Neden ve nasıl olduğu bilinmeyen bu hastalık grubu hala tam olarak anlaşılmamıştır. Çocukluk çağında en sık rastlanan otoimmün hastalıklar lupus ve juvenil romatoid artrittir.

Alerjik hastalıklar: Çevredeki bazı maddelere bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonudur. Mesela ev tozu akarı her yerde olduğu halde sadece bazı kişilerde ev tozu alerjisi çıkmaktadır. Aynı şekilde inek sütü proteini alerjisi de bazı çocuklarda çok ağır bazılarında hafif olmakta, ama birçok kişide hiç görülmemektedir. Ev tozunun veya inek sütünün bazı kişilerde neden alerji yaptığı tam bir muammadır.                                                                                       
İmmün sistem kaynaklı kanserler: Lösemi ve lenfomalar…

4 yorum:

  1. Kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yazı olmuş, teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim, teşekkür ederim...

      Sil
  2. Merhaba 4 yaşındaki kizimdada iga dusuklugu mevcut yükselebileceğini söyledi doktorlar yukselemeyebileceginide okudum malesef, 4 aydır immunolojide takipte 2ayda bir immunogloblunleri kontrol ediliyor seviyesi ortalama aynı devam ediyor su an 16.4, alt sinir 27 baya altındayız sınırın, belkide iyi şeyler tecrübe edinmiş annelerden iyi haberler duymaya ihtiyacim var

    YanıtlaSil
  3. oğlum 10 aylık ve iga değeri 10. ikinci kez bronşit geçirdiğimiz için kan tahlili yapılınca ortaya çıktı.doktorumuz tıp fakültesine yönlendirdi takibi için. eskişehirdeyim iyi bir immunologa ihtiyacım var.

    YanıtlaSil